1

Konu: Carlos Castaneda ve İzdeşlerin Röportajları

Carlos Castaneda, Taisha Abelar, Florinda Donner-Grau ve Carol Tiggs tarafından verilmiş röportajlar ve söyleşiler.

İÇİNDEKİLER :

- Mesaj No 2 : Castaneda'yı Görmek, 1972 TIKLAYINIZ

- Mesaj No 3 : Rüyacı, Florinda Donner-Grau, 1992, TIKLAYINIZ

- Mesaj No 4 : Gerçek Özgürlüğün İz Sürme Sanatı, Taisha Abelar, 1994, TIKLAYINIZ

- Mesaj No 5 : La Jornada Gazetesi'nin Röportajı, Carlos Castaneda, 1996, TIKLAYINIZ

- Mesaj No 6 : Carlos Castaneda ile Yemek Buluşması, 1996, TIKLAYINIZ

- Mesaj No 7 : Bilinmeyene Yolculuk, Carlos Castaneda, 1997, TIKLAYINIZ

- Mesaj No 8 : Röportaj -  Florinda Donner-Grau, Taisha Abelar & Carol Tiggs, 1997, TIKLAYINIZ

- Mesaj No 9 : Büyücülüğün Kıyısından ve Rüyalar : Carlos Castaneda ile Karşılaşma, 1997, TIKLAYINIZ

2

Cvp: Carlos Castaneda ve İzdeşlerin Röportajları

Castaneda'yı Görmek

Yayın Tarihi: Aralık 1972
Psychology Today
Sam Keen


Keen : Sizin üç kitabınızdan don Juan'ı takip ettiğim kadar, bazı zamanlar, onun Carlos Castaneda tarafından yaratıldığından şüphelendim. Gerçek olmak için fazlasıyla iyi birisi – insan doğası ile ilgili bilgisi neredeyse herkesten daha üstün olan bilge bir kızılderili.

Castaneda : Don Juan gibi bir kişiliği benim uydurmuş olmam fikri neredeyse inanılmazdır. O, benim Avrupalı entelektüel geleneklerime göre uydurulması güç bir tasvirdir. Gerçek daha tuhaftır. Ben don Juan ile işbirliği için hayatımda yapmam gereken değişikliklere dahi hazırlanmamıştım.

Keen : Nasıl ve nerede don Juan ile karşılaştınız ve onun çömezi oldunuz?

Castaneda : UCLA'daki lisans eğitimimi bitirmiştim ve antropoloji için master yapmayı düşünüyordum. Profesör olmaya niyetlenmiştim ve doğru yolla başlayıp tıbbi bitkiler konusunda küçük bir makale yayınlamam gerekiyordu. Don Juan gibi tuhaf bir tip bulmayı aklımdan bile geçirmemiştim. Arizonada bir okul arkadaşımla birlikte bir otobüs garajındaydık. Bana yaşlı bir kızılderiliyi işaret ederek peyote ve tıbbi bitkiler hakkında bilgisi olduğunu söyledi. Tüm havamı takınıp ona kendimi tanıttım ve dedim ki: “Biliyorum ki peyote hakkında engin bilgin var. Ben de peyote konusunda bir uzmanım (Weston La Barre'nin Peyote Kültü kitabını okumuştum) benimle yemek yiyerek konuşman işine yarayacak.” Şey, yalnızca bana baktı ve tüm meydan okumam eridi gitti. Dilim tutulmuş ve uyuşmuştum. Genellikle epey saldırgan ve konuşkandım ama bir bakışla susmam ciddi bir olaydı. Bundan sonra, onu ziyaret etmeye başladım ve bir yıl sonra, kendi öğretmeni tarafından ona öğretilen büyücülüğün bilgisini bana aktarmaya karar verdiğini söyledi.

Keen : Demek ki don Juan soyutlanmış bir olay değildi. Orada gizli bilgileri paylaşan bir büyücü topluluğu mu vardı?

Castaneda : Kesinlikle. Üç tane büyücü ve yedi çömezi tanıyorum, birçok başkası da var. Eğer Meksika'nın İspanyol keşfini okursanız, Katolik engizisyoncuların büyücülüğü şeytanın işi saydıkları için kökünü kazımaya çalıştıklarını göreceksiniz. Bu birçok yüzyıl için böyle oldu. Don Juan'nın bana öğrettiği çoğu teknik çok eskilere dayanmaktadır.

Keen : Büyücülerin kullandığı tekniklerden bazıları geniş çapta başka gizli gruplar tarafında da kullanılıyor. Kişiler genellikle rüya görmeyi kayıp eşyaları bulmakta kullanırlar, ve uykularında beden dışı seyahatler yaparlar. Fakat, don Juan ve Genaro'nun güpegündüz arabanı nasıl yok ettiklerini anlatırken, ben yalnızca kafamı kaşıdım. Biliyorum ki ipnotizma ile olan veya olmayan bir eşya ile yanılsama yaratılabilir. İpnotize edildiğini düşünüyor musun?

Castaneda : Belki de böyle bir şey. Fakat, don Juan'ın dediği gibi, genellikle bildiğimiz gibi birden fazla dünyanın var olduğunu kavramaya başlayarak başlamalıyız. Bizim gerçeklik hakkındaki normal beklentimiz sosyal fikir birliği ile yaratılmıştır. Dünyayı nasıl göreceğimiz ve nasıl düşüneceğimiz bize öğretildi. Sosyalleşmenin aldatmacası, kabul ettiğimiz tanımın gerçek dünyanın sınırlarını belirlediğini bize inandırmasıdır. Gerçeklik dediğimiz şey dünyaya bakmanın yalnızca bir yoludur, sosyal fikir birliği ile desteklenen yol.

Keen : Demek ki, büyücü de bir ipnotizmacı gibi farklı beklentiler inşa ederek ve hünerli işaretlerle sosyal fikir birliğine neden olarak alternatif bir dünya yaratır.

Castaneda : Aynen. İyi anladım ki büyücülük Talcot Parsons'un (Amerikalı Sosyolog, Filozof, Biyolog, Ekonomist) fikir yorumlarının koşuludur. Yorum algının ve lisanın toplam bir sistemidir. Örnek olarak, bu oda bir yorumdur. Birlikte bir toplamı oluşturmak için birçok soyutlanmış algıyı – zemin, tavan, pencere, ışıklar, halı vs. - üst üste yığdık. Fakat bu yolla dünyayı birlikte görmek için düşünmemiz gerekir. Bir çocuk, herkesin kabul ettiği tanımlamalara ulaştığını görene kadar dünyayı birkaç ön yargı ile araştırır. Dünya bir anlaşmadır. Yorumlama sisteminin, yürümek gibi bir şey olduğu görülüyor. Yürümeyi öğrenmemiz gerekir, fakat bir kez öğrendiğimizde, lisanın söz dizim kurallarına ve içerdiği algılama yöntemine bağımlı oluruz.

Keen : O zaman büyücülük, sanat gibi, yeni bir yorum sistemi öğretir. Örneğin, van Gogh geleneksel sanattan ayrılıp “Yıldızlı Geceleri” resmettiğinde şunu söylemek istedi : burada nesnelere yeni bir bakış açısı var. Yıldızlar canlıdır ve kendi enerji alanları çevresinde dolaşmaktadırlar.

Castaneda : Kısmen. Burada bir değişiklik var. Bir sanatçı genellikle eski yorumları yeniden düzenler, kendi bağlı olduğu düşüncelerine uygun olarak. Bağlı olduğu düşünceler, bir uzman olarak, kültürün içindeki anlamı kapsayan bir imasından ibarettir. Örneğin, benim temel düşüncelerim, birçok eğitimli batılı insan gibi, Avrupalı entelektüel dünyadadır. Bir düşünceyi bir diğerine bağlanmadan bırakamazsın. Yalnızca yorumları yeniden düzeltebilirsin.

Keen : Don Juan sizi yeniden sosyalleştirdi mi yoksa sosyallikten çıkardı mı? Yeni anlamları olan bir sistem mi öğretti, yoksa eski sitemi soyarak dünyayı merak eden bir çocuk gibi görmeniz için bir metot mu öğretti?

Castaneda : Don Juan ve ben bu konuda fikir birliğinde değiliz. Ben, onun beni yeniden yorumladığını, o ise yorumdan çıkardığını söylüyor. Bana büyücülüğü öğreterek yeni bir yorum bakışı verdi, yeni bir lisan ve yeni bir dünyayı görme yöntemi. Ludwig Wittgenstein'in dilbilimsel felsefesi hakkında don Juan'na biraz okuyunca güldü ve : “Arkadaşın Wittgenstein yuları boynuna çok sıkı bağlamış böylece hiçbir yere gidemiyor.” dedi.

Keen : Wittgenstein don Juan'ı anlayabilecek az sayıdaki filozoftan biridir. Onun kanısına göre pek çok lisan oyunu bulunduğundan – bilim, politika, şiir, din, metafizik, her biri kendi söz dizimi ve kuralları ile – büyücülüğü bir alternatif algı ve anlamlar sistemi olarak anlayabilirdi.

Castaneda : Fakat don Juan görme olarak kast ettiği şeyin dünyayı herhangi bir yorum katmadan kavramak olduğunu düşünüyor; saf mükemmel bir algı. Büyücülük bu amaç için aracıdır. Dünyanın size her zaman öğretilen kesinliğinin terk edilmesi için dünyanın yeni bir açıklamasının öğrenilmesi gerekir – büyücülük – ancak o zaman eski ve yeniyi birlikte tutabilirsiniz. Ondan sonra hiçbir açıklamanın kesin olmadığını göreceksiniz. Şaşkınlığı terk edeceksiniz; gerçek şaşkınlık dünyayı yorumlamadan görmektir.

Keen : Psikotropik ilaç kullanarak yorumlamadan görmenin mümkün olduğunu düşünüyor musunuz?

Castaneda : Zannetmiyorum. Timothy Leary gibi insanlarla olan didişmem bu nedenledir. Zannedersem, Avrupalılık düşünceleri nedeniyle uydurmaktadır ve yalnızca eski yorumları yeniden düzenlemektedir. Hiç LSD kullanmadım, fakat don Juan'nın öğretilerinden anladığıma göre sıradan yorumlamayı durdurmak, yorumlardaki tezatları abartmak ve kesinlikleri parçalamak için bu psikotropik ilaçlar kullanılır. Fakat tek başına ilaçlar dünyayı durduramaz. Bunu yapmak için bir alternatif tanımlamaya ihtiyacınız var. Bunun için don Juan bana büyücülüğü öğretti.

Keen : Bir tarafta Batılıların kesin olarak tek dünya dedikleri sıradan bir gerçeklik var, diğer tarafta ise büyücülerin bir başka gerçekliği. Aralarındaki köklü farklar nelerdir?

Castaneda : Avrupalılarda dünya gözlerin zihne gönderdikleri ile tanımlanır. Büyücülükte ise tün beden bir algılayıcı olarak kullanılır. Avrupalılara göre dünyayı orada görüyoruz ve kendimiz hakkında konuşuyoruz. Biz buradayız ve dünya orada. Gözlerimiz nedenleri besler ve nesler hakkında doğrusal bilgimiz yoktur. Büyücülüğe göre ise gözlerin bu zorunluluğu gerekli değildir. Tüm bedenimizle biliriz.

Keen : Batılılar bir özne ve bir nesnenin ayrı olduğunun varsayımı ile başlarlar. Biz dünyadan soyutlanmış bir durumdayız ve ona ulaşmak için uçurumları geçmemiz gerekir. Don Juan ve büyücülük geleneğine göre, beden zaten dünyadadır. Biz dünya ile birleşik bir haldeyiz, ondan yabancılaşmadık.

Castaneda : Bu doğru. Büyücülüğün faklı bir somutlaşma teorisi var. Büyücülükteki sorun, iyi bir algılayıcı olması için, bedeni uyumlu ve düzenli yapmaktır. Avrupalılar bedenlerini bir nesne olarak davranırlar. Onu alkolle, kötü yiyeceklerle ve kaygıyla doldurur. Bir şey yanlış gittiğinde, mikropların dışarıdan saldırdıklarını düşünürüz, ve bu nedenle iyileşmek için dışarıdan ilaçlar alırız. Hastalıklar bizim bir parçamız değildir. Don Juan buna inanmaz. Onun için hastalıklar insan ile onun dünyası arasındaki uyumsuzluktur. Beden bir farkındalıktır ve ona kusursuz davranılmalıdır.

Keen : Bunlar Norman O.Brown'nın dediklerine benziyor. Brown'ın düşüncesinde, çocuklar, şizofrenler ve Dionisos bilincindeki esrik kahinler, nesneleri ve diğer kişileri bedenlerinin bir uzantısı olarak farkeder. Don Juan, bilgi insanının solar plexus'tan (göbek sinir ağı) ışık lifleri ile dünyaya bağlanır dediğinde buna benzer bir şeyi kast etmektedir.

Castaneda : Çakal ile konuşmam, cisimleşme ile ilgili farklı teoriler için iyi bir örnektir. Bana geldiğinde ve ben: “Selam küçük çakal. Nasılsın?” dediğimde, “İyiyim. Sen nasılsın?” diye cevap verdi. Kelimeleri normal şekilde duymadım. Fakat bedenim çakalın bir şey söylediğini biliyordu ve ben bunu bir karşılıklı konuşma olarak tercüme ettim. Bir entelektüel olarak, karşılıklı konuşmalar ile ilişkilerim o kadar derindir ki, bu hayvanın benimle iletişim kurma hissini bedenim otomatik olarak kelimelere tercüme etti. Bedenimiz bilinmeyeni her zaman bilinen koşullarla görür.

Keen : Çakalların konuştuğu, her şeyin uygun ve parlak göründüğü büyülü bir bilinç konumunda olduğun sırada, sanki dünya canlı bir yer gibi görünür ve insan varlıkları tüm hayvanlarla ve bitkiler de dahil olmak üzere her şeyle bir duygu ortaklığında olur. Bizim algılayan ve iletişim kuran tek yaşam formu olduğumuzun kibirli varsayımını terk edersek, her çeşit varlığın bizimle konuştuğunu bulabiliriz. John Lilly yunuslarla konuşuyordu. Eğer tek zeki yaşamın biz olmadığımıza inanabilirsek, belki de kendimizi daha az yabancı hissedebiliriz.

Castaneda : Herhangi bir hayvanla konuşabiliriz. Don Juan ve diğer büyücüler için benim çakal ile konuşmam alışılmadık bir şey değildi. İşin doğrusu, arkadaş olarak daha güvenilir bir hayvanı seçmem gerektiğini söylediler. Çakallar hilekardır ve güvenilir değiller.

Keen : Hangi hayvanlar daha iyi arkadaş olurlar?

Castaneda : Yılanlar müthiş arkadaşlardır?

Keen : Eskiden bir yılanla konuşmuştum. Bir gece rüyamda, çocukken yaşadığımız evin tavan arasında bir yılan olduğunu görüyordum. Bir sopa alıp onu öldürmeye çalışmıştım. Sabah kız arkadaşıma rüyamı anlattım ve rüyada bile olsa yılan öldürmenin iyi bir şey olmadığını hatırlattı bana. Gelecek sefer eğer rüyamda bir yılan belirirse, onu beslememi veya dostça davranmamı önerdi. Takriben bir saat sonra, az kullanılan bir yolda skooter ile giderken, yola uzanmış ve güneşlenen bir buçuk metrelik bir yılanla karşılaştım. Yanına kadar geldiğim halde o hiç kıpırdamadı. Kısa bir süre birbirimize baktıktan sonra, rüyamda kardeşini öldürdüğüm için ona iyi niyetimi göstermeye karar verdim. Kuyruğuna dokundum. Kıvrıldı ve samimiyeti bozduğumu belirtti. Böylece vazgeçtim ve yalnızca seyrettim. Beş dakika sonra çalılıkların arasında kayboldu.

Castaneda : Onunla dostluk kurmadın mı?

Keen : Hayır.

Castaneda : Çok iyi bir arkadaştı. İnsan yılanları çağırmayı öğrenebilir. Fakat çok iyi bir durumda olman lazım, dingin, sakinleşmiş – arkadaşlık ruh hali içinde - kuşku veya bir beklentinin olmaması gerekir.

Keen : Yılanım bana doğa hakkında her zaman paranoyak hisler taşıdığımı öğretti. Hayvanları ve yılanları tehlikeli olarak tanımlıyordum. Bu karşılaşmadan sonra hiçbir yılanı öldürmedim, ve bir çeşit yaşayan bağımızın olması gerektiği bana daha mantıklı görünmeye başladı. Bizim ekosistemimiz değişik yaşam formları arasında iletişimi gayet iyi bir şekilde kapsayabilir.

Castaneda : Don Juan'nın bu konuda çok enteresan bir teorisi vardı. Bitkilerde, hayvanlar gibi, her zaman sizi etkiler. Eğer onları kopardığın için özürdilemezsen, muhtemelen hasta olursun veya kazaya uğrarsın, diyordu.

Keen : Amerikan kızılderilileri öldürdükleri hayvanlar için benzer inançlara sahip. Eğer, yaşaman için sana hayatını veren hayvana teşekkür etmezsen, ruhu sana sorun yaratabilir.

Castaneda : Tüm hayatla bir ortaklığımız var. Kasten bitki veya hayvan yaşamını yaraladığımızda, her zaman bir şeyler değişiyor. Yaşamak yerine yaşamı alıyoruz, fakat sıramız geldiğinde gücenmeden, yaşamımızı vermeye hazır olmamız lazım. Kendimizi o kadar önemli ve ciddi sanıyoruz ki, dünyanın büyük bir gizem olduğunu ve eğer dinlersek bunu bize öğretebileceğini unutuyoruz.

Keen : Belki psikotropik ilaçlar bir an için soyutlanmış egomuzu yok ederek doğa ile gizemli bir birleşime izin verir. İnsan ve doğa arasındaki duygu ortaklığını unutmamış çoğu kültürlerde törensel olarak psikodelik ilaç kullanımı vardır. Çakal ile konuştuğunda peyote kullanmış mıydın?

Castaneda : Hayır. Hiçbir şey kullanmamıştım.

Keen : Bu deneyim don Juan'nın psikotropik bitkiler verdiği benzer deneyimlerden daha şiddetli miydi?

Castaneda : Çok daha şiddetliydi. Psikotropik bitkiler kullandığım zamanlarda, bir şey aldığımı biliyordum ve her zaman deneyimin geçerliliğini sorguluyordum. Fakat çakal benimle konuştuğunda, savunmam yoktu. Hiçbir şekilde bunu açıklayamıyordum. Gerçekten de, kısa bir süreliğine dünyayı durdurmuş ve Avrupa yorumun sisteminden tamamen ayrılmıştım.

Keen : Don Juan'nın çoğu zaman bu bahsettiğin farkındalık düzeyinde yaşadığını düşünüyor musun?

Castaneda : Evet. O büyülü bir zamanda yaşıyor ve ender olarak sıradan zamana dönüyor. Ben sıradan zamanda yaşıyor ve ender olarak büyülü zamana gidiyorum.

Keen : İnsanların ortak görüş birliğinden bu kadar uzak yerlere seyahat eden biri çok yalnız olmalı.

Castaneda : Sanırım öyle. Don Juan dehşet verici bir dünyada yaşıyordu, ve sıradan insanları çok geride bırakmıştı. Don Juan ve arkadaşı Genaro ile birlikte olduğum zamanlarda, sıradan toplumun debdebeli hayatının ve referanslar noktalarının dışında yaşadıkları için, onların paylaştığı yalnızlığı ve kederi gördüm. Don Juan'nın, yalnızlığı sanata dönüştürdüğünü düşünüyorum. Onun yaşamı, mucize, yalnızlık ve erk içeriyor ve onları kontrol ederek sanata çeviriyor. Yaşadığı mecazi yol onun sanatıdır. Bunun içi öğretilerinde bu kadar dramatik bir tat ve bütünlük bulunuyor. Yaşamını ve yöntemlerini bilerek öğretilerine göre yapılandırıyor.

Keen : Mesela, don Juan seni tepelere ava götürdüğünde bilerek bir alegori mi sahneledi?

Castaneda : Evet. Spor amaçlı veya karnını doyurmak için avlcılıkla ilgilenmezdi. Onu tanıdığım 10 yıl içinde bildiğim kadarı ile yalnızca dört hayvanı öldürmüştür, ve bu yalnızca ölümün onlar veya başka bir şey için ödül olduğundan olmuştur. Kurduğumuz bir kapana tavşan yakalandığı zaman don Juan, onun zamanı geldiği için öldürmem gerektiğini söylemişti. Çaresizdim çünkü o tavşan gibi olduğumu hissediyordum. Onu özgür bırakmaya çalıştım ama kapanı açamadım. Ayağımla ezerek kapanı açmaya çalışırken kaza ile tavşanın boynunu kırdım. Don Juan bana, bu fevkalade dünyada varolmanın sorumluluğunu almam gerektiğini öğretmeye çalışıyordu. Bana doğru eğilerek kulağıma fısıldadı: “Söyledim sana, tavşanın bu güzel çölde dolaşacak zamanı kalmamıştı.” Bana savaşçının yolunu öğretmek için kasten bir metafor yarattı. Savaşçı avlanan ve kişisel erk toplayan bir insandır. Bunu yapmak için sabrını ve azmini geliştirmeli ve her zaman tasarlayarak bu dünyada hareket etmelidir. Don Juan gerçek avı bana öğretmek için, bu çarpıcı durumu kullandı, çünkü doğrudan bedenime konuşuyordu.

Keen : En son kitabın Ixlan Yolculuğunda, ilk kitaplarındaki psikotropik bitki kullanımının don Juan'nın sana büyücülüğü öğretmeye yönelik esas yöntemi olduğu izlenimini tersine çevirdin. Onun ögretilerindeki psikotropik bitkilerin kullanım amacını şu an nasıl açıklıyorsun?

Castaneda : Don Juan psikotropik bitkileri benim çömezliğimin yalnızca orta döneminde kullanmıştı. Çünkü ben çok aptal, çok bilmiş ve kendini beğenmiş biriydim. Kendi dünya tanımlamamı sanki tek gerçekmiş gibi görüyordum. Psikotropik bitkiler benim yorumlama sistemimde bir uçurum yarattılar. Benim dogmatik kesinliğimi tahrip ettiler. Fakat muazzam bir bedel ödedim. Dünyayı birbirine yapışık tutan zamk eridiğinde, bedenim zayıfladı ve iyileşmem aylar sürdü. Endişeli ve en alt seviyede işlev görüyordum.

Keen : Don Juan dünyayı durdurmak içi düzenli olarak psikotropik ilaç kullanıyor mu?

Castaneda : Hayır. Kendi istediği gibi durdurabilir. Psikotropik bitki yardımı olmadan benim görmeye çalışmamın faydasız olacağını söylemişti. Fakat, bir savaşçı gibi davranırsam ve sorumluluk alırsam onlara ihtiyacım olmayacaktı; o zaman yalnızca bedenimi zayıflatacaklardı.

Keen : Herhalde böyle bir durum takipçilerinin çoğunu şok eder. Sen psikodelik devrimin koruyucu azizi gibisin.

Castaneda : Şu varki, onların benim hakkımda garip fikirleri var. Kalifornia, Long Beach'te vereceğim bir konferansa gidiyordum, beni tanıyan biri yanındaki bir kıza beni işaret ederek söyle dedi: “Hey, bu Castaneda.” kız ona inanmadı çünkü benim çok mistik biri olmam gerektiğini düşünüyordu. Bir arkadaşım benim hakkımda dolaşan bir çok hikayeyi toplamıştı. Mistik ayaklarım olduğu konusunda fikir birliğine varmışlar.

Keen : Mistik ayak?

Castaneda : Evet, İsa gibi çıplak ayakla yürüyormuşum ve nasır olmuyormuşum. Çoğu zaman uyuşturucu almış olduğumu sanıyorlar. Ayrıca intihar etmişim ve birkaç farklı yerlerde ölmüşüm. Üniversitemdeki bir sınıfta fenomenoloji, aidiyet, algı ve sosyalizasyonun incelenmesi hakkında konuşmaya başladığım zaman, çılgına döndüler. Gevşemek, zihinlerini açmak ve uçurmak gibi konuların anlatılmasını istiyorlardı. Fakat benim için kavrayış önemliydi.

Keen : Ortalığa sürekli söylentiler savruluyor. Don Juan hakkında bazı şeyler biliyoruz ama Castaneda hakkında çok az şey biliyoruz.

Castaneda : Bunlar bir savaşçı yaşamının tasarlanmış bölümüdür. Farklı dünyalara girip çıkabilmek için fark edilmez olarak kalmalısın. Hakkında ne kadar çok şey bilinir ve tanımlanırsa, özgürlüğün o kadar çok kırpılır. Kişilerin, senin kim olduğun ve nasıl davranacağın hakkında kesin fikirleri oluştuğu zaman hareket edemezsin. Don Juan'nın ilk öğretiği şeylerden biri, kişisel tarihimin silinmesi gerektiğidir. Eğer, yavaş yavaş çevrende bir sis perdesi yaratırsan, o zaman varsayılmış olarak kabul edilmeyecek ve değişim için daha geniş alanın olacak. Bu nedenle konferanslarda ses kayıtlarından ve fotoğraf çekimlerinden kaçınıyorum.

Keen : Belki de tarihsel olmadan kişilik olabiliriz. Şimdi sen çömezliğinle bağlantılı psikodelik deneyimin önemini en aza indirdin. Ve ortalıkta dolanıp, anlattığın gibi büyücülerin repertuarındaki hileli şeyleri yaparken gözükmüyorsun. Don Juan'nın öğretisinin senin için önemli olan unsurları nelerdir? Onlar tarafından değiştirildin mi?

Castaneda : Bence, son amacı dünyayı durdurmak olan, savaşçı ve bilgi adamı olma fikri, en çok uygulanabilir olanıdır. Yaşamımı kontrol edebilme yeteneği bana huzur ve güven veriyor. Don Juan'la ilk karşılaştığım zaman çok az kişisel erkim vardı. Hayatım çok tutarsızdı. Brezilya'da doğduğumdan bu yana çok mesafe katettim. Görünüşte, kavgacı ve kendini beğenmiş biriydim, aynı zamanda, kararsız ve kendimden emin değildim. Her zaman kendim için mazeretlerim vardı. Kendime acıma ile o kadar çok doluydum ki, bir keresinde don Juan beni profesyonel bir çocuk olmakla suçladı. Kendimi rüzgardaki bir yaprak gibi hissediyordum. Genelde pek çok entelektüel gibi sırtım duvara değmişti. Gidecek yerim kalmamıştı. Beni gerçekten heyecanladıracak herhangi bir yaşam tarzı bulamıyordum. Tek yapabileceğim şey, sıkıntılı bir hayata olgun biri gibi bazı düzenlemeler yapmak, veya eğlenmek için psikodelik ilaç ve ot kullanmak ve seks maceralarına atılmak gibi daha karışık yollar bulmaktı. Tüm bunlar benim iç gözlem alışkanlıklarımdan abartılmıştı. Her zaman kendime bakıyor ve kendim ile konuşuyordum. İç sesim seyrek olarak duruyordu. Don Juan gözlerimi dışa çevirtti ve kişisel erk toplamayı öğretti. Eğer biri coşkulu bir hayat yaşamak istiyorsa bunun başka bir yolu olduğunu zannetmiyorum.

Keen : Sanki don Juan, eski filozofların oyunu olan, ölümü gözlerinin önünde tutarak seni bağlamış gibi görünüyor. Don Juan'ın bu olağanüstü yaklaşımı beni etkiledi. Platon'un söylediği, bir filozof gerçek dünyada herhangi bir girişime başlamadan önce ölümü öğrenmeli ve Martin Heidegger'in insanı ölüme-giden-varlık olarak tanımladığı fikirler kulaklarımda yankılandı.

Castaneda : Evet, fakat don Juan'ın yaklaşımının tuhaf bir kıvrımı var. Çünkü ölümün hissedilen ve görülen fiziksel oluş olduğu, büyücülük geleneğinden geliyor. Büyücülükteki yorumlardan biri şöyle der: ölüm tam solunuzda duruyor. Ölüm, sana doğruyu söyleyen, kesin nasihatler veren, tarafsız bir yargıçtır. Hepsinden başka, ölümün acelesi yoktur. Seni yarın, veya gelecek hafta, veya 50 yıl sonra da olsa alacaktır. Onun için fark etmez. Neticede ölmen gerektiğini bildiğin bir anda öleceksin, ve bu ölüm doğru zamanda olacak. Sanırım bu fikri yeterli derecede inandırıcı yapamadım. “Ölüm solundadır” yorumu, entelektüel bir konu değil, bir algılamadır. Bedenin uygun bir şekilde dünyaya uyumluysa ve gözlerini sola kaydırırsan, olağanüstü olaya şahit olacaksın, bir gölge gibi ölümün varlığına.

Keen : Varoluşçu gelenekte, sorumluluk tartışmasını genellikle ölüm tartışması takip eder.

Castaneda : O halde don Juan iyi bir varoluşçudur. Yaşamımın bir dakika daha var olup olmadığını bilemediğim zaman, bunun hayatımın son dakikası gibi yaşamalıyım. Her eylem savaşçının son mücadelesidir. Bu nedenle her şeyin kusursuz yapılması lazım. Hiç bir şeyi askıda bırakmamak gerekir. Bu fikir beni özgürleştirmiştir. Şu an burada seninle konuşuyorum ve belki artık hiçbir zaman Los Angeles'e geri dönmeyeceğim. Fakat bunun bir önemi yok, çünkü ben daha gelmeden her şeyi zaten hallettim.

Keen : Seçimin trajik kalitesinin sonsuz zaman vizyonuyla yıkıldığı psikodelik ütopyalar, bu ölümlü ve kesinlik dünyasından çok uzaktadır.

Castaneda : Ölüm senin solunda durduğunda, bir takım kararlarla kendi dünyanı yaratmalısın. Burada küçük veya büyük kararlar yoktur, yalnızca şimdi alınması gerekli olan kararlar vardır. Kararsızlık veya pişmanlık için vakit yok. Eğer vaktimi dün yaptıklarımın pişmanlığı ile harcarsam, bugün vermem gereken kararları engellemiş olurum.

Keen : Don Juan sana kararlı olmanı nasıl öğretti?

Castaneda : Eylemleri yoluyla bedenime konuştu. Benim eski yöntemim her şeyi askıda bırakmak ve hiçbir şeye karar vermemekti. Benim için kararlar çirkin şeylerdi. Duyarlı bir insanın karar vermek zorunda olması bana haksızlık gibi görünürdü. Bir gün don Juan bana şöyle bir soru yöneltti: “Benim ve senin eşit olduğumuzu düşünüyor musun?” Ben entelektüel bir üniversite öğrencisiydim, o ise yaşlı bir kızılderiliydi, ben lütfederek şöyle cevapladım: “Tabi ki eşitiz.” O da şöyle söyledi, “Ben öyle olduğunu zannetmiyorum. Ben bir avcı ve savaşçıyım, sen ise bir pezevenksin. Ben her an yaşamımı özetlemeye hazırım. Senin kararsızlık ve keder dolu çürük dünyan benimki ile eşit değil.” Al İşte, ben kendimi çok aşağılanmış hissettim ve gitmek istiyordum ama çölün ortasındaydık. Yere çöktüm, kendi egomun tuzağına düşmüştüm. Don Juan eve gitmeye karar verene kadar bu şekilde oturarak bekleyecektim. Birkaç saat sonra, onun eğer burada beklemesi gerekiyorsa sonsuza kadar kalacağını anladım. Neden beklemesin ki? Karara bağlanmamış işleri olmayan biri için bu onun erkiydi. Sonunda farkına vardım ki bu adam, Yeni yılda 20 tane karar verip sonra tamamından vazgeçen babam gibi biri değildi. Don Juan'ın kararları ilgili olduğu süre için değiştirilmezdi. Ancak bir başka karar nedeniyle iptal edilebilirdi. Bu nedenle kalktım ona doğru giderek dokundum, o da kalktı ve eve gittik. Darbenin etkisi muazzamdı. Beni, savaşçının yolunun, coşkulu ve güçlü bir yaşam yolu olduğuna ikna etti.

Keen : Yani karar verme eylemi olarak, kararın içeriği çok da önemli değil.

Castaneda : Jestler yoluyla don Juan'ın kast ettiği şey buydu. Bir jest, karar vermekten gelen gücün üstlendiği planlanmış harekettir. Örnek olarak, eğer bir savaşçı uyuşmuş ve üşümüş bir yılan bulursa, onu ısırılmadan, sıcak bir yere götürecek bir yol bulmak için çabalaması gerekir. Savaşçı bu jesti sadece öylesine yapmalıdır. Fakat mükemmel uygulamalıdır.

Keen : Varoluşçu felsefe ile don Juan'nın öğretileri arasında birçok benzerlikler olduğu görülüyor. Karar verme ve jestler konusunda söylediklerin gösteriyor ki, don Juan veya Nietzsche ya da Sartre gibi kişiler, akıldan ziyade istencin en temel yetenek olduğuna inanıyor.

Castaneda : Sanırım söylediğin doğru. Kendi adıma konuşmam gerekirse, yapmak istediğim veya başarabildiğim, kontrolü akıldan uzaklaştırmaktır. Zihnim tüm yaşamımı kontrol ediyor ve kontrolü bırakmaktansa beni öldürmeyi tercih eder. Çömezliğimin bir noktasında derin bir depresyona girdim. Dehşet, hüzün ve intihar düşüncesi ile bunaldım. Don Juan sonra bunların, kontrolü elden kaçırmamak için aklın uyguladığı hileler olduğu konusunda beni uyardı. Onun söylediğine göre, aklım, yaşamam için hiçbir sebep kalmadığını hissetmemi sağlıyordu. Zihnim bu son savaşı başlattı ve kaybetti. Akıl artık, bedenin kullanımı için bir aygıt olduğunu anlamaya başladı.

Keen : “Kalbin de kendi sağduyusu olduğunu akıl hiç bilmez" ve bu durum bedenin geri kalanı için de geçerlidir.

Castaneda : Kastedilen nokta bu. Beden kendi istencine sahiptir. Daha doğrusu, istenç bedenin sesidir. Bunun içi don Juan sürekli olarak öğretilerini dramatik bir şekle sokmaktaydı. Benim zihnim kolaylıkla büyücülüğün dünyasını saçmalık diye defederdi. Fakat bedenim bu dünyayı ve yaşam tarzını cazip bulurdu. Ve beden bir kez bunu başardığında, yeni ve daha sağlıklı bir saltanat kurulur.

Keen : Don Juan'nın rüya tekniklerinde, rüya görüntülerini kasıtlı olarak kontrol etme ihtimalini önermesi dikkatimi çekiyor. İç dünya ile kalıcı ve istikrarlı bir gözlem kurmayı öneriyor. Evet birazda don Juan'nın rüya eğitiminden bahsedelim.

Castaneda : Rüya görmede esas numara, rüya görüntülerini dikkatlice bakmaya yetecek kadar tutmayı becermektir. Bu çeşit bir kontrolü elde etmek için ihtiyacın olan bir şeyi önceden seçmek ve rüyanda onu bulmayı öğrenmektir. Don Juan, ellerimi sabit bir nokta gibi kullanmamı, ve onlar ile görüntüler arasında ileri geri gitmeyi önerdi. Birkaç ay sonra, ellerimi bulmayı ve rüyayı durdurmayı öğrendim. Bu teknikle o kadar büyülendim ki uyumayı bile sabırsızlıkla bekler oldum.

Keen : Rüyada görüntüleri durdurmak, dünyayı durdurmak gibi bir şey midir?

Castaneda : Benzer bir şey. Fakat bazı farklılıklar da var. İradenle ellerini bulma kabiliyetine ulaşırsan, bunun yalnızca bir teknik olduğunun farkına varıyorsun. Bundan sonrası kontrol ile ilgilidir. Bilgi adamı kişisel erk toplamalıdır. Fakat bu da dünyayı durdurmak için yeterli değildir. Aynı zamanda bir coşku da gereklidir. Zihnindeki iç sesini susturmalı ve kendini dış dünyaya vermelisin.

Keen : Don Juan'nın dünyayı durdurmak için sana öğrettiği birçok teknikten, hangisini halen kullanıyorsun?

Castaneda : Şu andaki esas denetimim alışkanlıklarımı bozmaktır. Her zaman çok düzenli bir kişi olmuşumdur. Belli saatlerde yer ve uyurdum. 1965'te alışkanlıklarımı değiştirmeye başladım. Gecenin sakin saatlerinde yazıyor ve ihtiyaç hissettiğim saatte yiyor ve uyuyordum. Önceleri alışkanlığım olan pek çok şeyi artık bıraktım, kendim için dahi bilinmez ve sürpriz biri oldum.

Keen : Senin denetimin bana, iki çömezin mucizevi güçler hakkındaki övünmesini anlatan bir Zen hikayesini hatırlattı. Çömezlerden biri üyesi olduğu tarikatın kurucusundan, nehrin bir yakasında dururken karşı kıyıdaki yardımcısının elindeki kağıda Buda'nın ismini yazmasını istedi. İkinci çömez ise bu tür bir mucizenin etkileyici olmadığını söyledi. “Benim mucizem,” dedi, “aç olduğumda yemek, susadığımda su içmektir.”

Castaneda : Beni, Don Juan'nın gösterdiği yolu takip etmeye iten bu dünyadaki sorumluluk unsuruydu. Dünyayı aşmaya gerek yok. Bilmemiz gereken her şey karşımızdadır, ancak dikkatimizi verirsek görürüz. Olağan dışı bir gerçeklik durumuna girersen, psikotropik bitki kullandığında olduğu gibi, bu durum sadece sıradan gerçekliğin mucizevi karakterini görmek için ihtiyacın olan şeyden kendini geri çekmektir. Benim için yaşam yolu – yüreği olan yol – iç gözlem veya mistik olarak kendini aşmak değil, Dünyada var olmaktır. Bu dünya savaşçının avlanma alanıdır.

Keen : Senin ve don Juan'ın çizdiği dünya resmi, büyülü çakallarla doludur, büyülenmiş kargalar ve güzel büyücüler. Seni nasıl bağladığını görmek kolay. Fakat modern şehirli kişilerin dünyası için nasıl olacak? Büyü oranın neresinde? Eğer hepimiz dağlarda yaşasaydık mucizeyi canlı tutardık. Fakat bir yarımız otobana yakınlaştığında bu nasıl mümkün olacak?

Castaneda : Bir keresinde ben de don Juan'a bu soruyu sormuştum. Yuma'da bir kafe'de oturuyorduk, eğer kendisi ile birlikte çölde yaşarsam benim de dünyayı durdurup görebileceğim aklıma geldi. Camın dışında geçen arabalara baktı ve dedi ki : “Bu, dışarısı, senin dünyan.” Ben şimdi Los Angeles'te yaşıyorum ve bu dünyadaki ihtiyaçlarımı karşılayabiliyorum. Düzenli bir dünyada alışkanlıklar olmadan yaşamak bir mucizedir. Ama bu yapılabilir.

Keen : Gürültü seviyesi ve insanların sürekli baskısı, dünyayı durdurmak için gerekli olan sessizliği ve yalnızlığı tahrip ettiği görülüyor.

Castaneda : Aslında değil. Gürültü bu iş için kullanılabilir. Otobanın gürültüsünü dış dünyayı dinlemeyi öğrenmek için kullanabilirsin. Dünyayı durdurduğumuzda, aslında sürdürdüğümüz dünyayı durdururuz ve bu dünya, genellikle bizim iç konuşmamızla sürdürdüğümüz dünyadır. İçsel boşboğazlığımızı durdurduğumuzda, eski dünyamızı da sürdürmeyi durdururuz. Tanım çöker. Bu durum, kişisel değişim başladığında olur. Seslere yoğunlaştığında, farkına varırsın ki beyin için tüm sesleri sınıflandırmak zordur ve kısa bir sürede bunu yapmaktan vaz geçersin. Bu, bizi sınıflandırmaya, biçimlendirmeye ve düşünmeye sevk eden, farklı bir görsel algı gibidir. Konuşmayı kestiğinde, sınıflandırmadığında ve yargılamadığında çok huzur vericidir.

Keen : İç dünya değişir, fakat dış dünyaya ne olur? Bireysel bilinçlere köklü değişiklikler yapabiliriz, fakat halen yabancılaştırmanın yarattığı sosyal yapıya dokunamayız. Sizin düşüncenizde sosyal veya politik bir reform var mı?

Castaneda : Ben entelektüellerin her zaman politik ve sosyal devrimler hakkında konuştuğu ve birçok bombanın patladığı Latin Amerika'dan geldim. Fakat devrim çok şeyi değiştirmedi. Binaları bombalamak için biraz cesaret verdi, fakat sigara ikram etmek, veya endişeli olmayı durdurmak, veya içsel gevezeliği durdurmak için kendini yenilemen gerekir. Burası gerçek reformun başladığı yerdir. Çok uzun olmayan bir süre önce, Dünya Haftası kutlamalarında, don Juan ve ben Tuscon'da bulunuyorduk . Bazı insanlar ekoloji ve Vietnam savaşı hakkında bir konferans veriyordu. Bu adam devamlı olarak sigara içiyordu. Don Juan, “Kendi bedeni ile ilgilenmeyen bu adamın başka insanların bedeni ile ilgilenebileceğini düşünemiyorum.” dedi. Bizim ilk ilgimizin kendimiz hakkında olması gerekir. Ancak kendi enerjimin zirvesinde olduğumda ve karamsar olmadığımda arkadaşımı düşünebilirim. Bu durumda olmak için ise bedenimi düzenli tutmalıyım. Herhangi bir devrim burada, bu bedende başlamalı. Kültürümü değiştirebilirim, ama bunu yalnızca kusursuz bir şekilde bu acayip dünya ile uyumlu olan bir bedenin içinden yapabilirim. Benim için, gerçek başarı savaşçı olma sanatıdır, don Juan'nın dediği gibi, insan olma mucizesi ile insan olmanın dehşetini dengelemenin tek yoludur.

© Psychology Today
Yayın Tarihi : Aralık 1972

3

Cvp: Carlos Castaneda ve İzdeşlerin Röportajları

Rüyacı

Yayın Tarihi: Şubat 1992
Alexander Blair-Ewart'ın Florinda Donner-Grau ile röportajı,


Florinda Donner uzun zamandır Carlos Castaneda'nın çalışma arkadaşı ve rüyalarda birlikte yolculuk yaptığı yoldaşıdır. Bunun yanında Cadının Rüyası ve Shabono isimli kitapların beğenilen yazarıdır. Onun son kitabı 'Rüyacı': Büyücülerin dünyasına bir kabul töreni, onun duraksayışının ve bazende isteksizliğinin otobiyografik anlatımı, ve rüya görme çalışmalarında sık sık onu şaşkınlığa uğratan karşılaşmaları içeren bu kitap İlkbahar zamanı Kanada'da satışta olacaktır. Antropolog ve büyücü Florinda Donner, Los Angeles-California ve Sonora-Meksika'da yaşamaktadır.

Alexander Blair-Ewart : Şimdi kitabınızın başında, bu yaşayan efsaneye nasıl çekildiğinizi anlatıyorsunuz. Biraz bu efsanenin öyküsünden bahseder misiniz?

Florinda Donner : Evet o yaşayan ve Nagual'ın kaynağından çıkan bir efsanedir. Ancak bir efsane tekrar tekrar yaşanır. Gördüğünüz gibi, varlığını sürdüren bu efsanede Nagual ve onun topluluğunu oluşturan insanlar, çömezler ve büyücüler vardır. Aslında ben don Juan'ın çömezi değilim. Castaneda'nın çömeziyim ve Florinda'nın kız kardeşlerinden biriyim. Florinda bu sebeple bana ismini verdi. Dolayısıyla bunlar göz önüne alınınca, o varlığını sürdüren bir efsanedir. Onları cadılar diye isimlendirmemi umursamazlardı. Onlar için bunun şeytani bir çağrışımı yoktu. Batının bakış açısından, bir cadı ya da bir brujo fikri daima olumsuz çağrışımlara sahiptir. Fakat onlar bunu gözardı edemiyorlar, çünkü bu insanlar için büyücülüğün soyut nitelikleri, olumlu ya da olumsuz çağrışımları kendiliğinden hükümsüz kılar. Bir seviyede bizler taklitçiyiz ama diğer büyülü yönümüz de var. Bu anlamda bizler bir efsaneyi tekrar yaşıyoruz.

Abe : Yani Nagual'ın efsaneside, eski Toltekler'den direkt modern zamana kadar kesintisiz bir silsile var. Aslında bu efsanenin standart düzeni nasıldır, merak ediyorum?

Florinda : Şey! Bu efsanenin standart bir düzeni yok. Bu sebeple tüm herşey çok şaşırtıcı ve çok zordur. Bu insanların arasına ilk katıldığım zaman, benim temel arayışım ve temel sapkınlığım, her ne halt yapmak zorundaysam bununla ilgili bazı düzenlemeler ve kurallar istiyordum. Tabii bu sapkınlıklarımı sonradan görmüştüm. Bu düzenlemelere ve kurallara yönelik hiçbir şey bulamadım. Herhangi bir taslak model yoktur. Çünkü her yeni grup, algısal engelleri kırabilmek için kendi yöntemini bulmak zorundadır. Don Juan'a göre, algısal engelleri kırabilmemiz için, sadece enerjiye ihtiyacımız vardır. Zaten çoktan enerjimizin tümü, kişiliğimizin tasarısını Dünya'ya sunmak için dağılmıştır - ne olduğumuz, kim olarak algılanmak istediğimiz, diğer insanlar beni nasıl algılıyorlar, gibi. Dolayısıyla don Juan, enerjimizin %90'ı bunlar tarafından çekilmiştir diye söyler, ve enerjinin yenisi gelemez. Bizde herhangi bir boşluk yoktur, çünkü "egosuz" olmayı önemsemeyiz, veya egomuz yokmuş gibi numara yaparız, ya da öyle olduğumuza inanmak isteriz. Hatta bazı "aydın" kişiler ya da gurular vardır - Carlos Castaneda  bir ara gurularla buluşmaya çalışıyordu - ve bu kişilerin egosu çok büyüktür, çünkü Dünya'da farkedilmek isterler. Ve don Juan'a göre bizi öldüren tam olarak budur. Artık bizde herhangi bir serbestlik ve yeni enerji için boşluk kalmamıştır.

Abe : Demek ki, gerçek bir Nagual, gerçek bir görücü Dünya'da nasıl algılandığını önemsemiyor, yani pratikte bunu nasıl önemsemiyor?

Florinda : Evet onlar önemsemez. Fakat hâlâ onunla mücadele etmek zorundadır. Castaneda otuz yıldır, ben de yirmi yıldır buna devam ediyoruz, ve bu durmadan sürekli devam eder.

Abe : Bu mücadelenin doğası nedir? Çünkü sen savaşçı lisanını kullanıyorsun. Bu mücadelenin cinsi nedir? Neyle mücadele ediyorsunuz?

Florinda : Kişilikle.

Abe : Kişilik.

Florinda : Hatta bu sadece kişilik de değil; kişiliğin tasarısıdır, çünkü kişiliği dibe indirirsek, ona ne olduğunu gerçekten bilmeyiz. Ve muhtemelen, sahip olduğumuz bu gösterişli tasarı kısıtlanmış olur. Çünkü bu tasarının olumlu veya olumsuz olmasının gerçekten önemi yoktur. Bu tasarıyı sürdüren enerji yine aynı enerjidir.

Abe : Dolayısıyla bu gelenekte kişisel önem diye isimlendirilmiş ciddi bir kavram vardır.

Florinda : Evet aynen, başlıca mücadele kişisel önemledir. Bunun için içsel diyaloglarımızı durdurmak gerek, çünkü biryerlerde yalnız başımıza inzivaya çekilsek bile, sürekli olarak kendi kendimize konuşmaya devam ederiz. Bu içsel konuşmalar asla durmaz. Ve devam eden bu içsel konuşmalar ne yapar? Her zaman kendini haklı çıkarmaya ve savunmaya devam eder. Ne olduğu önemli değildir, birşeyleri ya da olayları sürekli olarak tekrar ederiz; ne söyleyebilirdim, ne yapabilirdim, ne hissediyorum veya ne hissetmiyorum, gibi. Üstünde durulan nokta daima kendimizle ilgilidir. Kişisel önemi sürekli olarak canlı tutmak için bunları tekrar ederiz - ben...ben...ben, sessizce veya sözlü olarak.

Abe : Yani, bir boşluk ortaya çıkar, ne zaman ki...

Florinda : ...ne zaman ki bu içsel konuşmalar kesilirse. Kendiliğinden olur, başka birşey yapmak zorunda değiliz. Ve insanların Castaneda'yı doğrucu olmadığı için reddetmesinin sebebi de, bunun çok çok basit birşey gibi görünmesindendir. Fakat bizim için onun sadeliği, onu üstesinden gelinecek en zor şey yapar. Bu işle meşgul olan yaklaşık altı kişiyiz ve işin zor kısmı içsel konuşmaları tamamen kesmektir. Eğer tehdit edilmezsek işler yolundadır, ama can damarımıza basılırsa, bizimde tepkilerimiz kolayca canlanır ve tekrar eski kökleşmiş halimize dönüp otomatik pilota geçiyoruz. Bildiğin gibi, bunun için mükemmel bir çalışma var, ve don Juan'da bu işin ilacı olduğunu söyler - bu özetlemedir. Bu çalışmayla basitçe yaşamınızı yeniden tekrar edersiniz. Ve bu psikolojik bir özetleme değildir. Yaşamınız boyunca, tüm insanlarla yaşadığınız etkileşimlerde bırakmış olduğunuz enerjiyi geri getirmeniz gerekir, ve şimdiki andan başlayıp geriye doğru gidersiniz. Eğer iyi bir özetleme yaparsanız, tüm tepkilerinizi ve kalıplarınızı üç ya da dört yaşına kadar öğrenmiş olduğunuzu görürsünüz. Bu tepkileri ve kalıpları öğredikten sonra daha kültürlü oluruz, onları iyice muhafaza ederiz, fakat bunlar bizim Dünya ve diğer insanlar ile nasıl etkileşimde olacağımızı önceden belirlemiş olur.

Abe : Yani bu bir benzetme oluyor, sonrada, insan varlığının bir tür farkındalığı oluşuyor ve bu varlık paralel bir yolla Tonal'ın dünyasına veya sosyal kişiliğin dünyasına yolculuklar yapıyor. Anlaşılan bu diğer dünya, yani onun diğer boşluğu, zaten hep orada duruyor.

Florinda : Evet, hep oradadır ve hepimiz için kullanıma hazır bir şekilde bekler. Hiç kimsenin ondan faydalanması gerekmez, veya insanlar sanır ki ondan faydalanmaları gerekiyor, ancak, don Juan'nın da belirttiği gibi, arayışta olan biri başka bir şeyle meşgul olur, çünkü arayışta olan biri zaten neyin peşinde olduğunu biliyordur.

Abe : Evet bu anlaşılıyor.

Florinda : Arayışta olupta, Castaneda ile görüşünce hayal kırıklığına uğrayan bir çok insan vardır. Çünkü Castaneda onlara anlatırken, onlar zaten kafalarında nasıl birşey olması gerektiğini oluşturmuşlardır. Ve açık durumda değildirler. Hatta dinlerken bile kulak vermezler, çünkü onlar zaten aradıkları şeyin nasıl birşey olması gerektiğini biliyordur.

Abe : Benim kendi durumumda, kişisel gelişimle ilgili değilim. Daha çok kendimi gerçekleştirmeyle ilgileniyorum, ve özetleme sürecinin bende hoş, ruhsal ve elle tutulur sonuçlar verip vermeyeceğini merak etmiyorum, çünkü o başka herşey de olduğu gibi çılgınca unsurlar içerecektir.

Florinda : Doğru!

Abe : Fakat bu çoğu insan için son derece rahatsız edici bir düşünce.

Florinda : Bu, evet, kesin. Gördüğün gibi, bizler temel olarak enerjik varlıklar olduğumuz fikrine inanırız. Don Juan, herşey bizim sahip olduğumuz enerji miktarına bağlıdır derdi. Sahip olduğumuz enerji mücadele etmek, hatta kişisel yansımayla mücadele etmek için gereklidir ve bunun için muazzam miktarda enerjiye ihtiyaç duyulur. Daima en kolay yollardan gideriz. Bunun için bildiğimiz şeylerin derinliklerine, hatta uzun süredir dahil olduğumuz herşeyin derinliklerine uzanırız. Sadece 'oh, boş ver gitsin' demek çok daha kolay olurdu, bilirsin bunları, biraz düşkünlük gösteririz. Fakat demek istediğim, düşkünlüğün küçük bir parçasıyla altüst olan bu şeyler sizi tekrar sıfır noktasına geri getirir.

Abe : Florinda, ikimizinde bildiği birşey hariç, ve o da şudur: eğer bu sessizlik seviyesine ulaşırsan, anında belli bir eşiği geçersin, inanıyorum ki, hatta bir an olsun, etkinleşirse...

Florinda : ... onu bırakamazsın. Çok doğru! Fakat bu sessizlik anına ulaşmak için enerjiye ihtiyacın vardır. Onu durdurabildiğinde, don Juan bunu anlık bir duraksama ya da bir santimetre küplük şans diye isimlendirir, ayrıca onu çabucak durdurabilirsin.

Abe : Ve onu bir defa durdurunca, tekrar asla aynı olmayacağız.

Florinda : Kesinlikle.

Abe : Belki eski alışkanlıklarımıza ve düşkünlüklerimize geri dönmek isteyebiliriz. Onlardan yoksun olunca tatmin olamayız.

Florinda : Doğru! Olamazsın. Tatmin edici olmaz, bu tamamen doğru. Sanırım, gerçekten ulaşabilseydik... Diyelim ki bu hissiyatın veya bilginin kritik eşiğine ulaşabilseydik, Dünya'da birşeyleri değiştirebilirdik. Hiçbir şeyi değiştiremememizin sebebi, kendimizi değiştirmek istemediğimizdendir. Bunun ne olduğu önemli değil, siyasi, ekonomik veya sosyal konular olabilir. Yağmur ormanındaki ve çevremizdeki tüm bunlar da neyin nesi şimdi? Eğer kendimizi değiştirmek istemiyorsak, başka birinin kendisini değiştireceğini nasıl bekleyebiliriz? Bilinen değişim sahtedir; yeniden yapılandırmadır veya sahneleri yeniden oynamaktır, ama değişim yoktur. Bizler esasen yırtıcı varlıklarız, bunu görüyorsun. İçimizdekiler degişmiyor. Bu yırtıcı enerjiyi, gidişatımızı değiştirmek için kullanabilirdik, ama kendimizi değiştirmek istemiyoruz.

Abe : Efsaneye bakacak olursak, tek tek görücüler ve/veya Nagual, bazı betimlenemeyen güçler ya da bilinmeyen tarafından seçiliyor.

Florinda : ...aslında seçilmişti. Carlos enerjisel olarak uygun değildi. Enerjisel yapılandırmamıza şöyle bir bakarsak: bazı insanlar enerjisel olarak farklıdır. Carlos üç çatallı Nagual'dır; don Juan dört çatallı Nagual'dı. Dolayısıyla bu nelere yol açar? Esas olarak Naguallar, grubun diğer üyelerine göre daha fazla enerjiye sahiptir, ve bu önemli bir şeydir. Peki neden onlar veya neden her zaman erkek Naguallar? Silsilemizde kadın Naguallar da vardır, ama bu zamana dek seçilen erkekler daha fazla enerjiye sahipti. Don Juan'nın dünyasında daha tinsel insanlar vardı, daha iyi hazırlanmışlardı, daha çok şey bilen bilgili erkekler vardı, ve bu herhangi bir farklılık yaratmadı. Bunun anlamı, erkek az çok herhangi başka biriyle aynıdır demek değildir. Erkek sadece önderlik etmek için bu enerjiye sahiptir.

Abe : Ve bu enerjinin bir kısmını başka birine verebilir, ve farkındalık yükselişi sağlar.

Florinda : Evet, bu enerjiden yararlanırız. Bunun anlamı, o enerjiyi alırsın demek değildir, ancak onlar, Dünya'nın sunduğu şeylere kapılmamak için bu enerjiye sahiptir. Mesela, bu anlamda, uzun zamandır Castaneda ile birlikteyken, ona inanılmaz dünyevi zevkler sunulduğunu gördüm. Fakat o asla yolundan şaşmadı. Şu an, şahsen söyleyebilirim ki, bunca zamandır o durumda bırakılsaydım, öyle kusursuz olamazdım aslında. İşte bunu kabul etmek zorundayım, çünkü yapabildiğimiz en kötü şey, şüphesiz, belli şeyleri gizlemeye çalışmaktır. Ben de Castaneda'nın yolculuğuna tanık olmaktayım, yani anlayacağın, ona inanılmaz dünyevi şeyler sunuldu ve asla onları kabul etmedi. Gördüğün gibi, bunun için enerjiye ihtiyacın vardır ve bu durum, enerjinin nereye ulaştığını gösterir; ne zaman birine ihtiyacın olursa, grubun lideri o yolu gösterir. Çünkü bir Nagual'ın enerjisi olmazsa, pes eder.

Abe : Bir Nagual pes ettikten sonra yeniden toparlanabilir mi?

Florinda : Hayır, mümkün değil.

Abe : Nasıl yani?

Florinda : Efsaneye yeniden bakalım. Kartal ileriye doğru uçar. Geriye dönmez. Sen de, peki o halde, onun peşinden daha hızlı koşmak zorundayım, diyebilirsin. Fakat bunun anlamı nedir? Bu bir metafor.

Abe : Yani, Nagual efsanenin çözülmesi için farklı yöntemlerle çalışır.

Florinda : Don Juan'nın arkasında daha fazla insan vardı. Enerjik olarak daha geniş bir kitleye sahipti, yani seni kolayca çekebilir ve bir konumda bırakabilir. Carlos bunu yapmayacak. Birlikte çalıştığı insanlar için - ve altı kişiyiz - bu bir kararlılık meselesidir. Hepsi bu. Kararımızın tek değeri budur, başka hiçbir şey değil. Carlos bizi tatlı sözlerle ikna etmeyecek; bize yalvarmayacak; ne yapmamız gerektiğini söylemeyecek. Biz bilmek zorundayız. Uzun zamandır bununla yüzleşerek ve don Juan'ı izleyerek, bir şekilde bu yolda yürümeye çalışmalıyız. Bu onun için yeterli olmak zorunda. Bizim bu yolda kalmamızı sağlamak için onun zorla yapacağı hiçbir şey yoktu.

Abe : Her Nagual farklı yöntemlerle çalışıyor. Castaneda'nın iz sürücü Nagual olduğunu duydum, bu doğru mu?

Florinda : Evet, ama galiba... bilmiyorum. O bir rüya görücü.

Abe : Öyle mi, bu da ortaya çıkıyor.

Florinda : O zaman şunları sorarız; rüya görme konusu ve rüya gören uyanık nedir? Kafayı bulmak değildir bu, farklı bir durumdur. Tamamen normal ve tutarlı olmaya devam edersiniz, ama içinizde bir şeyler enerjik olarak farklı bir seviyede oynaşır.

Abe : Bakış açınızda da kayda değer bir şey var.

Florinda : Evet.

Abe : O zaman, aynı anda iki dünyayı göz önüne almayı öğrenmek, bu bakış açınızındaki dikkate alınacak noktadır.

Florinda : Aynen öyle, ve bu konu, gördüğümüz herşeye yönelik algı engellerini yıkmamızı belirtir; ne olursa olsun, algıladığımız herşey, toplumsal düzen tarafından tanımlanmıştır. Entelektüel açıdan, kültürel olarak tanımlanan algıyı kabul etmek istiyoruz, ancak onu başka bir düzeyde kabul etmek istemiyoruz. Fakat bu saçmadır, çünkü o farklı düzeyde var olur. Sadece şunu söyleyebilirim, çünkü biz bu insanlarla yüz yüze bırakıldık, - ayrıca ben kesinlikle Dünya'dayım - bu iki düzeyden görmek ve her ikisinde de bütünüyle tutarlı ve kusursuz olmak mümkündür.

Abe : Kusursuzluk hakkında konuşalım. Kusursuzluk nedir?

Florinda : Ne yapman gerektiğini tam olarak bilirsin. Özellikle biz kadınlar, çok önemsiz varlıklar olmak için yetiştiriliyoruz. Kadınların böyle ikinci planda olması şaşırtıcıdır. Erkeklerin öyle olmadığını söylemiyorum ama bunu erkeklerle beraber ifade etmek istememizin önemi yoktur, çünkü erkekler daima kazanan taraftadır. Onlar kaybetsede hâlâ erkektir. Dünyamız bir eril dünyadır, her şeye rağmen onların iyi durumda olup olmamasının veya herhangi bir feminist ideolojiye inanıp inanmamasının gerçekten önemi yoktur. Erkekler hep kazanan kesimdir.

Abe : Kitabınızda kadınların erkeklerle cinsel bağ kurarak köleleştirildiğini anlatıyorsunuz. Bunun hakkında konuşabilir misiniz?

Florinda : Kesinlikle. Öncelikle benim açımdan, uzunca bir süredir inanmak için direndiğim ve reddettiğim en sarsıcı konu, cinsel ilişki yoluyla oluşturulmuş bu sis perdesiydi. Temel olarak gerçekte neler olduğunu açıkladıklarına göre, cinsel ilişkiye girdiğimizde ve erkek orgazm olduğunda, sadece spermleri almıyoruz. Bu enerji patlaması anında, don Juan'ın isimlendirdiği 'enerjik solucanları', yani lifçikleri de alıyoruz. Ve bu lifçikler vücutta kalır. Biyolojik bakış açısından bu lifçikler, erkeğin aynı kadına geri dönmesini ve çocuklarıyla ilgilenmesini sağlar. Bu erkek enerjik bir seviyede bu lifçikler yoluyla, çocukların kendi yavruları olduğunu kabul edecektir.

Abe : Cinsel ilişkideki enerji değiş tokuşu hakkındaki konu nedir?

Florinda : Kadın erkeği enerjisel olarak besler. Don Juan'nın inandığına göre, kadınlar, insan türünün devamlılığı için temel taşıdır, ve enerjinin en önemli kısmı kadınlardan gelir. Sadece hamile kalmak, doğum yapmak ve yavrularını büyütmek için değil, ayrıca tüm süreç boyunca erkeğin konumunu sağlamlaştırmak için.

Abe : Yani, kadın köleleştiriliyor, sonra da, bu sis perdesi. Peki, kadın kendini bu durumdan nasıl kurtarır?

Florinda : Biyolojik bakış açısından konuşacak olursak, kadın köleleştiriliyor mu? Büyücüler buna evet der, çünkü kadın kendini erkek kanalıyla görür. Kadının kendi görüşü yoktur. Eskiden bu tür tartışmaları deli gibi severdim; bunları defalarca incelerdim ve tüm bu fikirlerin derinliklerine uzanırdım. Çünkü özellikle yetmişlerin başında kadınların bağımsızlık hareketi zirveye ulaşmıştı. Ve şöyle söylerdim, "Hayır, kadınlar çok fazla gelişme gösterdiler. Onların neler başardığına bir bakın.", ve o büyücüler şöyle cevap verdi, "Hayır, kadınlar hiçbir şey başarmadı." Onlar için bu sadece seksüel devrimdi - ve o büyücüler hiçte aşırı iffet taslayan kadınlar değiller - ahlakla değil sadece enerjiyle ilgileniyorlar - dolayısıyla bu cinsel devrim konusunda şöyle söylediler; kadınları seksüel açıdan serbest bırakmak, onları daha fazla köleleştirmenin başka bir yoludur, çünkü bu durumda enerjisel olarak sadece bir erkeği değil, birçok erkeği beslemiş olacaklardır.

Abe : Bu ilginç işte.

Florinda : Dolayısıyla onlar için bu durum saçmaydı, ve şu anda her ne oluyorsa, erkek bunu yetmişli yıllarda çoktan görmüştü. Kadınların burun üstü çakılacağını, zayıflayacağını söyledi, ve oluyor. Konuştuğum birkaç kadın vardı - onlara bu konuda birtakım bilgiler ve kitaplar verdim - onlarla konuştuğum zaman ilginç bir şekilde hemfikir oldular. İlk anda dirençle karşılaşacağımı sanmıştım, ama özellikle birçok ilişki sürecinden geçmiş olan kadınlar, tükenmiş olduklarını söylüyorlar ve neden böyle olduğu bilmiyorlar.

Abe : Yani konuştuğumuz konu, cinsel ilişkilerin de ötesinde bir durum.

Florinda : Aslında, cinselliğin de ötesinde, dişilik, yani rahim organı kadının, rüyacı olarak bilgiye ulaşması halinde, Tin'e en yakın varlık olmasını sağlar. Erkek ise, daralan koni biçimindedir, ve bu koni biçimine göre izah edersek, sivri ucu bir noktada biter. Bu durum enerjisel bir zorluktur. Erkek sürekli çabalar çünkü Tin'e yakın değildir, ve bu muazzam enerjisel güce ulaşmak ister. Büyücülere göre kadın bunun tam tersidir. Yani genişleyen koni biçimindedir. Onların direkt bağlantıları vardır, çünkü büyücüler için rahim, sadece bir üreme organı değildir; o bir rüya organıdır, yani ikinci beyin.

Abe : Ya da kalp.

Florinda : Ya da kalp, ve kadınlar bilgiyi direkt olarak kavrar. Ancak toplumumuzda ya da herhangi bir toplumda, bilgiyi tanımlamamıza izin vermezler. Ve bilginin esasını kesin ve açık olarak belirtmek isteyen kadınlar bunu eril terimlerle yapmak zorundadır. Hadi bir kadına araştırma yapmasını söyleyelim. Eğer eril fikir birliğiyle belirlenmiş kurallara göre davranmazsa, bunlar yayınlanmaz. Hafifçe yoldan sapabilirler, ama her zaman bu aynı kalıp dahilinde olurlar. Kadınların başka bir şey yapmalarına izin verilmez.

Abe : Yani büyücü kadınlar tüm bunların hipnotizmasından kurtuluyorlar.

Florinda : Evet, toplumsal hipnotizmadan. Senin de hipnotizma fikrinden bahsetmen çok ilginç, çünkü don Juan'nın her zaman söylediğine göre, psikolojide Freud ortaya çıktığı zaman, bizler de çok fazla pasifleşmişiz. Mesmer'i ya da Freud'u takip ederdik. Bizler aslında büyüleyici varlıklarız. Gerçekten diğer yolları asla geliştirmedik...

Abe : Evet. Enerji yolu.

Florinda : ...ve eğer Freud büyük bir avantaja sahip olmasaydı, bunlar başımıza gelmezdi.

Abe : Aslında, günümüzde bunu yitiriyor.

Florinda : Hayır, tam olarak değil. Çünkü tüm bu yaptıklarımızla, daha kaç neslin bunu sürdüreceğini kim bilir ki? Diyelim ki itibarı zayıfladı, ama tüm kültürel yüklerimiz... Bizler yine bu terimlerle konuşuyoruz, hatta Freud'un kim olduğunu bilmeyen insanlar dahi öyle. Bu bizim dilimizin ve kültürümüzün bir parçası.

Abe : Evet, biliyorum. Gerçekliğin tümüne, bu basmakalıp psikolojik bakış açısından yaklaşan insanlarla muhatap olmak çok engelleyici bir durum.

Florinda : Evet. Üstelik bunların nereden geldiğini bilmiyorlar. Bu bizim kültürel yüklerimizin bir parçasıdır.

Abe : Dolayısıyla kadın büyücüler bu koşullardan kurtuluyorlar.

Florinda : Aslında bu anlamda özgürleşme, sosyal emirlerin gerçekte neler olduğunu gördüğünüzde - ki onlar birer anlaşmadır - en azından onları kabul ederken daha dikkatli olmanızdır. İnsanlar şöyle söylüyor, "Oh ama bak, yaşam nasıl da annenin ve babaannenin zamanından farklı." Diyorum ki, hayır değil. Sadece bir dereceye kadar farklı, fakat hiçbir şey farklı değil. Yine de onların geçtiği aynı yollardan geçebilirdim. Evlilik, hayal kırıklığı ve şimdiye kadar çocuklarımdan nefret etmiş olurdum, veya onlar benden nefret ederdi.

Abe : Şu an bu sınırları nasıl aştığınızı anlamaya çalışıyorum. Farkettiğiniz bu kölelik var ve konuşmak istediğim konu, kendinizi bundan kurtarmaya nasıl başladığınız hakkında. Tam olarak algıyı açan nedir?

Florinda : Her şey.

Abe : Her şey. Pekala.

Florinda : İlk olarak, rüyalarınızda görebilirsiniz. Örneğin, benim çalışmalarım rüya görmede yapılır. Ancak bu, çalışma yapmak zorunda değilim, anlamına gelmez. Sadece rüya görmede oluşur.

Abe : Şu an rüya görme tabirini, bu gelenekteki kendine özgü anlamıyla kullanıyorsun. Rüya görmenin tam olarak ne olduğunu anlatabilir misin?

Florinda : Geleneksel anlamda, uykuya daldığımız an bir rüyanın içine girmeye başlarız. Tam bu anda çok kısa süreliğine, yarı uyanık veya yarı uykuda oluruz, ve hâlâ bilinçli konumda bulunuruz. Bu durumu Castaneda'nın çalışmalarından hatırlarsınız, birleşim noktası serbest kalır ve kaymaya başlar. Büyücüler tam bu anda oluşan doğal kaymayı (hepimizin birleşim noktasında meydana gelir) diğer alemlere gitmek için kullanırlar. Ve bunu gerçekleştirmek için çok büyük bir enerjiye ihtiyaç duyarız. Tekrar enerji konusuna geldik. Olağanüstü miktarda enerjiye ihtiyacımız var, çünkü böyle anlarda bilinçli olmamız ve uyanmaksızın bundan yararlanmamız gerekir.

Abe : Evet, bu çok yüksek bir beceri.

Florinda : Benim için, bu konuma girmek ve yararlanmak çok kolaydır. Şu an bunun üstünde yeterince kontrolüm olmasına rağmen, eskiden tam olarak kontrolüm yoktu. Fakat onların isimlendirdiği bu konumda yoğunlaşabiliyordum... Kastettiğim bu konumu o kadınlar, 'ikinci dikkat' diye isimlendirmek istemezlerdi; onlar bunu 'rüya gören uyanık' diye isimlendiriyorlardı, çünkü bu aynı şeydir. Farklı konumlara ulaşırsınız ve tıpkı günlük yaşamdaki kontrolünüz gibi, bu rüya görme konumlarında da aynı kontrole sahip olursunuz. Ve büyücülerin tam olarak yaptığı budur. Tamamen aynı şeydir; artık hiçbir fark yoktur.

Abe : Yani artık, farklı gerçekliklerde bulunabiliyorsun?

Florinda : Şey! Gerçekten bilmiyorum. Sen de görüyorsun ki, bunun hakkında konuşabilecek bir lisana sahip değiliz, sadece bilinen terimlerle bundan bahsediyoruz. Yani kendime garip bir şekilde, "Farklı gerçekliklerde bulunuyor muyum?" diye sorduğumda, evet de hayır da diyebilirim. Kesin birşey söylemek pek doğru değil, çünkü o da bir gerçeklik. Fark yok. Diyelim ki farklı katmanlar var, tıpkı bir soğan gibi. Fakat hepsi aynıdır. Ve bu çok tuhaf geliyor. Bunun hakkında nasıl konuşabilirim ki? Metaforlarla mı? Zaten metaforlarımız da bizim önceden bildiklerimizle şekillenir.

Abe : Evet, konuşma dili problem oluşturuyor.

Florinda : 'İkinci dikkatte' veya 'uyanık rüya görmede' bulunduğunuz anlarda, gerçekten neler olduğunu açıklayacak bir lisana sahip değiliz. Fakat bu da, başka herhangi bir gerçeklik kadar gerçektir. Peki, gerçeklik nedir? Bu da yeniden bir fikr birliği oluşturur. Ve gördüğün gibi bunlar sadece entelektüel bir seviyede onaylamak istediğimiz şeyler. Fakat orada, entelektüel bir anlaşmadan daha fazlası var. Diyelim ki, daha fazlası olabilir ve bunun için yeniden aynı şeylere geri döneriz - bunlar tamamen enerjiye dayanır.

Abe : Evet öyle. Fakat bunlar ayrıca 'niyet'e dayanır.

Florinda : Çok doğru. Fakat kendini niyete çengellemek için... Bakın, 'niyet' dışımızdaki bu etkidir, - Don Juan din ile ilgilenmezdi - ama garip bir şekilde bu, belki bizim tanımladığımız Tanrı, yüce bir varlık, bir erke veya tin olabilir. Her kültürde bunun ne olduğu bilinir. Demek istediğim, don Juan'ın söylediği gibi, bunun için yalvarılmaz. Sadece talep edilir ve talep edebilmek için enerji gerekir. Ancak enerji sadece 'niyet'e çengellenmek için değil, ayrıca çengellenmiş olarak kalmak için gereklidir.

Abe : Evet. Yani, bu niyet konusunun, açıklaması basit ama oldukça kompleks bir işleyişi var.

Florinda : Evet öyle, çok kompleks bir işleyiş. Don Juan ve grubundaki insanlar, büyü ve büyücülük hakkında olumsuz çağrışımlarla konuşulmasını umursamazlardı. Onlar için bunlar çok soyut terimlerdi ve algı sınırlarını genişleten bir tasarımdı. Çünkü yaşamlarımızdaki seçimler, toplumsal düzen tarafından sınırlanıyor. Aslında sınırsız seçeneklere sahibiz ama kabul ettiğimiz bu sınırlı seçimler yoluyla, kendi olanaklarımızı sınırlıyoruz.

Abe : Oysa insan varlığının göründüğü gibi...

Florinda : ...sürekli olageleni arayarak...

Abe : ...kaybolmuş...

Florinda : ....toplumsal düzen yoluyla kaybolmuş veya hapsolmuş. Doğduğumuz an üstümüze körleştirici bir perde örterler. Çocukları kendimiz gibi algılamaları için zorladığımız yöntemleri görebilirsiniz.

Abe : Evet, kültürün aktarılması.

Florinda : Bu en mükemmel örnektir. Çocuklar gerçekten çok daha fazlasını algılar. Fakat bu kargaşadan dolayı bazı düzenlemeler yapmak zorundadırlar ve şüphesiz bizler, topluluğumuzda algılanması uygun olan şeyleri belirleyen daimi öğretmenler oluruz. Ve onlar öğrenmeye devam etmezlerse, aman tanrım, onlara ilaçlar enjekte ederiz, ya da psikiyatristlerle terapiye zorlarız.

Abe : Bu öğreti uzun yıllardır vardı ve özellikle son yirmi ya da otuz yıldır duymaya başladık. Carlos Castaneda'nın bu kitapları yazma sebebi nedir?

Florinda : Çünkü bu bir görevdi; bir büyücülük görevi. Bu görevi ona don Juan aşıladı. Castaneda silsilenin sonuncusu ve başka biri yok. Sadece birlikte çalıştığımız o bir grup büyücü var. Gördüğünüz gibi don Juan, bu tasarının ya da tinin etkisiyle Castaneda ile karşılaşınca garip bir yanılgıya düştü ve bunu hızlı bir şekilde yeniden düzenledi. Onun çömezlik grubu - sanırım Küçük Kızkardeşleri ve Oaxaca'daki tüm diğerlerini Erk Öyküleri ve İkinci Erk Çemberi kitabında anlatıyor. Yıllar sonra don Juan bu yolun Castaneda'nın devam edebileceği bir yol olmadığını farketti. Hatta Castaneda don Juan'dan daha soyuttu, ama onun yolu tamamen farklıydı. Daha sonra don Juan diğer kişileri topladı ve bizler Castaneda'dan önce don Juan ile karşılaştık. Aslında biz sadece beş kişiyiz - dördümüz ve Castaneda.

Abe : Yani, büyücülük görevi olan kitapları yazma işi vardı. Demek istediğim, şimdi bu bilgi erişilebilir oldu ve milyonlarca insan bundan faydalanıyor. Bunun amacı nedir?

Florinda : Aslında kişi bunun tarafından yakalanmak zorundadır ve buna bağlanır. Don Juan'nın isimlendirdiği şekilde düşünce tarzımızla, batılı taklitçi maymunlar gibiyiz. Dolayısıyla, tüm yapımızın nasıl çalıştığını açık olarak gördüğümüz için, ilk olarak entelektüel bir seviyede yakalanmak zorundayız. Üniversitede okuduğum yıllarda, yüksek lisans yapmama az bir zaman kalmıştı ve şöyle dedim, "Okula devam ederek ne yapıyorum ki? Bir doktora eğitimini neden almalıyım? Bu kesinlikle gereksiz." Sonra don Juan ve tüm kadınlar dedi ki, bu kesinlikle gereksiz değil, çünkü anlamak zorunda olduğun çoğu karmaşık şeyi reddetmek için gereklidir. Zira sen, felsefeyle veya antropolojiyle ilgilenmiyorsun, eğer ilgilensen anlamsız olurdu. Sadece söyleyebilirsin ki, bunu aldıktan sonra, en azından anlamak için girişimde bulunmaktasındır. Onu reddetmek için hiçbir neden yok, ve 'ikinci dikkatin' ya da 'rüya gören uyanığın' dünyasına atladığın zaman, tekrar yüzeye çıkmak ve bilgiyi söze dökmek için aklın çok iyi etilmesi gerekir. Çünkü bunu yapacak bir beyne ya da akla sahip değilsen, sadece çöllere gidip taş atabilirsin; yani bu anlamsız olur. Ve o büyücüler için, çok iyi eğitilmiş olmamızın aşırı derecede önemi vardı. Küçük topluluk bünyesinde çalışan herkes bir lisansa sahiptir. Tarihçiler, antropolojistler ve kütüphane memurları gibi.

Abe : Böylece bu bilgi milyonlarca insan için erişilebilir oldu, ve bunun tarafından yakalanıyorlar.

Florinda : Bir seviyede yakalanacaklar, evet.

Abe : Ayrıca, bilginin artık bu yolla kendi kendine hızla yayılacağı anlamına mı geliyor?

Florinda : Bilmiyorum. Castaneda'nın okumadığı ve ona gönderilen mektuplar var, onlara göre, evet derim. Fakat diğer taraftan, bunların çoğu zırva... Yani, zaman zaman mektupları açıyorum ve gönderenlerin çoğu kafadan çatlak, yani delirmişler. Bazıları çok ciddi inceleme peşindeler, ama çoğu gerçekten kaçık insanlar. (Gülüşmeler) Demek istediğim, keçileri kaçırmışlar. Mesela, "Ben yeni Nagualım." veya "Rüyalarda beni ziyaret ediyorsunuz," gibi yazılar var, bunlar gerçekten tuhaf şeyler.

Abe : Pekala, seninde bildiğin gibi, bunun birçok seviyesi var. Ama galiba siz kadınlar, yani oradaki büyücüler ve tüm Castaneda gerçekliği, özellikle Kuzey Amerika'nın yaygın bilincini etkiliyor.

Florinda : Bu senin de söylediğin gibi; sıradışı bir çalışma. Bunları okuyan birsürü insan var, ve bazıları gerçekten bunun hakkında çok ciddi düşünüyor.

Abe : Bazıları Yerli olmayan, ancak Yerli spiritüalitesine dahil olan kişiler. Bir şekilde, sizin topluluğunuzdan gelen çalışmalar, geleneklerinde tekrar bir iz bulmayı sağlayan tüm bu kıtadaki Yerli spiritüalitesi üstünde muazzam bir hızlandırma etkisine sahip oluyor.

Florinda : Gördüğünüz gibi, don Juan'ın üstünde durduğu asıl nokta, geri dönmediğimizdir, çünkü tekrar efsanenin ve ritüellerin içine düşeriz... Efsanede, evet, yinede bu matriksin parçası olursunuz, ama bu, belli ritüellere başvurarak ya da belli güçlerden, mesela 19. yüzyılda başarılı olanlardan yardım isteyerek yaşayacağınız anlamına gelmez. Çünkü, don Juan'nın söylediğine göre bu tamamen yanlış düşüncedir, aslında bir ritüel sadece sizin dikkatinizi yakalar. Bir kez dikkatiniz yakalandığında, onun içine düşersiniz. Elbette, taklitçi maymunlar gibi olduğumuzdan, ritüeller yoluyla çok rahat hissederiz. Doğrulukla belli bir bilginin ötesine geçen insanlar, bundan tamamen kurtulurlar. Oysa sürünün geri kalanı ritüeller yoluyla hipnotize olur.

Abe : Bunların gerçekliğini görüyorsunuz ve bu doğrultuda Castaneda sizleri yeni görücüler olarak tanımlıyor. Bu durumun ortaya çıkışı nasıldır?

Florinda : Yeni görücüler mi? Kadınlar için bu çok önemli, ve bu düşünceyle rahim sadece bir üreme organı değildir. Bunu etkin hale getirmek için niyetimiz farklı olmak zorundadır. Ve niyetimizi değiştirmek için tekrar enerjiye geri döneriz. Gördüğünüz gibi, rahim organını varolmak için, aydınlanmak için ve sezgi için kullanmanın ne anlama geldiğini gerçekten bilmiyoruz. Aslında bizler için sezginin ne olduğu önceden tanımlanmıştır ve bundan sonra gerçek sezgi yoktur, çünkü beynimizle sezeriz. Don Juan kadınlarla ilgilendiği için insanlar her zaman şöyle soruyor, "Pekala, ne akla hizmet, bu kadar çok kadın var aranızda? Seks partisi mi yapıyorsunuz? Her türlü muamele var mı?" Don Juan cevap olarak şöyle söylerdi, "Hayır, çünkü erkeklerin rahmi yok. Erkeğin sihirli 'rahim gücüne' ihtiyacı var." (Gülüşmeler) Görüyorsun ya, bu çok önemlidir.

Abe : Eğer mümkünse, kadın okuyucularım adına bazı teknik sorular sormak istiyorum. Rahim bütünüyle fonksiyonlarını yerine getirmek zorunda mı? Yani demek istediğim, bir kadının yumurtalık kanalları kapatılırsa veya kesilirse, rahim hâlâ etkili olur mu?

Florinda : Evet. Rahim ameliyatla alınmadığı sürece etkili olur.

Abe : Yani, rahim alınmadığı sürece...

Florinda : ...rahim yerindeyse, sorun yok.

Abe : Öyleyse, etkili olabilir.

Florinda : Ah, kesinlikle. Tek birşey var, bu niyeti çağırmanız gerekir. Yaklaşık bir ay önce, belli Tanrıça tapınmalarında bulunan - "Tanrının bir kadın olduğu topluluklarda" - konuştuğum bazı kadınlar vardı. Ve her ay ormana gidiyorlarmış; bazı bölgelerde Sekoya ağaçlarına çıkıyorlarmış ve ormanda, ağaçlarda kurtlarını döküyorlarmış, nehirlerde ritüelleri uyguluyorlarmış, kendi aralarında tartışıp vakit öldürüyorlarmış, ve hoşça zaman geçiriyorlarmış. Onlara dedim ki, "Lanet olsun, ne halt ediyorsunuz? Tekrar eve döndüğünüzde, her zaman olduğunuz gibi aynı salak halinize döneceksiniz. Başınızdaki efendiniz, "Sana ihtiyacım var" dediğinde, her zamanki gibi bacaklarınızı açacaksınız." Buna çok şaşırdılar. Yani benden hiç hoşlanmadılar, çünkü böyle birşeyi duymak istemezler. Bana şöyle dediler; "Ama biz üç gün boyunca çok iyi hissediyoruz." Ben de, "Yaşamınız aynı şekilde devam ediyorsa, üç gün iyi hissetmenin anlamı nedir?" dedim. Neyden dolayı yorgunluk atıyoruz ki? Çünkü yaşamımız devam edecek. Neden değişmiyoruz? Bir seviyede, ritüel tasarılar ve hatta Yerel inançlara geri dönüşler, eskiden bile etkili değildi. Bizler zapt edilmiş varlıklarız.

Abe : Yani, tam anlamıyla özgün bir biçimde yaşamayı gerektiren bir şey.

Florinda : Akıcı olması gerekir, ve uygulayıcılar bu değişimleri kabul edebilmek için akışkan olmak zorundadır. Hatta içimizdeki birşeyler sürekli olarak değişiyor, ve bazı şeyler bizi iyice tahrip edene kadar belli bir rutin içinde çok rahat hissediyoruz. Ve bu zorumuza gidiyor ama akışkan olmalıyız. Bu akışkanlığı sağlayan tek şey enerjidir.

Abe : Enerjiyi nasıl biriktiriyorsunuz?

Florinda : En azından başlangıçta, sahip olduğumuz en iyi enerji olan cinsel enerjiyle başlamak gerekir, ve bu don Juan'nın fikriydi. Gerçekten sahip olduğumuz tek enerji budur, ve cinsel enerjimizin çoğunu saçıp savururuz.

Abe : Bu durum, kadın ve erkek için aynı mı?

Florinda : Elbette, kadın ve erkek için aynı. Sizinde gördüğünüz gibi kadınlar ile ilgili olan tek şey; enerjik lifçikler yoluyla erkeğin beslenmesini sağlayan zorunlu bir görevi enerjisel olarak üstelenmesidir. Bu bakımdan, kadınlar için daha kötüdür. Ve erkekler için de öyle, çünkü erkek bağlanır. Her durumda, enerjisel olarak bağımlı olur. Psikolojik olarak her türlü açıklamayı yapıyoruz. Aşk ilişkisinde olduğumuz insanları kafamızdan atamıyoruz. Gördüğünüz gibi tanımı belirsiz olan böyle bir engelimiz var, ama kültürel donanımlarımızın parçası olmadığı için, enerjisel boyutta neler olup bittiğini konuşmak istemiyoruz.

Abe : Dolayısıyla, enerji biriktirmek için temel yöntem bekâr olmak mı?

Florinda : Pekala, bu oldukça zor, ama en azından başlangıç için iyi bir girişim olur.

Abe : Eğer bir kadın bu yola girerse, bu geleneğe bağlanırsa veya bir erkek bağlanırsa, bunu nasıl anlar? Sadace saçma saplantılar değil de, bir öğreti tarafından kancaya takılırlarsa, bunu nasıl farkederler?

Florinda : Mesela, Castaneda'nın kitaplarında ayrıntılı biçimde açıklanıyor. Kitapları dikkatlice okursanız, onlar birer kullanım kılavuzu gibidir.

Abe : Evet, biliyorum. Onları tekrar tekrar okuyoruz, ve sonunda anlatılmak isteneni anlıyoruz.

Florinda : Birşeylerin değişmekte olduğunu anlayacaksınız, çünkü bunu enerjisel olarak hissedeceksiniz. Sonra da kişiliğin tasarısını bırakabilmeniz için tüm fikirler oluşacaktır. Bu durum, diğer insanlara güleceğiniz anlamına gelmez. Onları değersiz bulacaksınız, ancak yargılamak istemeyeceksiniz. Zira biz kimiz ki, birilerini yargılayalım? Fakat toplumsal anlaşmaların parçası olmadığımızı biliriz, ve Dünya'da faaliyette bulunmak zorunda olduğumuz için, bu anlaşmalar size sürekli yapışan sahte tarafınız gibidir. Kişiliğin uyumlu bir tasarısını sunmak zorundasınız. Don Juan'ın her zaman söylediği gibi, bazı kesin değişimler gerçekleşirse, geri çevirmenin ya da reddetmenin hiçbir yolu yoktur. Bilmiyorum ki. Bizimle niyet yoluyla mı bağlantı kuruyor? Gerçekten bilemiyorum. Bizimle ilişkisi olan iki kişi var, ve onlar şu an orada. Demek istediğim, asla bir arada bulunmuyoruz; herkes kendi yaşamını yaşıyor ve nadiren bir araya geliyoruz. Aslında Castaneda buralarda olduğunda, küçük sınıf çalışmalarını yapıyorduk. Temel olarak enerji biriktirmek için belli başlı çok faydalı hareketleri öğretiyor. Yani, bu kişiler iki yıldır orada, ve yavaş yavaş değişiyorlar. İşte bu çok şaşırtıcı, ve birşeylere izni verirseniz, içinizdeki bazı şeyler bunu bilecektir.

Abe : Bu kitabınızı yayınladınız ve ben de onu okuyanlardan biriyim. Şimdi, fiziksel görünüşünüze dair bir bilgim yok, ama, kim ya da nasıl biri olabileceğinize dair hissiyatım var. Peki, bu enerji alanı sizi etkiler mi, çünkü şu an bu kitap her yerde var?

Florinda : Don Juan'nın Castaneda için aydınlığa kavuşturduğu konulardan biri de....bakın, bu kitap yayımlandığında, kitap açığa çıkmış olur. Ve artık seninle ilgisi yoktur. Sizin merak duyacağınız durum; bu kitap başarılı olur mu ya da olmaz mı, ümidiyle yaşamaktır? Yani bakın, kendinizi bundan ayırmak çok çok zordur. Çünkü her nasılsa bunun içinde yer alırsınız. Tamamen ayrı kalmak çok çok zordur. İki kitabım daha var - Shabono ve Cadının Rüyası - ve bunlar çok kolaydı. Şu anki kitapta ise, ilk kez don Juan ile ilişkimi anlattım. Bu çok zordu. Belki de ilk defa bu kadar açık şekilde anlatıyorum - diğer kitaplarda ise kesinlikle hiçbir şeyi üstlenmedim. Bu kitapta daha fazla işin içine karıştım. Kitap mağazalarında, bununla çok fazla ilgilenen insanlara konferanslar vermekteyim. Az önce söylediğiniz gibi, bununla ciddi bir şekilde ilgilenen çok fazla insan var, fakat tekrar belirteyim, bu sadece entelektüel bir ilgidir.

Abe : Ah, bununla biraz olsun aklın ötesine geçen bilgili insanları biliyorum.

Florinda : Kuşkusuz bunlar var. Evet, buna inanıyorum.

Abe : Çünkü biz farklı bir ışıltılı beden hakkında konuşuyoruz. Bu kitapları okuyup kendini tanıma sürecinde olan insanlar da var.

Florinda : Evet, çok doğru!

Abe : Öyleyse bu kitaplar, insanların kendilerini algılama yöntemini bir şekilde değiştiriyor.

Florinda : Evet. Temel olarak amaç, dünyayı nasıl algıladığımızdır, ve bu algısal parametreleri kırarak, aynı zamanda kendimizi algılama biçiminide değiştiririz. Ancak, 'ben' üstünde odaklanmak istemeyiz, sadece tanık olmak isteriz. Çünkü toplumumuzdaki her şey 'ben' ya da 'bana' kanalından geçirilerek süzme ve ayırma işlemi yapılır. Bizler bir olayı veya hikayeyi, kendimizi başkahraman yapmadan anlatamayız. İşte don Juan'nın ilgilendiği; bu olayların kendiliğinden ortaya çıkmasına izin vermektir. Bu durumda açılarak gelişme göstediği için çok daha verimli olur. Ve hatta dünyada yaptığımız bir çalışmayı; başkahraman olmayı değil, sadece bir tanık olmayı öğreniriz. Bu gelişim gerçekten inanılmazdır.

Abe : Şu an bu uzun süreçte, literatürde tanımlanan kişi, görücü, Nagual gibi karakterlerde ve herkeste gördüğümüz; bir noktada başarısız oldukları ve işin sonunda hiçbir şeye ulaşamadıkları, umutsuz bir döneme giriliyor. Bu duruma yönelik benim öne sürdüğüm sebep, aslında bir anlamda bu hisler birçok insanla paylaşıldığı içindir. Biraz da bunun hakkında konuşalım.

Florinda : Evet, öyle (Gülüşmeler). Depresyonunuzu arttıracağım (Gülüşmeler). Hayır, bu doğru. İçimizdeki birşeyler bunu bilir, ve don Juan'nın aciliyet içinde olmasının sebebi budur. Doğanın bakış açısından, türlerin devamlılığı gereklidir, ve biz artık bununla ilgilenmiyoruz. Buna karşın evrimle, yani gelişimle ilgileniyoruz, çünkü gelişim buna eştir, daha mühim değilse bile, üremeye göre daha fazla gereklidir. Eğer evrimleşmezsek, dönüşüm geçirmezsek, gerçekten kendi kendimizi bu gezegende telafi edilemez bir biçimde lanetleyeceğiz. Demek istediğim, kaynaklarımızı bütünüyle yok ediyoruz. Zaman açısından bu gezegende daha yüz ya da elli yılmızın olup olmaması önemsizdir. Gerçekten bunun hiçbir etkisi yok. Bizler bir tür olarak, başarısızlığa mahkum edilmiş varlıklarız. Bu bakımdan evrim, bizim tek çıkış yolumuzdur. Ve don Juan'nın önemle vurguladığı gibi, insanlığın gelişimi erkeklerin değil, kadınların elindedir.

Abe : Yani, ben bir erkek olarak ne yapmalıyım? Sadece oturup kadınların dünyayı kurtarmasını mı bekleyeyim?

Florinda : Hem evet, hem de hayır. Gördüğünüz gibi erkek kendi otoritesini bırakmak zorundadır, ve bunu yapmayacaktır. Erkek bunu barışçıl bir şekilde yapmaz. Yani sonra, pişmanlıklar içinde dövünüp duruyorsunuz demiyorum. Demek istediğim, erkek, "Ben otoritemi bırakmayacağım," diye söyler. Ama böyle açıkça değil, daha gizlice ve bunu ifade etmek için fırsat kollar.

Abe : Bu konuyu biraz daha açabilir misiniz?

Florinda : Pekala, sanırım bu daha önce ifade edilmemiş bir konu değil. Mesela, tamam, erkek topluluğunda da tinselliklerini kabul etmeye çalışan duyarlı erkekler var. Eşleriyle, sevgilileriyle ve kadınlarla bütünüyle uzlaşma içinde oluyorlar - ama yeterince değil. Onların da bırakmayacağı bazı endişe verici şeyler var. Hatta ilk başta erkeklerin davranışlarındaki tüm bu fikriler, doğru spiritüel davranışlar olarak ortaya çıkmıştı. Fakat erkeğin içindeki bir şey endişeye kapılıyor. Bu durum, bir tür olarak devamlı bel bağladığımız ve bırakılması gerekecek olan bazı şeylerin farkına varınca oluşan, bırakma korkusudur. Bizler, kadına zaman verilmesi gerektiğini kesinlikle biliyoruz, ve geçmişte evrim geçirmek için zaman verilmişti. Örneğin vajinanın durumu değiştiği zaman, ereksiyon olması için uyum sağlamak zorunda olan kimdi? Erkeklerdi. Penis, sertleşmek ve büyümek zorundaydı. Kadının tekrar zamana ihtiyacı var. Ve erkek ona bu zamanı vermek zorundadır. Bu bakımdan, rahmin ikincil işlevine geçebilmesi için erkek kadına zaman vermek zorundadır.

Abe : Yani, erkek kadınla cinsel ilişki kurarsa, bu durum gerçekleşemiyor. Söylediğiniz şey bu anlama mı geliyor?

Florinda : Hayır. Bakın, rahimde bazı şeylerin değişmesini sağlayacak zamanı olan yeterli kadın olması gerekir. Yeni olanakları onlar ortaya çıkarmalı. Don Juan, bizim evrimimiz niyettir, diye söylerdi. Gördüğünüz gibi, büyük sürüngenlerin uçan varlıklara dönüşmesi için kanatların tasarımına niyetlenilmişti. Bu bir niyet eylemiydi.

Abe : Bu çok ilginç. Yani, tüm dünyada farklı bir kardeşlik ve dayanışma içinde olan kadınlar, insanlık için yeni bir geleceğe niyetleniyor?

Florinda : Onlar bunun farkında değil. Sanırım, sadece bazı kadınlar bütünüyle farkında oluyor.

Abe : Yani şimdi evrim sürecinde erkek, kenara çekilip bekleyecek.

Florinda : Doğru, ancak geri planda olmak değildir. Bu ifadeler olumlu ya da olumsuz çağrışımlar oluşturabilir. Sizler, bu zamanı sağlamak zorundasınız.

Abe : Erkek bunu nasıl yapabilir? Bunu işlevsel bakımdan açıklayabilir misiniz?

Florinda : Gördüğünüz gibi, biz kadınlar ikinci sınıf vatandaş statüsüne düşürülüyoruz. Ne kadar güçlü olduğumuzun hiç önemi yok, bizler hâlâ gerçek bir güce sahip değiliz. Herhangi birşeye karar veremeyiz. Ve hatta küçük topluluklarda konuşmak bile, büyük bir demir kapıya toslamak gibidir. Çünkü her kim iktidarda bulunup kararlar alıyorsa, bu makamı sırf kadınlar için bırakıp gitmeyecektir. Siyasi şartlara göre, mesela bunu Washington'a ya da yetkili makamlara söyleyelim. Demek istediğim, bu erkeklerin bizim söylediklerimize kulak vereceğini düşünüyor musunuz? Asla dinlemezler. Yeni bir şeylerin gelişmesi için ancak kendilerine yararı olması gerekir. Aksi durumda kaderimize terk ediliriz. Buna göre gezegeni kurtarma fikri adına, gerçekten tüm bildiğimiz şey, bir tür olarak hayatta kalamayacağımızdır. Dünya kesinlikle hayatta kalır; bir tür yoğun buzul döneme girebilir ve sonuçta bundan çıkacaktır. Fakat bir tür olarak bizler hayatta kalamayacağız.

Abe : Rüyacı isimli kitabınızı bir kadının okumasını gerektirecek sebep nedir?

Florinda : Hmm, çok ilginç. Şey, en azından, Castaneda'nın çalışmalarıyla ilgilenenler, yirmi yıldan fazladır bu çalışmaların içinde yer almış biri tarafından sunulan bu kitapta, kadınların bakış açısını görmüş olur. Problemlere başka biçimde ve muhtemelen daha açıkça yaklaşıyorum. Bu konu algılamadır. Hatta insani bedenimiz....yine aynı ifadeyle beden, algılamanın bir sonucudur. Bizler, kişiliklerimize hapsedilmişiz; toplumsal lisanın içinde sıkışıyoruz, ve büyücüler enerji yoluyla bunlardan tamamen kurtulmak isterler.

© Dimensions Magazine, Şubat 1992

4

Cvp: Carlos Castaneda ve İzdeşlerin Röportajları

Gerçek Özgürlüğün İz Sürme Sanatı

Yayın Tarihi: 1994
Alexander Blair-Ewart'ın Taisha Abelar ile röportajı,



Bölüm 1

Uzun yıllar önce Carlos Castaneda, Amerikan ilkel ruhani bilgisinin harikalar dünyasını ilk defa açıkladığında pek çok kişi büyük öneme sahip bir geleneğin kendini dünyaya göstermeye başlamış olduğunu farketti. Yıllar boyunca Castaneda, Toltec’lerin o büyüleyici dünya görüşünü, Avrupalı kolonilerin getirdiği yıkımdan hayatta kalmayı başarmış yeni görücüler tarafından bir spiritüel sanat çalışması olarak yeniden şekillendirilip geliştirilmiş haliyle anlatmaya devam etti.

Yeni çıkan Büyü Geçişleri (Viking Arcana) kitabının yazarı Taisha Abelar da “rüyacı”nın dünyasını dengelemek için “iz sürücü” olarak seçilen yeni görücülerden biri [Bkz. Dimensions Şubat '92, "rüyacı" Florinda Donner ile söyleşi]. Tin’in bu yeni ve içten yolunun ortaya çıkışına tanıklık etmek bizim için büyük bir keyif.

Alexander Blair-Ewart : Uslamlamayı, mantığı ve zihnin doğal fonksiyonlarını bütünüyle terketmiş ve hiçbir şeyin berrak bir şekilde açıklanamadığı bir çeşit alacakaranlık kuşağında kalmış insanlarla karşılaşmalar olur.

Taisha Abelar : Evet, ve bu, birleşim noktasını kaydırmak için rüya görme tekniklerine yoğunlaşan eski büyücülerin başlıca tuzaklarından biridir; fakat onlar bunu dengelemek için iz sürücü’nün yöntemine sahip değillerdi. Bu bir denge sorunudur, çünkü temkinli ve kontrollü olmadığınız sürece birleşim noktasını hareket ettirmenin anlamı nedir ki? Hareket ettirirsiniz, gittiğiniz dünyalarda kaybolursunuz ve asla tekrar bu düzleme geri dönemezsiniz, bizim bu noktada yaptığımız tam da budur. Başka dünyalara gidiyoruz, fakat aynı zamanda ileri geri kayarak bu gerçekliğe dönebiliyoruz, ve bu kontrole sahibiz.

Abe : Sen buna aynı zamanda bilinçliliğin “gece” ve “gündüz” yanları diyorsun, doğru mu?

Taisha : Evet, bunu onun gibi de düşünebilirsin. Gerçi “gece” tarafındayken tamamen “gece” tarafındasındır, bu senin gündüzün olur; ama yine de doğru. Bir düzenin devamlılığını sağlayabiliyor olmaya ihtiyaç duyarsın, çünkü iz sürücülük birleşim noktasını yeni bir pozisyonda sabitlemeyi gerektirir, her nerede olursa olsun.

Işıltılı kürenin dışında, tamamen farklı bir gerçeklikte de olabilir, fakat yine de devamlılığa gereksinim duyarsın. Bu devamlılık temkinliliğin, bilinçliliğin ve farkındalığın tamamen korunmasını da içerir. Ve işte iz sürücünün teknikleri burada devreye girer; çünkü korku, düşkünlük ya da bilgisizlik yüzünden bu devamlılığı kaybedersen, herşeyini kaybedersin. Senin de dediğin gibi, o alacakaranlık noktasında kaldın ya da başka bir deyişle oyunu kaybettin demektir. Her şekilde belli bir düzenin devamlılığını sağlamak isteriz, ve iz sürücülükte nerede olursan ol yapıyı oluşturarak, bir düzene dayandırarak ve uslamlayarak gerçekliği yaratırsın. Tamamen farklı bir dünyada olsan bile uslamlama yapabilirsin, farkındalığını hala sürdürebilirsin. Kavranamayan algılara ve kargaşaya bir düzen getirmeye çalışırsın, bunlar evrenin kendisidir. Ve bu yüzden birleşim noktanı nereye hareket ettirirsen ettir, tüm farkındalığının devamı için gereken enerji de hep orada olmalıdır. Yani bunlar, birleşim noktasını farklı gerçekliklere kaydırmak için kesin bir ön gereksinimdir.

Abe : Yani asıl varlığın, özde insan oluşun, başka gerçekliklere geçerken kaybolmuyor?

Taisha : İnsanlığın diyemem, fakat...

Abe : ...“Özde” insan oluşun demiştim...

Taisha : Yani ışıltılı “çiftin”...

Abe : Evet

Taisha : Parlaklık ve farkındalığımız olan birleşim noktamız, herhangi bir yerde bütün olarak kalabilir. Fakat bu insani değildir. İnsani olmak zorunda değildir ve bu yapmak istemediğimiz bir hata. İnsani olan her şeyi arkanda bırakıyorsun.

Abe : Şimdi, çoğu insan bunu gerçekten yapmak istemeyecektir.

Taisha : Öyle, kesinlikle istemezler. Çalışmalarımıza epeyce ilgi var, Carlos Castaneda ve don Juan’a da öyle. Fakat insanlar bunu gerçekten istemiyorlar. Onlarınki entellektüel bir merak, orada bir yerlerde başka birşeylerin var olma olasılığı, çünkü insanlık olarak buna sahibiz.

Abe : Belli bir açıdan bakıldığında, elimizde Castaneda’nın yayınladığı bütün çalışmalar var ve Florinda Donner’ın da öyle. Ve şimdi sizden de bu kitap geliyor. Eh, bu ruhsal ekol ya da geleneğin daha önce tanınmayan üyelerinden başka kitapların geleceğine dair bir önsezim de var. Henüz bu kitaplar yayınlandı ve milyonlarca insan, senin de bildiğin gibi, kitapları okudu; yüzlerce, binlerce insan da okuduklarını uygulamayı denedi. Burada kabul etmeliyiz ki bu çalışmalar, “büyücünün yolu”, aslında sadece bir avuç insan için. Çok çok az insan gerçek anlamda bu yolu yürüyecek. Peki, bu durumda siz kitabınızı neden yayınladınız?

Taisha : Güzel soru! Bunun bir çift cevabı var. Hepsinden önce, birinci sebep şu ki Carlos Castaneda, Florinda Donner, Carol Tiggs ve ben, don Juan’ın hattının son üyeleriyiz, Carlos silsilenin sonuncusudur, hattın bitişi. Bunu zamanında bilmiyorlardı ve bizi eğitiyorlardı –Ben don Juan’ın dünyasına çok genç yaşta girdim, yetişkinliğe yeni adım atarken.

Yetişkinlik hayatım önce don Juan, daha sonra da Carlos Castaneda ile birlikte geçti - Castaneda’nın yeni Nagual olacağını bilmiyorlardı. Yeni Nagual, belirlenmiş olan kurala göre kendi topluluğuna sahip olacaktı ve belli sayıda rüyacı ve iz sürücüden oluşan bir grup kuracaktı. Böylece bizi rüya görme, iz sürücülük ve kullandıkları diğer tekniklerde eğittiler, bunları bize devrettiler. Fakat birden Carlos Castaneda’nın dört bölmeli bir Nagual olmadığı ortaya çıktı.

Bir Nagual, dört enerji bölmesinden oluşur, bu erke bedeninin biçimiyle ilgili bir meseledir. Carlos üç parçalı bir Nagual’dı; bu onun görevinin farklı olduğu anlamına geliyordu. En büyük farklılıklardan biri de şuydu ki, Nagual kadın genellikle önceki Nagual’ın grubuyla birlikte gider; fakat Carol Tiggs don Juan’la birlikte gitmesine rağmen günün birinde geri döndü. Nagual Carlos’un niyeti, ya da Florinda Donner’ınki ve benimki, onu bu gerçekliğe geri getirdi. Başka bir deyişle birleşim noktası geri kaydı, ve şimdi o bizimle birlikte. Bu durum ne Don Juan’ın silsilesindeki görücüler, ne de bütün bir Nagual kuşağı içinde kesinlikle duyulmamış bir şey. Böylece o geri geldi ve deneyimlerimiz hakkında yazmak, onları aktarmak için gereken enerjiyi verdi bize.

Abe : Yani Carol Tiggs geri döndü ama aslında beklenilen don Juan Matus ile gitmesiydi.

Taisha : Ve gitti zaten. Onlar giderken Carol’u da yanlarına aldılar.

Abe : Ve Carlos’un bir sonraki Nagualı ve Nagual kadını bulması bekleniyordu. Sonra da Carlos yeni Nagual kadını almış olacak ve döngü devam edecekti. Fakat şimdi bu benzeri görülmemiş durum meydana geldi. Bütün bunlar ne anlama geliyor?

Taisha : Bu sefer Tin’in tasarıları Don Juan için olanlardan kesinlikle farklı. Onun grubu kuralları izledi, mutlak bir eğitim prosedürleri vardı. Soyut olmalarına rağmen bir bakıma çokta somutlardı. Onlar önceki gruptan devraldıkları yöntemlerin uygulayıcılarıydılar ve sonra bunları bize devrettiler. Fakat bizim kesin olarak devam ettirdiğimiz şeyler sadece en soyut olanlar; özetleme gibi, kusursuzluk fikri gibi yaptığımız şeylerin yanında uygulamaların veya prosedürlerin toptan reddi gibi yapmadığımız şeylerde bulunuyor ve ben bunlardan bahsedeceğim; fakat sizin sorunuz, bunlar neden şimdi ortaya çıkıyor ve neden bunları yazıyoruz. Nagual kadın tüm bu şeyleri sıradan gerçeklikte ortaya dökebilmemiz için bize bu ilave erki verdi.

Öbür şekilde, bu enerji olmadığı takdirde bunlar sonsuza kadar sadece fikirler olarak kalırdı. Her ne kadar onları uyguluyor olsak da, aslında biz fikirlerin kendisiyiz. Yaptıklarımızla söylediklerimiz arasında hiçbir fark yok ve birleşim noktalarımızı hareket ettirebiliyor olmamızın nedeni budur.
Çünkü onlar sadece soyutlamalar değil, bedenlerimiz onları somutlaştırıyor, böylece birleşim noktalarımız hareket ediyor. Fakat gerekli enerji olmazsa, onları bu gerçeklikte diğer insanların anlayabileceği şekilde ortaya çıkartamazsınız. Kağıda döktüklerimizin büyük kısmı çok uzun zaman önce bize öğretildi ve bu fikirlere sahiptik.

Kitapta bahsettiğim şeyler uzun yıllar önce oldu. Fakat o zamanlar bunları ortaya koymak, başka deyişle somutlaştırmak için gereken erk yoktu.
İkinci sebep ise şudur, artık bu bilgilerin aktarılacağı çömezler yoktu ve tekrar tekrar söylüyorum, bu Tin’in tasarısı, bizim karar verdiğimiz bir şey değil. Bunu söyleyebilmemin bir yolu yok, oh, bunları yazıyorum, yazıyorum çünkü bu benim irademin dışında. Şimdi çıkması gerektiğine karar veren Tin’in tasarısıdır ve öyle olur; çünkü geleneksel açıdan bakıldığında yeni bir kuşak olmadığını söyleyebilirim. Bu yüzden orada her kim varsa onlara sunulmalı. Ve senin de dediğin gibi, evet, binlerce belki de milyonlarca insan bunları okuyor.
İçlerinden biri bunları uygulayabilir ve yol’u bulmakta başarılı olabilir. Söylememin sebebi şu ki, bir öğretmene ihtiyacınız yok. Soyut oluş, bu son kuşaktan olan hepimizin yöntemi; görebiliyoruz ki tek ihtiyacınız olan şey çok küçük bir şans, ve bir fikir. Olasılıkları yaratabilirsiniz. Özetleme de böyle bir şey, eğer birileri bunu uygularsa birleşim noktası hareket eder ve o zaman bir şeyler olacaktır, Tin ya da Niyet onlara bizzat rehberlik edecek ve öğretecektir. Niyet ve Tin zaten özetlemede mevcuttur, yapmama egzersizlerinde ve kitapların içinde de mevcuttur. Pekala, diyoruz ki çoğu insan sırtındaki bohçasını bırakmak istemeyecek, bu işin onlar için olmadığını hissedecekler. Doğru, böyle olacak. Fakat bunlardan etkilenecek bazı insanlar da var ve kitaplar aslında bu insanlar için yazıldı, ne olacağını kim bilebilir ki?

Abe : Özetlemeden biraz daha açık şekilde bahsedebilir misin?

Taisha : Pekala. Özetleme, don Juan’ın silsilesindeki eski büyücülerden aktarılarak gelmiş kadim bir tekniktir. Fakat onlar bu tekniği fazlasıyla unuttular; çünkü daha ziyade güçlülük, diğerlerinin üzerinde güç sahibi olmak, insanlara hükmetmek gibi şeylerle ilgileniyorlardı. Kendini önemsemenin yıkılması ilgilendikleri en son şeydi. Yine de teknik oradaydı, yeni büyücüler onu yeniden hayata geçirdiler ve bu yöntem aktarılarak Nagual Carlos ve bize kadar geldi. Ve şimdi biz özetlemeyi, birleşim noktasını hareket ettirmek için öğrendiğimiz büyücülük tekniklerinin en temel tekniği olarak görüyoruz.

Özetleme, modern insan için gerçekten de en iyi tekniktir; ona bu kadar önem vermemizin sebebi – ve Don Juan da onun üzerine yoğunlaşırdı – herkesin onu yapabilecek olmasıdır. Bunun için “büyücü çömezi” ya da onun gibi bir şey olmanıza gerek yok. Sadece ufak bir ilgisi olan herhangi biri buna başlayabilir – hatta kendini adamak zorunda değil, ama biraz merak gerekli. Özetleme, kişiliğin tasarısını veya başka bir deyişle kişinin geçmişi ve insanlarla olan ilişkileri çerçevesinde yarattığı ve hayatı boyunca sürdürdüğü, kendini ne olarak gördüğünü belirleyen kişilik imajını silmek için geliştirilmiş bir tekniktir. Ve kişilik kavramı sadece bir tasarıdan ibaret değildir. Kastettiğim şey tasarıdır fakat enerjik bir tasarı. Çünkü bir kişi diğer insanlarla etkileşimde bulunduğunda bir enerji değiş tokuşu meydana gelir.

Bunun çoğu kaybolur ya da bir yerlerde kalır. Kaygılar ve derinden hissedilen duygular vasıtasıyla dünyada ve insanlarda bırakılır. Büyücünün stratejisi onu geri getirip tekrar kazanmaktır, böylece geçmişte bıraktığınız bütün enerjiye şimdi yeniden sahip olursunuz. Neden onu, sizi bulunduğunuz konuma sabitleyen acayip bir geçmişin etrafında takılı bırakalım? Yapacağınız şey sessiz, sakin ve yalnız kalabileceğin bir yer bulmak; tercihen dolap, büyük bir kutu, hatta duş kabini bile olabilir, çünkü kapalı bir alan istenir – büyücülerin kendi özetleme kutuları vardı, onun içine girerler veya mağaralarda otururlardı. Ben kendi özetlememe küçük bir mağarada başladım. burada amaç enerjik bedeni kapalı bir yerde tutarak ışıltılı özümüz üzerinde baskı oluşturmaktır.

Oraya oturmadan önce bir liste hazırlarsınız; hayatınız boyunca karşılaştığınız, görüştüğünüz, bir şekilde iletişimde bulunduğunuz bütün insanların bir listesi. Bu süreç biraz yapma ve biraz hatırlamadan oluşur. Bu hatırlama, kendiliğinden, birleşim noktasını sabitlendiği yerden epeyce gevşetir. Bir çeşit ön hazırlık çalışması gibidir. Zihninizde geçmişe dönerek ve tanıdığınız herkesi hatırlayarak şimdiki zamandan geriye doğru gidersiniz ve bütün bu insanları listeye dökersiniz; aileniz, tanıdıklarınız, birlikte birşeyler yaptığınız herkes.

Aslında iki ayrı liste yaparsınız, ilk liste tüm cinsel deneyimlerinizden oluşur. Cinsel ilişkiye girdiğiniz bütün insanları listelersiniz. Büyücüler işe daima cinsel edimlerden başlanması gerektiğini söylerler, çünkü kaybedilen enerjinin en temel kısmı orada yitirilmiştir. Eğer onu geri kazanırsanız, bu size diğer insanları da hatırlamanız için itici güç verecektir. Böylelikle bu iki listeyi yaparsınız, sonra özetleme kutunuzda, mağarada ya da dolabın içinde oturursunuz ve nefes alıp verme tekniğine başlarsınız.

Listenin ve mekanın yanında üçüncü unsur da nefestir. Nefes çok önemlidir, enerjiyi içeri çeken ve dışarı veren şey nefes alıp verme işlemidir ve bu Niyet tarafından düzenlenmiştir zaten. Diğer insanlarla olan iletişimimiz enerji bedenimizle gerçekleşir, nefes ışıltılı telcikleri hareket ettirir.
Nefes tekniğine çene sağ omuz tarafında olacak şekilde başlarsınız – bunu kitabımda açıkça tarif etmiştim – kafanızda sahneyi olabildiği kadar detaya inerek ayrıntılı bir şekilde canlandırdığınızda, nefes alarak başınızı bir yay çizecek şekilde sağ omuzdan sol omuza doğru çevirirsiniz. Bundan sonra nefes vererek sol omuzunuzdan tekrar sağ omuzunuza dönersiniz ve işlem tamamlandığında başınızı merkeze getirerek bitirirsiniz. Süpürme işlemi yapıyorsunuz; bu bir sahnenin süpürülmesi gibidir.

Bütün bir odayı, bir insanı veya mekanı, neresi olursa olsun sadece süpürüyorsunuz. İnsanların sizin bedeninize bırakılmış enerjilerini nefes verişinizle dışarı bırakır, geri yollarsınız. Bir anlamda bu kişisel bağdan kendinizi kurtarırsınız ve bunu hayatınızdaki herşeye uygularsınız.

BİÇİMSİZLİK VE KALIPSIZLIK:

Bütün hayatınızı bu şekilde özetledikten sonra, kendinizi geçmişinizden önemli miktarda koparmış olursunuz. Bu arada, bu bir analiz değildir, gerçek bir kişilik incelenmesi olarak anlaşılmamalıdır. Tavırlarınızdan, davranışlarınızdan, sizden beklenen o mutlak kişilik kalıbından sadece onları görerek kurtulamazsınız. Bu kalıbı nefesle kırarsınız. Aslen yapmanız gereken biçiminizi kaybetmek ve kalıpsız davranmaktır, bir büyücünün eyleme geçme yöntemi budur, o tamamen akışkandır. Ve bu bizi tekrar iz sürücülüğe getiriyor.

Bir iz sürücü kendisini farkedilmez kılan kişidir, ve iz sürücülük farkedilmez olma sanatıdır. Onun bir kişiliği, bir kalıbı, takıntısı, ispatlayacak birşeyleri, talepleri ve tutkuları yoktu. Bütün bunlar özetleme sürecinde atılacaktır. Tabi özetlemeyle birlikte yapılması gereken başka şeyler de vardır; içsel söyleşiyi susturmak.

Dolayısıyla, bugün şimdi ve burada olduğunuzda, tüm enerjiniz sizinle birliktedir. Böylece aynı alışkanlık kalıplarınızı tekrarlamak için ısrar etmezsiniz. Bu alışkanlıklar içimize, kendi kendimize sürekli “ahh, bu işte iyi değilim”, “benden hoşlanmıyorlar” ya da “şöyle değil de böyle olmalıyım, kendimi kanıtlamalıyım” gibi cümleleri tekrar ettiğimiz içsel söyleşi yoluyla kök salarlar. Kişinin devamlı bir düşünce akışı ya da yeniden onaylama olarak aklından geçirdiği herşey, aslında kişisel yansımadan gelir. Bu yüzden büyücüler, birleşim noktasının bir konumu olan benliğin sürekli kendini destekleme ve güçlendirme durumuna dur denmesi gerektiğini söylerler.

Özetlemeyle geçmişe ve bugüne hareket ederek nefes tekniğini uyguladığınızda, oturup bütün bu şeyleri gözünüzde canlandırmanız için yoğun konsantrasyon gereklidir ve bunlar birleşim noktasını yavaşça kaydırır. Özetleme yapan herkes bunu farkedecektir.

Onlar bunu görecekler ve “Oh tanrım, bunu tekrar yapıyorum, on yıl sonra bunu tekrar yapıyorum!” duygusunu yaşayacaklar. Aynı tür ilişkileri, tekrar tekrar, aynı tip erkekleri ve aynı tip kadınları görecekler. Sürekli zor kadınlarla birlikte olduğunu söyleyen bir adam tanıyoruz (bir kahkaha atar). Bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum, fakat doğru.
Bu adam sanki zor ilişkiler yaşamakla lanetlenmiş gibi. Görüldüğü gibi kalıplar, ne çeşit olurlarsa olsunlar, sürekli tekrar ederler ve özetleme yapan herkes bunu görecektir. Böylelikle içimizdeki görücü sonunda ortaya çıkar. Bunu yaptığınızda ve daha sonra günlük hayatınıza geri döndüğünüzde daha sakin ve sessiz olduğunuzu farkedersiniz. Sonrada bu teknikleri haftada bir kez iç söyleşiyi susturmak için uygularsınız. Bu tekniklerin bazılarını kitabımda anlatmıştım.

Carlos Castaneda’nın kitaplarında bunlar gibi pek çok şey var. Mesela, sabit bakma hakkında, sabit bakma teknikleri var veya kibrite bakma tekniğini de uygulayabilirsiniz. Kibriti yaktıktan sonra aleve bir an için bakarsınız, sonra kibritin yanan ucunu yavaşça suya batırırsınız ve hala yanmaya devam ederken ters çevrilmiş halde suya batırdığınız soğumuş ucundan sol elinizle tutup alevin kibritin dibini yakışını seyredersiniz. Bu zihni sakinleştirir.

Basit meditasyon tekniklerinden herhangi birini kullanabilirsiniz. Doğu kökenli meditasyon tekniklerini yoğun şekilde uygulamanızı önermem, çünkü zaten özetleme yapıyorsunuz ve başka bir yönteme sabitlenmek istemezsiniz. Günümüzde soyut büyücüler olarak bizim tüm yaptıklarımız asgari düzeydeki bir tekniktir, böylece benlikten uzaklaşabiliriz. Egodan uzaklaşmaya çalışırken, ego bölgesine daha da yoğunlaşmak istemeyiz, ve ego sürekli takviye eder, “biz şimdi meditasyoncuyuz", ya da “biz şimdi buyuz...” gibi...

Abe : Yani hiçbir şekilde bir kişilik imajı yaratmak istemiyorsunuz, hatta bu bir spiritüel kişi imajı olsa bile.

Taisha : Hayır, istemiyoruz. Bunları sürekli devam ettirmek istemezsiniz. Ne kadar çok kurtulmak zorunda olduğunuza dönüp bakınca, daha fazla şey eklememek için dikkatli olacaksınız (bir kahkaha atar). Ve başka alanlarda daha önemli olduğunuzu belirten bir niteliği eklemek istemezsiniz. Zaten bu yüzden tüm bu eski şeylerden kurtuluyoruz. Fakat bu enerjiyi karınızla ya da kocanızla kavga ederken kullanabilirsiniz. İşte burada kusursuzluk devreye girer. Gündelik davranışlarınızı kusursuzluk düzeyinde devam ettirmelisiniz. Bunun anlamı şudur, alçakgönüllülükle yapabileceğinizin en iyisini yaparsınız. Biz artık egonun ya da benliğin kendini ispatlamasıyla ilgilenmiyoruz veya benliği savunmakla.

Enerjinin büyük bir miktarı her taraftan gelebilecek saldırılara karşı benliğin savunulmasına harcanır. Demek istediğim, evinizin dışına çıkamazsınız... evinizdeyken bile daima etrafta tehditkar birşeyler vardır, veya patronunuz bir şey söyler, veya birileri size ters bakar ve bütün bunlar sizi pençesine alır. Derhal geri çekilir ve “O kadar da kötü değilim, beni anlamıyorlar,” düşüncesi geliştirirsiniz. Zihin bu tip açıkları yamamak için şimşek hızıyla toparlanır. Ama hayır, bunun bu şekilde sürmesine izin veremezsiniz.

Artık benliğinizi savunmakla ilgilenmeyeceksiniz. Tersine benlikten kurtulmaya, onu bitirmeye çalışacaksınız. Don Juan’ın güzel bir vecizesi vardı; “kendinden kurtul ve hiçbir şeyden korkma” derdi. Evet, eğer bir kişiliğiniz yoksa korkacak hiçbir şey kalmaz; çünkü bütün korkular, hayal kırıklıkları, gerçekleşmeyen beklentiler, hepsi kişiliği oluşturan tasarılardan gelir. Sadece olumsuz şeyler de değil, eğer iyi bir şeyler olursa, iyi hissettiğinizi bilirsiniz. Yani bu durum iki koldan ilerler. O zaman, iz sürücüler gerçekten de kayıtsızdırlar, kendilerini bunlardan koparmışlardır ve bu da bizi konuşmaya ilk başladığımız yere geri götürüyor.

İz sürücülerin asıl yapmak istedikleri, kendilerini benlikten koparmaktır. Yani farkındalıklarını, toplum ve ebeveynler tarafından belirlenmiş o sabit konumundan ayırmaktır. Gerçek şu ki, hepimiz belli bir ailede doğar ve belli ilişkiler ediniriz. Bunlar gerçekten bize baskı yapar, sabitler ve hapseder.

Dolayısıyla özetleme yapıp, kendimizi herşeyden ve bütün olanlardan kopardığımızda, akışkan oluruz. Birleşim noktası özgür kalır ve gerçek bir uyumla hareket edebilir. Birleşim noktası uyuşturucu maddelerin, dışardan bazı insanların ya da Nagual’ın yardımı olmadan da devinebilir. Dışardan herhangi bir şey aldığınızda ona bağımlı kalırsınız, özgür olamazsınız.

Modern büyücüleri ya da iz sürücüleri gerçekten bağlayan tek şey son derece soyuttur, onlar buna Tin derler, ya da Bilinmeyen. Büyücüler benlikten kurtulmakla, onu sembolik olarak Kartal’a verirler, bu sembolik bir ölümdür. Derler ki, Kartal kusursuz bir savaşçının kaçmasına izin verir. Bunun metaforik anlamı şudur, özetleme yapan ve erkini gündelik yaşamın beklentilerinden çeken bir kişi herhangi bir yere hareket edebilir.

Bu kişi rüyalarını da kontrol edebilir, çünkü rüya görürken bile bir benliği yoktur. Bu, bir kez daha, modern büyücüler ve eski büyücüleri birbirinden ayıryor. Eski büyücülerin çok ağır bir egoları vardı, bu yüzden rüya görmenin farklı düzlemlerinde kayboldular ve kapana kısıldılar. Fazla ağır oldukları için tekrar dışarı çıkamadılar. Güçlülük hakkındaki düşünceleri onları takıntılı kıldı. Bir iz sürücünün kesinlikle hiçbir takıntısı yoktur. O bütün dünyaya “kontrollü delilik” konumundan yaklaşır.

Bunun anlamı, herşeyin kullanılmak üzere orada olduğudur. Bu dünyada belli bir düzen; bir yapı mevcuttur, fakat bu fazla ciddiye alınmamalıdır, çünkü başka düzenler ve başka yapılar da vardır. Gerçekliğin soğan tabakaları sonsuz sayıda katmandan oluşmaktadır ve iz sürücü bunların arasında herhangi bir yere gidebilir. Yine de nerede olursa olsun kendi düzenini ve yapılandırmasını yaratır. Tin onu devindirdiğinde, birşey birleşim noktasını hareket ettirir ve böylelikle heryere gidebilir. Ve rüyalarında da kusursuzdur, burada gündelik gerçeklikte olduğunda da.

Fakat iz sürücün başlangıç noktası burasıdır, yani gündelik dünyadır, ve özetlemenin herkes için uygun olmasının sebebi budur. Onlar işe listeleri ve özetleme mekanlarıyla başlarlar, geçmişi süpürürler, içsel sessizliklerini sağlarlar, böylece belli sabit bakma tekniklerinden ve bir takım büyü geçişlerinden faydalanarak – ama akrobasi ya da onun gibi çalışmaları kastetmiyorum – artık daha fazla çöplük biriktirmezler.

Veya sadece sakince oturup – buna meditasyon demek zorunda bile değilsiniz – içsel söyleşiyi kesersiniz ve bu sessizlik süresini uzatmaya çalışırsınız. O zaman mutlak sessizlikten gelen erkeye sahip olursunuz. Bu erke birleşim noktasının kendiliğinden normal konumundan çıkarıp yüksek farkındalığa kaymasını sağlayacaktır. Sonra uygulamacılar bu konumda olduklarında – hatta onlara büyücü demek zorunda değilsiniz – yükseltilmiş farkındalığa geçerler. Bu onların sessizlik kazanma yeteneğidir ve kendiliğinden her ne yapıyorlarsa ona yayılır.

Çalışıyorsanız, araba sürüyorsanız ya da her ne yapıyorsanız, içsel sessizlikle yapın; çünkü kendi sınırlarınızı aşmak gibi bir düşünceniz yoktur. Bunun yanında elbette Dünya'daki küçük tiranları kullanabilirsiniz, sorun değil, nasıl olsa özetleme yaptınız. Burada belirtmeliyim ki özetleme hep devam eden bir süreçtir. Cinsel ilişkilerinizi hallettikten sonra, ilişkide bulunduğunuz diğer bütün insanları özetlersiniz, fakat özetleme burada bitmez.

Belli mevzulara geri dönebilirsiniz. Farkedersiniz ki hala kalan birşeyler vardır, gün içinde bir olay olur ve kendinizi şöyle derken yakalarsınız “ahh, bu beni sarstı..., şu beni gerçekten rahatsız etti...”. O zaman bunun neden sizi rahatsız ettiğini görebilirsiniz ve belli temalardan faydalanabilirsiniz. Mesela seviliyor olmayı arzulamak çok yaygındır. Herkes kendini sevecek, destekleyecek, onaylayacak birilerine gereksinim duyar. Bu gereksinimden kurtulmak zorundasınız, fakat onun bizi sürekli bu alanda tutan çok kuvvetli bir baskısı vardır. Onunla yaşadığınız sürece, tıpkı burnunuzun ucunda havuç sallandırılmış bir tavşan gibi olursunuz. Nasıl olsa, vücudunuzun doğal olarak tepki göstereceği birileri hep gözünüzün önünde sallanıp duracaktır...

Abe : O zaman görücü olmanın bu seviyesinde, artık beğenilip beğenilmemek konusunda endişelenmedikleri bir noktaya ulaştıkları ve bunun büyük bir başarı olduğunu söyleyebilir misin?

Taisha : Evet, bu büyük bir başarıdır. Bu konuyla ilgili derin endişeleri olan bir insan için kesinlikle öyledir. Günümüzde, belki de dürüstçe bunu gerçekten hiç umursamayan nadir bir azınlık vardır. Onların bunun için yeterli enerjileri mevcuttur. Ve bu neye bağlıdır biliyor musun? Seviliyor olmak, sevilmek istemek? Büyücülerin ana rahmine düştüğümüzde edindiğimiz toplam enerji miktarımızla ilgili bir teorileri var. Eğer ebeveynler, anne ve babanın her ikisi de, birbirlerini çekici buluyorlarsa, birlikte gerçekten harika bir cinsel deneyim yaşadılarsa ve anne gebe kaldıysa, bu çocuk ilişki esnasında açığa çıkan o büyük enerjiye sahip olacaktır.

Bu durumda insanların onu sevip sevmediklerini umursamayabilir, çünkü o zaten yaradılıştan gelen güçlü bir erkeye sahiptir. Fakat ebeveynlerden birinin canı sıkkın olursa – don Juan onlara “sıkkın gebelikler” derdi hep – ya da çok sıkıcı, sıradan bir deneyim yaşamış olabilirler. Veya belki birbirlerinden hoşlanmıyorlardı bile, sadece evli oldukları için bir Cuma gecesi aktivitesi olarak seks yapma ediminde bulunuyorlardı. Bu durum doğacak çocuk için gerçek bir dezavantajdır. O her zaman birşeylerin yitik olduğu duygusunu yaşayacak ve sevilen biri olmayı arzulayacaktır. Akranlarından, annesinden hep sevgi görmeyi bekleyecektir, ama annesi onu hiç sevmeyebilir bile.

Bu aslında sadece bir teori değildir. Büyücülerin görerek vardıkları bir sonuçtur. Onlar erke bedenin ne kadar enerjiye sahip olduğunu ve enerjinin nasıl hareket ettiğini görebilirler. Bazı insanların erki hantal ve durgundur; bu durum edilgenlik veya hayattan doğru düzgün tat alamama şeklinde açığa çıkar. Tek bir günü bile güç bela tamamlarlar. Hep böyle duyumsarlar. Fakat diğerlerinin bol bol erki vardır. Her şeyi bir meydan okuma olarak karşılarlar, onlar için herşey bir maceradır. İnsanların doğal liderleri onlardır, bu karizmaya sahiptirler. Diğer insanlar ve hatta etraflarındaki herşey üzerinde hipnotize edici bir etkileri vardır. Doğal olarak onlar diğerleri kadar sevilmeye, beğenilmeye muhtaç olmayabilirler.

Abe : Ve elbette böyle güçlü bir erkeye sahip olan biri, onu sömürmek isteyen her çeşit muhtaç insanı kendisine çekecektir (bir kahkaha atar).

Taisha : Kesinlikle çekerler ve onlar insanları cezbeder. Büyücüler der ki, benlik kendi kendimize sapladığımız metaforik bir hançerdir. Fakat başkalarıyla birlikte kanadığımız sürece sorun yoktur.

Bizimle kanayan birileri olduğu sürece iyi hissederiz (bir kahkaha atar). Başkaları daha kötü hissettiğinde de, mutlu oluruz. Ancak bu muhtaç insanlara tüm bunları özetleme gösterecektir... Ve ben de bu kategoriye dahilim, çünkü bende zevkli bir cinsel birleşmenin ürünü değilim... İşte bunlar beyninizi kemiren küçük şeytanlardır ve onlarla özetleme yaparken karşılaşacaksınız. Ve bu yüzden özetlemenin asla bitmeyeceğini söylüyorum. Don Juan ve grubuyla birlikteyken işler yolundaydı; onların benim açıklarımı kapatmak için yeterince erkleri vardı ve enerjileri beni ileri farkındalığa sokuyordu.

Fakat uzaklaştıkları anda, sadece odadan çıkmış bile olsalar, normal farkındalığımın zeminine kıç üstü yapışıveriyordum ve ilgi bekliyordum. Bütün çömezler benimle aynı durumdaydı. Ve elbette onlar da bizi umursamayarak, bizimle konuşmayarak ya da bizim de katılmak istememizi önemsemeden başkalarıyla birşeyler yaparak bizi test ediyorlardı. Özetleme uygulaması dediğim zaman, bunun gündelik yaşam içinde sürekli denenmesi ve test edilmesi gerektiğini kastediyorum. Sadece çöllere kaçıp özetleme yapabilirsiniz, sonra iyi hissedersiniz ve olay bitmiştir.

Ancak annenize ve babanıza geri dönmelisiniz. Küçük bir çocuk gibi tepki vermeniz için size neler yaptılar? Annesinden çamaşırlarını yıkamasını veya midesine özen göstermesini isteyen bu küçük çocuk nasıl alıştırıldı. Hala bu duygulara sahibiz. Yani sadece özetlemenin kendisi yeterli olmaz. İz sürücüler diğer insanlarla birlikteyken sürekli kendi izlerini sürerler ve neler olup bittiğini görürler.





Bölüm 2

Alexander Blair-Ewart: Sohbete, içtenlikle ilgilenen insanların anlayabileceği kapsamlı bir konu olan iz sürücülükten başlayabilir miyiz?

Taisha Abelar: Bu verdiğim konferanslarda çok sık karşılaştığım bir soru. İnsanlar iz sürücülüğün kesin olarak ne olduğunu bilmek istiyorlar. Bundan bahsetmenin iki yolu var. İlki, sadece genel bir tanım olarak; iz sürücü dikkat çekmemeyi gerçekten bir sanat haline getirmiş kişidir. Bu da kendini geri planda tuttuğu anlamına gelir. Dikkat çekmez olmak için belli bir çalışma süreci söz konusudur, ve size dikkat çekmemenin neden gerekli olduğunu da anlatabilirim.

Öncelikle, iz sürücülükten bahsetmenin başka yollarınıda anlatmak isterim. İz sürücülük büyücüye ya da uygulayıcıya bir sarsıntı vermek üzere tasarlanmıştır. Sarsıntı derken kastettiğimiz, bir itki ya da hafif bir erk darbesidir, böylece birleşim noktası hafifçe kayar. Sanırım şimdi birleşim noktasından bahsetmeliyim, çünkü aslında iz sürücülerin hedefi odur. Birleşim noktasını kaydırmayı ya da devindirmeyi, ve bu yolla dünyayı algılayış biçimini değiştirmeyi hedeflerler.

Algılar elbette rüya görme yoluyla değiştirilebilir, fakat iz sürücüler bunu uyanıkken yaparlar. Büyücülerin dünyayı algılama yöntemi şudur; onlar der ki, bu gerçeklikte uyanıkken gördüğümüz her şey birleşim noktası konumunun sorgulanmasıdır. Eminim ki Castaneda’nın kitaplarına aşinasınız ve birleşim noktasının ne olduğunu biliyorsunuz, fakat izin verin bir daha tanımlayayım. Birleşim noktası ışıltılı küre (aura—ed) üzerinde, farkındalığın odaklanmış olduğu parlaklık noktasıdır. Biz insanın erke bedeninin her biri belli bir farkındalığı içeren sonsuz sayıda ışıltılı telcikten oluşmuş bir kütle olduğuna inanıyoruz. Öyle ki bu telcikler elektrik benzeri bir ışık olmaktan çok, farkındalık benzeri bir ışıktır. Ve erke bedenini oluşturan ışıltılı yumurta biçimi üzerinde, kişinin farkındalığının toplanmış olduğu daha parlak bir nokta bulunur. Bu ışıltılı nokta insanın erke bedenini gören bir “görücü”ye genellikle bir golf topu büyüklüğünde görünür. Fakat bu boyut değişebildiği gibi, noktanın ışıltılı yumurta üzerindeki yeri de değişebilir.

Birleşim noktasının bulunduğu konum algı biçimini belirler, çünkü erke beden içindeki telciklerin, erke beden dışındaki evrene yayılmış telciklerle eşleşmesi söz konusudur. Büyücüler için evren, bir kısmı algılanabilen, bir kısmı ise insanın algı kapasitesinin tamamen dışında kalan sonsuz sayıda ışıltılı telcikten oluşmuştur. Birleşim noktasının konumu, içerdeki ve dışarıdaki telciklerin eşleştiği bu ekstra parlak bölgedir ve dünya algısı bu eşleşme sonucu ortaya çıkar.

Abe : Bu herkes için geçerli midir?

Taisha: Herkesin birleşim noktası neredeyse aynı konumdadır, çünkü bir bebek doğduğunda, insan bebeği olması ve bir insana, sosyal bir bireye dönüşeceği gerçeği sebebiyle, birleşim noktasını diğer insanların birleşim noktalarıyla aynı konuma yerleştirmek zorundadır. Böylece onlarla iletişim kurabilir, ve diğerleriyle aynı dünyayı algılar, algı olasılıklarının aynı parçaları açılır ona ve böylelikle hepimiz algıladıklarımız üzerinde görüş birliğine varabiliriz.

Hepimizin birleşim noktaları aynı konumda olduğundan bir lisana sahip olabiliriz. Ağaçlar, arabalar, katı duvarlar ve zemin hakkında konuşabilir, uzamsal ve zamansal bir sürekliliğe sahip olabiliriz; bir dünün olduğunu ve bir yarının olacağını biliriz. Zamana ve bildiğimiz herşeye ilişkin görüşlerimiz de farkındalığın yoğunlaştığı noktanın bulunduğu konum tarafından belirlenir. Eğer birleşim noktası kurala aykırı olarak olması gereken konumda değilse, o zaman bu insanlar ya büyücüdürler (ve şu anda onlardan bahsediyoruz) ya da zihinsel rahatsızlıklar için bir aday olurlar.

Bu insanları çoğunlukla akıl hastanelerinde bulabilirsiniz, çünkü birleşim noktaları diğer insanlarınkiyle aynı konumda sabitlenmemiştir. Bu yüzden algıyı tanımlamadaki ortak öznelliğe sahip değillerdir ve gerçekliği neyin oluşturduğuna dair muvafakata varamazlar.

Biyolojik bir emir, tüm insanların birleşim noktalarını bu belli konumda sabitlemelerini söyler, böylece “insan” dediğimiz şey olabilirler. Hayvanlar onu farklı yerde sabitlerler ve bu onların hayvan olarak türünü belirler. Ağaçlarınki de ışıltılı kabuklarının içinde kesin bir pozisyonda durur, bu da onları ağaç yapar.

Abe : O zaman birleşim noktasını, gerçekliğin toplu karakter anlaşmasının konumu olarak da adlandırabilir miyiz?

Taisha: Kesinlikle. O bizim karakterimizdir. Bizim bireyliğimizdir. Büyücüler bu bireyin, insani varoluş kapasitemizin hepsi olmadığını söyler. Sadece sosyal bir bireyden daha fazlası olabiliriz. Toplumun ya da doğuştan gelen hakların bize sunduklarından daha fazlası olmak için, birleşim noktamızı kaydırmak ya da devindirmek zorundayız.

Onu yapışıp kaldığı yerden sökmeliyiz. Birleşim noktası sadece yer değiştirme yetisine sahip olmakla kalmaz, aynı zamanda bu gerçekleştiğinde, farkındalığın başka ışıltılı ve yetenekli telciklerini evrendekilerle eşleştirerek aydınlatır ve böylelikle başka gerçeklikler oluşur, bu öbür gerçeklikler de en az içinde bulunduğumuz gerçeklik kadar gerçek ve tamdır. Çünkü içinde bulunduğumuz gerçekliği reddedilemez gerçek olarak nitelendirmemizin sebebi, birleşim noktasının sabitliğini esas alarak dünyanın neye benzediğine dair varmış olduğumuz uzlaşıyla sabitlememizdir.

Eğer birleşim noktası hareket ederse – ki rüyalarda kendiliğinden eder – biz bunu uyanıklık durumundan ayrı tutmak için rüya gerçekliği olarak tanımlarız. Yani kabul ediyoruz ki deneyimlenebilecek başka dünyalar var, ancak biz onlara hep gündelik gerçeklik pozisyonundan bakıyoruz.

Fakat büyücüler bunu yapmazlar. Onlar gündelik gerçekliği uyanıkken değiştirebileceğinizi söylerler, rüya görmek zorunda değilsiniz... Rüya görmek, elbette ki, birleşim noktasının hareketinin uykudayken, rüya görürken kontrol edilmesi ve başka bir yerde sabitlenmesidir.

Abe : Ve siz bunu aklınızı kaçırmadan yapmayı başarabiliyorsunuz.

Taisha : Kesinlikle.

Abe : Bu kendi içinde son kertede devrimci bir beyanat.

Taisha : Çünkü uzlaşımız der ki evet, orada halüsinasyonlar gören çılgın insanlar var. Yaratıklar, varolmayan şeyler görüyorlar. Fakat bir şekilde eksikler ve bu açıdan, sosyal düzenin bakış açısından, evet, birleşim noktalarını diğer insanların sabitlediği yerde sabitleyememeleri açısından eksikler. Birleşim noktaları her nasılsa hep akıntıda kalıyor, sürekli kayıyor ve bu yüzden elbette ki çılgınlar, çünkü halüsinasyon görüyorlar ve birleşim noktalarını tek bir pozisyonda sabitlemeye yetecek erkeye sahip değiller. Eğer bu erkeye ve kontrole sahip olsalardı, o zaman bu yeni konumun izini sürebilir ve büyücü olurlardı.

Abe : Evet, anlıyorum.

Taisha : Görüldüğü gibi bütün olay eninde sonunda , algılamamıza izin verilenden daha fazlasını algılayabilmek için gereken erkeye sahip olma meselesine varıyor. Sosyal düzenimiz, delilik ve rüyalar haricinde başka dünyalara gitmek için cüret etmemize izin vermez ve zaten onları da gerçek saymıyorlar.

Dolayısıyla elimizde açık iki cadde kalıyor, fakat onlar da pek kullanılabilir sayılmazlar. Şimdi büyücüler der ki birleşim noktasını hareket ettirebilirsiniz, tabi onu başka bir pozisyonda sabitleyecek erkiniz olması kaydıyla, çünkü sonunda keçileri kaçırmayı ya da orada bir yerlerde varlığını sürdüren soğan katmanı benzeri gerçekliklerde sonsuza kadar kaybolmayı istemezsiniz. Yani ihtiyaç duyulan şeyler kontrol, erk ve akışkanlıktır. Ve tabi bir de“sarsılmaz niyet”.

Akışkanlık, kişinin birleşim noktasının bizim birey olmamızı sağlayan o verilmiş yerinden kaymasını sağlar, ve bu noktaya tekrar geri döneceğiz, çünkü bizi birey yapan o yer aslında benlik dediğimiz şeydir.

Bu noktada kişisel önemi fırlatıp atmamız gerekir. Benliğe bağlılığımızı sürdürdüğümüz sürece gerçekte yaptığımız tek şey, birleşim noktasının sabitliğini devam ettirmek olacaktır ve asla muhakkak addedilmiş gerçekliğimizin ötesindekileri algılayamayacağız. Bizim sadece sosyal düzen içindeki verilmiş konumumuzun müsade ettiği ölçüde algılamamız hoşgörülür.

Birleşim noktasını herhangi bir yere hareket ettirebilmemiz için ilk olarak akışkanlığa ihtiyacımız vardır, fakat daha sonra katılığa, yoğunlaşmaya ve onu başka bir noktada sabitleyebilmek için enerjiye gereksinim duyarız. Aslında büyücülük budur, devinim ve sabitlenme, birleşim noktasını tekrar başka konumlarda sabitlemek; bu şekilde gündelik dünyamızın gerçekliği kadar gerçek ve somut olan başka gerçeklikleri aydınlatırız.

Abe : Büyücüler enerjiyi eşsiz yollardan elde eder ve çoğaltırlar, rüya görme enerjisinin elde edip çoğaltmanın bir yolu var ve sizin kitabınız da aslında iz sürme enerjisinin elde edilip çoğaltılması hakkındadır, doğru mu?

Taisha : Muhakkak. Büyücülerin kullandığı icatlar ve teknikler var, mesela “yapmama” teknikleri, birleşim noktasını benlik konumundan koparabilmek için en temel teknik olan “özetleme”, kişiyi beklentilerden ve kişisel yansımadan uzaklaştıran “kişisel geçmişin silinmesi” gibi.

Elbette, kendini önemsemenin yitirilmesi anahtardır. Çünkü söylediğim gibi, bir kişisel yansımaya, güçlü bir benliğe, bir egoya, ortak öznellik uzlaşısının tanımlarını kullanarak diğerleriyle iletişim kurduğumuz bir kişiliğe sahip olduğumuz sürece bunlar bizi alıkoyar. Gördüğünüz gibi, dünyanın gücü, sosyal düzenin gücü, milyarlarca insanın birleşim noktalarını belli bir konumda sabitlemek üzerine vardıkları uzlaşı sonucu, devasadır.

Abe : Böylece kaba bir düzlemde bunu “akran baskısı” olarak adlandırabilirsin, ya da evrensel düzlemde “zamanın ruhu” diyebilirsin.

Taisha: Evet. Çok bireysel bir düzlemde “kendine düşkünlük” ve “kişisel yansıma”, ve sonra da akran baskısı. Kesinlikle, daha sonra dilin kendisi olan daha büyük bir düzlem, yani kültürel düzlem gelir ve temel bir mecburiyet olarak bu aileye katılmak zorundayız. İşte bütün bu bariyerlerin her birini yıkıp geçmelisin – bireysel, akransal, ailevi, kültürel – ve sonra her şeyi yerinde tutan bi tür devasa kollektif bilinçlilik.

Bir büyücü bütün bunların dışına, farklı bir düzleme sıçramak zorundadır.

Bu kollektif bilincin arkasında bile, bizi “maymun biçimi”nde kapana kıstırmış biyolojik emirler yatar. Topluluk halinde yaşamamız biyolojik bir zorunluluk, çünkü biz sosyal hayvanlarız. Kendi başına olmak, insanları ölümüne korkutan birşeydir. Maceraya, arayışa tek başına atılmak zorunda olma fikri yeni başlayanları öldüren şeylerden biridir, çünkü özetleme mutlak bir yalnızlıkta yapılır.

Ancak insanlar sanıyor ki iyidir, grubun kendi içinde bir sözleşme, bir algısal fikir birliği olduğu sürece birlikte meditasyon yapılabilir, başka şeylerde, ama görüyorsunuz ya, birleşim noktasının hafifçe devinmesini engelleyen de işte o sözleşmedir. Yani bu zorlamanın ötesine geçmek, erke sahip olmak zorundasınızdır ve bu erk, kendi ölümünü kullanma ve kusursuzluk gibi daha önce bahsettiğim bütün o şeylerden gelir. Ancak bir ölüm verirsiniz, çünkü eninde sonunda birkez öleceksiniz zaten.

Eğer büyücünün yolunu izlerseniz, eğer benlikten, birleşim noktasının o belirlenmiş konumundan uzaklaşmayı dilerseniz ve bilinmeyene doğru ilerlemeye cüret ederseniz, bu tıpkı ölmek gibidir. Benlik, tüm silahlarını bırakıp teslim olmak zorundadır ve bu dehşet verici bir duyumsamadır. Duygusal olarak, fiziksel olarak şuna benzer: evrene karşı insan.

Abe : Ve bu ölüm uzatılmıştır, değil mi? Demek istediğim, tek bir mucizevi an içinde olup bitmez. Süreç içinde meydana gelen birşeydir ve bu yıllar alacaktır. Peki bunu gerçekten başardığını nasıl anlarsın? Sonunda ölerek o eski benliğinden kurtulduğunu, ya da literatürdeki tabiriyle “biçimsiz savaşçı”ya dönüştüğünü nasıl bilirsin?

Taisha : Biçimsiz olmak zorundasınız. Bir benliğe sahip olmamalısınız. Hepsinden önce, senin de dediğin gibi, bu aniden gerçekleşen bir işlem değildir, ama buna karşın olabilirde. Bazı insanlarda ya da bazı normal olmayan durumlarda, birleşim noktası aniden herhangi bir yere hareket edebilir, bu büyük bir şokun etkisiyle de olabilir, ve böylece kişinin önünde farklı bir gerçeklik oluşur. Aniden kendini başka bir yerde bulur. Fakat bu durum dışardan bir etki sebebiyle gerçekleştiği için genelde geçicidir ve birleşim noktası çoğunlukla eski yerine geri kayar. Eğer geri kaymazsa kişi başına neler geldiğini anlamayacaktır ve bunlar tımarhanelik durumlardır. Bu yüzden aşamalı bir değişim en iyisidir.

Abe : O zaman uyuşturucular ve erk bitkileri de bunlara sebep olabilir mi?

Taisha : Evet, kesinlikle olurlar. Halüsinojen uyuşturucuların etkisi altındayken farklı dünyalar görürsünüz ve birleşim noktası sabit konumundan kesin olarak ayrılmış olur. Fakat bunu yapmamalısınız, çünkü bu tamamen dış bir etkidir ve kontrolünüz yoktur. Nagual’ın mutlak varlığı da birleşim noktasını hareket ettirebilir. Onun kusursuzluğu öğrencilerinin birleşim noktalarını kaydırabilir, bunun için ille de sırtlarına bir şaplak indirmek ya da onun gibi birşeyler yapmak zorunda değildir.

Onun erki çömezlerinin farklı dünyaları algılamalarına sebep olabilir. Ne zaman don Juan ve tayfasıyla birlikte takılsak onların gücü bize fantastik şeyler yaptırırdı, bunları kitabımda anlatmıştım. Fakat Los Angeles’a döndüğümde ve onlar ortalıkta olmadığında üstümde sosyal düzenin baskısının taşırdım ve birleşim noktam tekrar ilk dikkat konumuna geri dönerdi.

Aslında işin trajik kısmı, birleşim noktasını onların etkisi altındaki konumuna hareket ettirmedikçe, o konumdayken neler olduğunu güç bela hatırlamaktı. Hepsi rüya gibi geliyordu. Bu yüzden birleşim noktanızın ileri farkındalığa kayması için gereken enerjiyi biriktirmelisiniz ki devamlılığı kendi kendinize de sürdürebilesiniz ve risk alabilesiniz. O zaman daha ilerilere de hareket ettirebilirsiniz ve bu aşamalı bir kaymadır.

Abe : Birleşim noktasını hareket ettirmek için gereken enerji nasıl elde ediyor ve koruyorsunuz?

Taisha : Başlıca yöntem özetlemedir. Ama belirtmek istiyorum ki bu hareketi sağlamanın bir diğer yolu da mutlak kusursuzluktur, ve noktanın hareketi, niyet etme yoluyla sağlanır. Niyet gerçekten de bir hattır, kişinin dışarıdaki erkle direk bağlantısını sağlayan bir kuvvettir. Bir idrak kapasitesine ve bir yol gösterme dizgesine sahip olduğu için ona Tin derler, ya da Kartal. Fakat insanlar kendi kişisel enerjilerini kusursuz davranışlar yoluyla dışarıdaki enerjiyle bağladıklarında, Tin kendiliğinden birleşim noktalarını onlar için hareket ettirir, çünkü onlar bir açıdan kontrolü tamamen bırakmışlardır.

Kendilerinden, egolarından tamamen vazgeçmişlerdir. Kendilerini yönlendirmesi için niyetin klavuzluğuna izin verirler. Ve bütün o bahsettiğim büyücülük edimleri, özetleme, bütün yapmamalar, hepsi zaten büyücünün niyetini içerir. Bu yüzden kişi sadece bu şeyleri yapar ve niyet onu ele geçirir; böylce birleşim noktası kendiliğinden hareket edecektir, çünkü bunlar don Juan’ın silsilesindeki büyücülerden aktarılarak gelmiş kadim tekniklerdir ve Tin’le olan bağlantıyı yapılarında doğal olarak taşırlar zaten.

Enerjiyi biriktirmenin gerekli olduğunu zaten biliyoruz, çünkü insan olarak doğduğumuz biçimden kurtulmanın tek yolu budur. Daima maymun insan terimleriyle konuşmaktan hoşlanırız, çünkü böyle olunca kişi uygun bir bakış açısına yerleşir.

Abe : Bunu bir eğretileme olarak mı kullanıyorsunuz? Çıkardığım anlam bağlamında, “zaman”ın süreci içerisindeki, aslolan ışıltılı varlığımız şu anki sahip olduğumuz biçimi aldı ve biz bir noktada etten kemikten insanlar olmaya mı niyetlendik; ama özünde olduğumuz şey oradaki engin sonsuzluktan geliyor ve biz normal evrim anlayışındaki gibi maymundan gelmedik mi? Demek istediğim bu konu herhangi biçimde uzlaştığınız bir şey mi? Maymun eğretilemesini gayet iyi anlıyorum ama evrim teorisi, bizdeki diğer yetileri nasıl elde ettiğimizi açıklamak için hiç yeterli olmuyor.

Taisha : Ah hah! Büyücülerin söylediği bizim sürekli evrildiğimizdir. Bu yüzden olduğumuz yerde kalmamalı ve kendimizi birleşim noktasının o maymunsu pozisyonuyla sınırlamamalıyız. Dediğin gibi, insanoğlunu oluşturan erkede sınırsız sayıda başka olasılıklar için potansiyel vardır. Evet, sana katılıyorum, evrimci bakış açısıyla bakarsak orada durmalıyız ve kendimizi o pozisyonda kalıplandırmalıyız. Fakat evrimin baskısı devam eder.

Büyücüler bir zamanlar insan olan varlıklardır, fakat daha sonra başka birşeye evrilmişlerdir. Onlar artık mutlak dünya mantığındaki modelde insan değildirler, çünkü birleşim noktalarını herhangi bir yere hareket ettirebilir ve o konumun devamlılığını sağlayabilirler, yani biçimlerini değiştirebilirler. İnsan biçiminde kalma mecburiyetleri yoktur. Aşağıya hareket edebilir, hayvani düzleme kayabilirler ve hayvan biçimlerine girebilirler; kargalara, kuşlara ya da diğer hayvanlara dönüşebilirler veya tamamen soyuttan oluşmuş ve fiziksel karşılığı olmayan, tanımlanamayan diyarlara da kayabilirler.

Abe : O zaman eski görücüler ve yeni görücüler diye bir ayrım var?

Taisha : Yeni büyücülerin yaptıklarına göre, eski büyücüler ve yeni büyücüler arasında bir ayrım var. Don Juan ve öğretmeni Nagual Julian, don Juan’ın çömezi yeni Nagual Carlos Castaneda, onların hepsi modern büyücülerdir ve ilgilendikleri şey bu soyuta yönelmiş evrim sürecidir. Onlar aşağı düzeydeki biçimlerden uzaklar; ki bu biçimlere geçmek, rüya görme esnasında birleşim noktası kendiliğinden bu konumları bulduğunda çok kolaydır.

Bütün insanların Carlos Castaneda’ya yakınlık duymasının sebebi de budur; bizim üniversite mezunu, eğitimli, açık görüşlü insanlar olmamız. Demek istediğim, bu bizim görevlerimizden biri. Asli büyücülük görevi, açık ve tutarlı düşünebilmek, insan olarak nerede durduğumuzu ve potansiyelimizi farkedebilmektir, görebilmek ve asıl gerçeğin bu düzeyine ulaşabilmektir, sadece uslamlama yoluyla olmasa da uslamlamayı en katı haliyle kullanmaktır, ancak bayağı şekliyle değil ve insanların yaptığı gibi sonra buna tamamen tezat oluşturacak başka şekilde eyleme geçmek değildir.

© Dimensions Magazine
Yayın Tarihi: 1994

5

Cvp: Carlos Castaneda ve İzdeşlerin Röportajları

Carlos Castaneda ile Röportaj

La Jornada Gazetesi
Yayın Tarihi: 29 Ocak 1996

Orijinal yazı İspanyol'ca ve Arturo Garcia Hernandez tarafından yazılmıştır.


Bölüm 1

“Markos? Onu tanımıyorum... Özür dilerim. Hiç tanımıyorum...”

“Biz insan varlıkları olarak, hem kendimizi özgürleştirme şiddetli arzusu hem de korkusu ile birlikte yaşıyoruz” (Castaneda)

Şaman, “Bizim için gerekli olan şey manyakça kendini beğenmekten vazgeçip enerji bedenimizi keşfetmektir” noktasına işaret eder.

Carlos Castaneda ne 'Markos' ne de EZLN'yi bilmiyor (EZLN = Ejercito Zapatista de Liberacion National – Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu. Marcos da bu silahlı devrimci örgütün başı olan Subcomandante Insurgente Marcos'dur.) Gazete okumuyor; bir guru veya kurtarıcı olmayı reddediyor; şefkat ve sosyal ilgi'nin kendini yenileyen bir yalan olduğunu düşünüyor; o gurulara ve tanrı tüccarlarına karşı; annesinin komünist ve broşürcü olduğunu garanti ediyor; Meksiko City'de, Cuma'dan Pazar'a kadar süren 'Tensegrity'nin yeni yolu' seminerinin molasında medya ile konuşurken, bir büyücü veya şaman olarak bilgisini yaymanın hangi kademe ile başladığı, ve şu bu gibi meseleleri ele aldı; Cumartesi gecesi, bir saatten fazla bir süre ile 'Don Juan'nın Öğretileri' ve 'Erk Öyküleri' yazarı birçok farklı soruyu cevapladı. Sakin bir konuşma ile, sıkça şaka yaparak, her zaman muhataplarına saygılı, ihtiyatlı, çevresindeki sekiz gazetecinin soruları peş-peşe ateşlendiğinde, Castaneda bir konudan diğerine gidiyordu. Tek istediği, resim ve ses kaydının olmamasıydı. Aşağıda notlardan düzenlenmiş, bu konuşmanın bir metni bulunuyor. Castaneda için, bir büyücü olarak deneyimlerini anlatması ve açıklaması için kelimeler yetersiz ve sınırlıdır; aynı zamanda o, kelimelere doğrusal mantıktan kaçan ve normalde bizim taşıdığımız değeri ve anlamları bağladığı akılda tutulmalıdır.

“Büyücülerin spiritüalizm ve kutsallık hissine nasıl bakıyor?”

“Spiritüalizmi sizin nasıl anladığınızı bilmiyorum. Maddiyatın tersi mi?”

“Şart değil, bütünün bir parçası, başka.”

“Evet, bu durumda, Juan Matus saf bir ruhtur. Büyücüler, spiritüalizme değil, insan ruhuna inanır. Don Juan sıkça diyordu ki: 'Ruhumu seviyorum. İnsan güzel bir ruhtur. Eğer bana ödeyemediğin bir şey borçlu olduğunu düşünüyorsan, insan ruhuna öde'. Kutsallık için ise: “Şamanlarda bir rahip hissiyatı yok, ve kutsallık karşısında diz çökmezler. Yalvarmaya gerek yok. Niyete sorarlar, her şeyi yapmaya ve değiştirmeye yeterli olan güce, sürekli güç. Fakat onlar yalvarmaz.”

“Kadim Meksika'nın büyücülerinden bahsederken, kimleri kast ediyorsun? Çünkü burada farklı kültürler vardı: Maya'lar, Aztek'ler ...”

“Hayır. Don Juan için Meksika'nın kadim zamanları yedi ile on bin yıl öncesiydi.”

“Don Juan'dan ayrılma sürecin nasıl olmuştu?”

“Ben ayrılmadım. O bana böyle dedi. Zamanı geldiğinde o benimle devam edemeyecek kadar kendisinden büyük ölçüde farklı olduğumu kavradı. Ve beni tuzağa düşürmeye başladı; benim tüm çıkışlarımı kapatıp beni yalnız bıraktı.”

“Sen Meksika Yerlilerini biliyorsun. Çok kötü şartlarda yaşıyor, ve onların altı bin tanesi hapiste; Meksika'daki Yerlilerle ne kadar ilgilendin?”

“Kesinlikle ilgilendim. Bir keresinde don Juan'a bir soru sormuştum. Bir süre önce yayınlayamadığım bir kitap yazdım, 'Nacho Coronado'nun Şöhreti'. Nacho, verem olan bir Yaqui yerlisiydi, ve banka kredisi ile 'Vitaminol' ilacını alıp iyileşeceğini zannediyordu. Don Juana sormuştum: 'Bunun için endişe etmiyor musun?' Nacho'nun öncülleri benimkiler ile aynıdır'. Şöyle dedi: 'Evet, çok endişeleniyorum; Fakat aynı anda senin için de endişeleniyorum, sen daha iyi olduğunu mu sanıyorsun?... Tabi ki, Ben onlarla da ilgileniyorum; fakat seninle de ilgileniyorum. Biz öyle bir durumdayız ki, bir ara dahi vermeden, bizi tüketen isteklere aç bir şekilde dahil ediliyoruz.' dedi.”

“Markos, Ejercito Zapatista de Liberation Nacional (Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu), ve Chiapas'ta ayaklanan Yerliler hakkında ne düşünüyorsun?”

“Kim? Markos? Onu tanımıyorum. Hiç fikrim yok. Lanet olsun, dalmışım! Özür dilerim, hiçbir şey bilmiyorum.”

“İnsanlık için ne düşünüyorsunuz?”

“Hüzünlü bir hissim var. İnsanlık için çalışıyorum (…) İnsan, muazzam sorumlulukları olan, olağanüstü bir varlıktır. Fakat o hep ben, ben, ben, ben, durumundadır. Neden bu kadar homojendir. Neden her şeyi ego'nun tutkusu haline çeviriyor? Neden kendi özgürlüğünden korkuyor?”
Castaneda'nın anladığı özgürlük, “idrak kabiliyeti ön yargısını” nın kırılmasına neden oluyor, kendini manyakça beğenmekten vazgeçmek; her birimizi kendi 'enerji bedeni' ni keşfetmeye imkan veren; Rüya görmeyi başarmak. Ve her şeyden sonra, neticede, diğer dünyalara giden 'zor fakat zarif' bir yola başlama durumunda olmak.

“Bizim günlük dünya mantığına göre, bu özgürleşme niyeti mesihe aitmiş gibi yorumlanabilir; ve zaten biliyoruz ki mesihlik deneyimleri ile gerçekleşir.”

“Hayır, hayır, hayır. Bu çok utandırıcı. Biz bu kadar önemli değiliz. Mesihlik, yeni dalganın (new wave) tüm guru'ları ve yeni çağdır (new age). Ben bir şey taslamıyorum. Biz veremeyeceğimiz bir şeyin umudunu önermiyoruz.”

“Pek çok insanın acı çektiği, Bosna, veya Chiapas'taki sorunların, insanlığa dair ilgi eksikliği kaygısını nasıl yatıştıracaksın.”

Fakat, bal-peteğim, lütfen, acı çekme her tarafta var, yalnız orada değil ki! Annem bir komünistti, makaleler yazan biriydi, bir proleter idi. Bu bana miras kaldı. Fakat don Juan dedi ki: 'Sen yalancısın. Endişelendiğini söylüyorsun ve bak nasıl davranıyorsun kendine. Bedenini bozmayı durdur. Gerçekten insan kardeşlerin için şefkat duyuyor musun?' 'Evet' diye cevapladım. 'Sigarayı bırakman yeterli mi?'. Hayııııır! Şefkatim yalandı. Eski haydut bana dedi ki: “sosyal ziyafetlerde çok dikkatli ol. Bunlar plasebo'dur, onlar büyük enayilerdir. Kendilerini yeniledikleri yalandır.”

“Neden, zamanımızın insanı gibi, gazeteleri okumuyorsun?”

“Çok basit bir nedenle, çünkü ben yerel şeyler konusunda çok, çok, çok, çok katılaştım.”

“Savaşçının yolunun, ıssız bir yol olduğunu yazmıştın. Çok katılımlı Tensegrity kursları yapmak bunu yalanlamıyor mu?”

“Hayır. Burada zor şeylerden bahsetmiyorum. Belki Tensegrity sana gerçekten zor şeyler hakkında konuşacak enerjiyi verecek. Fakat bir yerden başlamak gerekiyor.”

“'Don Juan'nın Öğretileri' halüsinojen bitkiler için bir inanç yarattı, fakat şimdi sen bu kitabı menettin; en iyisi unutmaktır diyorsun. Neden?”

“Bir kimseyi hazırlıksız olarak bu bitkilerle ilgilenmesi onu hiçbir yere götürmez. En çok, birleşim noktasını kaydırır, o da kısa süreliğine. Şimdi, don Juan bunları bana verdiğinde, bu o anın uyumuydu. Büyük babamın ciddiyet değerlerine inanarak büyüdüm. Birleşim noktam neredeyse kaynaklanmıştı. Don Juan Matus dedi ki: 'Büyük deden yaşlı bir osuruktur'. Birleşim noktam kaynaklanmıştı ve yalnızca halüsinojenik bitkilerle kaydırılabileciğini biliyordu. Fakat, diğerlerine aynı şeyi hiçbir zaman yapmadı; onlara kahve dahi vermedi. Halüsinojenikler benim için gerçek bir değerdi, fakat ben onları bir gösterge için aldım.”

“Şimdi başlayan bu açılımdan ne bekliyorsun?”

“Ne olacağını bilmiyorum. Don Juan hiçbir zaman bu ayinde bana ne olacağını söylemedi (…).
Önceleri don Juan'nın emirleriyle uyumlu bir şekilde, bunu dikkatlice sürdürüyorduk. O, bizim sahne ışıklarının altında olmamızı yasaklamıştı. Şimdi ben de öğretiyi böyle devam ettirmek istiyorum, daha fazla ona ödeyemeyeceğim büyük bir borçtur.”

“Guru olmaktan korkmaz mısın?”

“Hayır, çünkü ego yok bende; bunun başka yolu yok.”

© La Jornada Gazetesi
Yayın Tarihi : 29 Ocak 1996



Bölüm 2

Yayın Tarihi : 30 Ocak 1996


Tensegrity semineri bitti.

“Ben hepiniz gibi bir aptalım.” Carlos Castaneda
“Eğer burada bir enerji varsa, Meksika'ya gelmeyi sürdüreceğim.”

Carlos Castaneda'da onun spirirüel rehber olduğunu belli edecek hiçbir şey görünür değil. O, çok zayıf, kısa ve gösterişsizdir. Esmerdir; saçları kısa ve öne taralıdır. Uzun kollu bir gömlek ve arka cepleri olmayan bir kot pantolon giyer. Sahnede, gömleğine iliştirilmiş küçük bir mikrofonla, seyircileri karşısında sakince davranır, Tensegrity'nin yeni yolu ile ilgili üç konferans için Centro Asturiano'da 700 kişi toplanmış. Oturarak veya yerdeki halıda yatarak, şakalarını bekleyerek onu dinliyorlardı, bazen yüksek sesle gülerek bazen de alkışlayarak ona beğenilerini sunuyorlardı.

“Dün gece anlattığım fıkrayı hatırlıyor musunuz? Onu şimdi tekrar anlatacağım... ne demiştim? Ben bunadım!.”

Castaneda konuşmalarına her zaman şakalar ilave ediyordu, bu da kuşkuları hallediyor veya onları oldukları gibi bırakıyordu, konuşmanın üstüne düşünmek için denemeye yer bırakmıyordu.

“Kısa ve fonksyonel sorular sorun. Benim sizi dinlemem içi değil, bilmek istediğiniz için sorun.”

“Abartılı sorular” ile karşılaşmamak için yazılı soruları almıyordu, ve takipçilerinden gelen bu soruların bazılarından bahsediyordu:

“Bir kuş olduğumun rüyasını gördüm”

“Nasıl bir kuş? İbne misin nesin? Bir Çin cevabı oldu ama gayet uygun.”

“Eğer çift'imsem bunu nasıl bilebilirim?”

“Sen çift'sin akılsız ahmak. Çift akılsız ahmak.”

“Hiç bir zaman olmadığım gibi nasıl olabilirim?”

“Hımmm, bilmiyorum. Mastürbasyon ...”

“Mantıklı olma nedeni için bir neden söyleyin. Hayır, hayır! Birileri zihin ile yönlendirilmemeli. Bunlar derin sorular gibi gözükür ama değiller. Bunlar gösteridir. Don Juan o kadar basitti ki beni ürkütüyordu. O dolaysız bir varlıktı. Hiçbir yere gitmeyen sokaklara saparak kaybolmuyordu. Büyücüler pragmatik varlıklardır. Biz amatörleriz. İnançlarımız sürdürülemezdir. Bizim için bunları sürdürmenin tek yolu öfkelenmektir: 'Bunun doğru olmadığını nasıl söyleyebilirsin, sen geri zekalı?' ve öfkelenerek uzaklaşırız. Burada korkunç bir gerçek var: hiç kimse özgür olmak istemiyor. Ürkmüş bir durumdayız. Ne çıkar ki? Bilmiyorum. Ürktük. Bir cesur tavuk polisten kaçarak bir firari oldu, bir mülteci. Sonsuza kadar mı?, diye sordu bir kız. Bal peteğim, ya tavuk kümesi ya özgürlük! Ben özgürlüğü seviyorum. Kümesleri sevmiyorum. Kümeslerde benim olmayan şeyler var.”

O şunları ortaya koyar : “Ben guru değilim. Ben kimseye bir şeyi yapması için ne izin verebilirim ne de yasaklayabilirim. Bu çok Hintli bir şey olurdu! Ben kimseye ne şaman olup olmadığını, nede aptal olduğunu söyleyemem. Ben kimim ki ona bunu söyleyeyim? Beni savunulamayacak duruma sokuyorlar. Saygısız olduğunu düşündüğüm birini gıcık edemem. Bu dostluklarda olur. Fakat ben kimsenin dostu değilim. Ve kendimi korumak için kimseyi görmeme yolunu seçtim.” Kimliğini açığa çıkarmak için başka bir zaman düşünülmeyecek bir şey yapar : “Yukatan'dan değil, Güney Amerika'dan geldim. Campeche'den geldiğimi soruyorlar, çünkü kısa boylu ve koca kafalıyım. Hayır, Campeche'den gelmedim. Daha aşağılardan geldim ...”

Beni özel bir şeye dönüştürecek gerçekten bir şey yok. Yok! Enerji boyutunda talepler de yaptım ama yok, bende olağanüstü bir şey yok. Ben sizin hepiniz gibi bir salağım. Don Juan'dan öğrendiğim en önemli şey içsel sessizliği başarmaktır, zihnin hegemonyasını kaldırarak özgürlüğe ulaşan bir yöntem. Bu zihni susturmaktır. Don Juan, 8 veya 10 saniye zihni susturmayı başarmanın olayları ilginç olmaya başlatacağını söyledi, ve bir osuruk olarak şunu sordum: 'Sekiz saniye olduğunu nasıl anlayacağım?'. Hayır, tatlım, olay böyle değil. Sekiz saniyenin sana ne ifade ettiğini bilmiyorum. İçsel bir ses bize söyler. Önemli olan nokta, sessizliği saniye saniye biriktirmek. Saniye saniye biriktirirken bir anda bilmeden eşiği geçtim. Artık orada zihin yoktu. Yalnızca sessizlik. Bu sessizlik otuz yıldan daha yaşlı artık. Simdi sizinle bu sessizlikten konuşuyorum.”

“Bu tür seminerlerde, don Juan'nın hiç görmediği şeyler gördüm," diye iddia etti. "İnsanlar bilmeden enerji bedenlerini etkiliyorlar. 30 yılda öğrenilen bilgi iki saniyede geliyor. Ağustos'tan bugüne kadar, ne düşüneceğimi bilemiyorum. Kendimde birçok enerji yeteneği gördüm ve bunlarla ne yapacağımı bilemiyorum. Senin ne kadar hızlı öğrendiğini gördüm. Her birinizi teker teker alsaydı, bu boktan an'ı size göstermem aylar alacaktı. Birlikte olunca neden bu kadar çabuk oluyor?
Bilmiyorum. Topluluk … grup daha fazla güç veriyor ...”

O şunu önerdi, 'Zihni umursamayın' ve enerji bedenini kullanın.

“Zihnim, benim için çok yabancı bir şey. Gerçek senle aranda bir tabaka var. Zihni çıkar, ve işte, bu sensin. Bu birinden doğruculuğu ayırır ve seni işlevsel bir şeye dönüştürür: savaşan bir varlık yapar."

O, tekrar ben merkezcilikle mücadele eder.

“Benlik ideolojisi, en ölümcül olanıdır. İnsanlar yalnız kendilerini düşünerek yaşarlar, psikiyatrlara yalnızca kendilerini anlatmak için giderler. Ne felaket! Kendim, ve kendim, yalnızca kendim hakkında kaygılanırım. Biz böyle değiliz! Bizim olmayan tavırları neden savunuruz? Bunlar zihinsel mastürbasyondur. Bize ne yüklediklerini sorgulamıyoruz, çünkü enerjimiz yok. Davranışlarımızı dönüştürebilen enerji bedenimizdir, ve biz ona sahip değiliz. Bu bir büyücü paranoyası değil. Büyücüler çok sade ve dolaysızlar, maske giymezler, doğrudan cevaba yönelirler.”

Bir süre önce görmeye gittiği ünlü bir astrologla olan bir deneyimini alatmaya başladı. Kendisini Joe Cortez Chicano olarak tanıtmış, ve ona çakralarının kötü durumda olduğunu söylemiş.

“Kafamı karıştırdı ve aylar sonra tekrar ona ziyarete gittim. Beni unutmuştu. Ona Carlos Castaneda olduğumu söyledim ve şimdi de haykırdı: 'Çok ışık, çok çok ışık!'.

“Julio Iglesias'in ona yanaştığını söyledi. “O benim sevgilimdi”. Şunu açığa vurdu: 'Her gün sevişiyorduk. Çok iyi değildi, ama her gün sevişiyorduk.'

Castaneda bu kişisel açıklamanın nedenini bilmiyordu, ama şöyle cevapladı: 'Ben de öyle. Sen sevişirsin, ben de düşünüp taşınırım.

O açıkladı: “Ben bıkkın bir sikişin çocuğuyum. Don Juan beni bir enerji pintisi haline getirdi. Onu harcamıyorum. Hiçbir şey yapmıyorum. Fakat her şeyi yapıyorum. Hiçbir şey hissetmediğinde seksüel dürtü nedir ki? 'Yatak karısı' denen bir kadını tanıyordum. O hiçbir şey hissetmiyordu ama 11 tane çocuğu vardı.”

İki saat süre ile, son konferansındaki katılımcıların sorularını dinliyordu. Tesegrity ve ima edilen bir dizi fiziksel egzersiz konusunda epeyi tereddüt vardı. Birçoğu ona 'nagual' olarak hitap ediyordu.

“İrade nasıl güçlendirilir?”

“Enerji ile. Bunun tek yolu budur.”

“Niyet yeterli mi?”

“Tatlım! Niyet her şeydir. Bu sanki 'Hayat yeterli midir?' demeye benzer. Niyet evrende bir güç'tür.”

“Biz Niyetin birer parçası mıyız?”

“Biz Niyetin ara toplamıyız.”

“Tensegrity tek çözü mü?”

“Benim bildiğim tek. Carlos Castaneda olarak 30 yıldır senden çok daha fazlasını duydum... Off! Ne mucizeler duydum.”

“Ayakkabı giymeden Tensegrity yapılabilir mi?”

“İstersen çıplak yap, ama yap.”

“Konuşmanın doğru yolu nedir?”

“Hımm! Doğru sıçmanın yolundan da bahsetmemiz gerekir. Don Juan doğru çiğneme hakkında konuşuyordu. 'Neden?' diye sordum ona. 'Günahtan kaçınmak için' diye cevapladı. (Belli ki bu da başka bir kelime oyunu. Başka bir yerde Castaneda, don Juan'nın yerken osurmaması için konuşmaması gerektiğini söylemişti. İspanyolca 'günah' ve 'osuruk' birbirine çok benzeyen kelimeler.)

“Tensegrity'i denedim ama yeterli olmadığını hissediyorum.”

“Ne için yeterli?”

“Çocuklarımızı sosyal düzenden çıkarabilir miyiz?”

“Biz sosyal düzenin bir parçasıyız. Ebeveynler olarak yapacağımız, sosyal düzenin tüm saçmalıklarında kendimizi ayırmaktır.”

“Bir çok insan senin dediklerini yaparsa ne olacak?”

“Ne olacak? Nereden bileyim? Tahminde bulunamam. Don Juan'nın dediği gibi: 'Yıldızlara sor …'

“Meksika'ya gelmeye devam edecek misin?”

“Burada enerji varsa, evet. Biz bir birlik kuracağız... Evet, bu şeylerden fazlasını bilmek isteyen insanlardan oluşan küçük bir grup. Bu semineri düzenleyen aynı kişilerdir... Meksika anlaşılmayan şeylerle dolu, çünkü yeterli zekamız yok. Bu şartlar altında, davranışlarımızla bulamayacağımız, bir sürü uygulanabilir olmayan şeyle doluyuz...”

Konferans bitti ve Castaneda kürsüden, kendisine yaklaşmak isteyen halkın arasına aşağı indi. O, yalnız bir kitap imzaladı. Genç bir adam şu soruyu sordu: 'Nagual, benim için parmağınla bir imza verebilirmisin?'. Sağ bileğini Castaneda'ya dokunmak için uzattı, fakat hayır, dedi, ve kapının ardında kayboldu.

© La Jornada Gazetesi
Yayın Tarihi : 30 Ocak 1996

6

Cvp: Carlos Castaneda ve İzdeşlerin Röportajları

Carlos Castaneda ile Yemek Buluşması

Yayın Tarihi: Mart/Nisan 1996
Benjamin Epstein

Özet : Yazar Carlos Castaneda'nın Şöhreti; Çalışmaları; Sihirli Geçişlerin kullanımı; Tensegrity üzerine tartışmalar; Din ve Yaşam hakkında görüşleri.

Modern zamanların en anlaşılmaz şahsı, Castaneda, geçenlerde Anaheim Kaliforniadaki küçük bir konferansta sürpriz bir şekilde ortaya çıktı. Gazeteci Benjamin Epstein de oradaydı.

Castaneda 20.nci yüzyılın büyücü çömezidir ve görünmeyen adamdır, geçicidir, fanidir: bir görünür, bir kaybolur. O, yaşayan evrenlerde zarif bir akışla yolculuk eden, bir denizcidir veya Carlos Castaneda'nın kendi için söylediği gibi, o bir geri zekalı, bir salak, bir osuruktur. Mesela İsa'nın, ya Tanrının Oğlu ya da yaşayan en büyük yalancı olduğu söylenir. Bununla ilişkili olarak Carlos Castaneda, tanrıların insanların ihtiyacı olan son şey olduğunu söyleyerek, benzer bir muammaya neden olmuştur fakat kendisi de bir inanç tutkusuna sahip olabilir. Eleştiriler onu tam ortadan yakalıyor: Birileri onu “Hediyeler taşıyan yalancı-adam … Bize gerçeği getirdiği yalanını söylüyor.” diye tanımladı.

Don Juan'nın Öğretileri kitabı yayınlandığından ve 1960'larda ve 70'lerdeki akademik fırtınadan beri, jüri heyeti onu yargıladı ve halen de yargılamaya devam ediyor. Şu ana kadar Castaneda dokuz kitap yazdı, bunları Yaqui görücüsü olan don Juan'nın doğaüstü deneyimlerine dayandırdığını iddia etmektedir. Dediğine göre, görünmez olmak büyücülerin yoludur. Resminin çekilmesine ve sesinin kaydına izin vermemektedir. Ender olarak röportajlar vermektedir. 80'lerde tamamen gözden kaybolmuştur. Fakat kitapları satmaya devam etmiştir (17 ülkede 8 milyon adet) ve hiçbir zaman baskıları tükenmemiştir. 1993 yılında, ender olarak seminerler vermeye başlamıştır, ve bundan sonraki yıl Rüya Görme Sanatı yayınlanmıştır.

“Carlos Castaneda Tensegrity” reklamla desteklenmesine rağmen, etkinliğin organizatörleri dahi, Anaheim'deki Disneyland yakınlarında yapılması planlanan seminerinde Castaneda'nın çıkıp çıkmayacağını bilemiyorlardı. Ayrıca tüm dünyadan - üçte biri Kalifornia'dan olmak üzere - 400 meraklı kişi, Castaneda gelsin veya gelmesin katılım ücreti olarak 250$ ödemişti. Algıyı artırmaya yarayan hareketler olan “Sihirli Geçişleri” öğrenmeye geldiler.

“Bu bir düşünsel evren, yaşayan evren, zarif bir evrendir!” diyordu Castaneda, coşku ile seminerine başladığında. “Bilinen evrenin doğrusallığını, bilinmeyen evrenin doğrusal olmaması ile dengelememiz gerekir.” Karizmatik Castaneda, inorganik varlıkları tarif ederken, belli ki onlarla uzun zaman geçirmiş ve şaşırtıcı inandırıcılıkla kanıtlıyordu; kürek kemiğinin hizasından bir el boyu ilerisindeki birleşim noktası, yerinden oynatıldığında başka diyarlara gidebileceğimizi; ayrıca ışıklı yumurtamızın parlaklığını çalan ve yalnızca aşırı bencillik döküntülerini bırakan, sürekli olarak insan ırkının farkındalığı ile beslenen yağmacı evrendeki “uçucuların" varlığını.

Kendisi bunlardan hiçbirini icat etmedi, yalnızca doğruluklarına ısrar etti. “Biliyorsun ben çılgın değilim. Eh! Belki birazcık çılgınım ama delirecek kadar değil!”

Aynı zamanda büyüleyici, enerjik, sağlıklı ve neşelidir. Ve Castaneda açılış konuşmasının sonunda, röportaj için beklenmedik bir yemek davetini kabul etti.

Anaheim'deki bir kafeteryada, Castaneda'nın karşısında oturmakla, herhangi birinin birleşim noktası kolaylıkla yerinden oynayabilir. Yazar daha sonra doğrusal olmayışını hissederek ve yemek ile seminer konuşmaları arasında gidip gelirken, Castaneda'nın esas fikirlerini açıkladığı konuşma şekline kendini verdi. Bütün olan bitenden sonra Castaneda, iki ışıklı küresi olan bir varlık, nagual ve bücülerin sorumlu lideri olarak don Juan'ın yerine geçmiştir, ve eğer bu bir nagual için yeterli derecede iyiyse, bir diğeri için de iyi olur demiştir.

Masada birkaç Tensegrity uygulayıcısı ve Castaneda'nın yardımcısı olan, hareketleri derleyip seminerlerde adım adım öğreten üç tane Chacmool kadın vardı.

“Tüm bu zaman zarfında yaptığınız çalışma Sihirli Geçişler mi?” diye sordum Castaneda'ya.

“Hayıııır … çok tombuldum,” dedi. “Don Juan, bedenimi iyi durumda tutmam için sihirli geçişlerin akıldan çıkmayacak bir kullanım şeklini tavsiye etti. Fiziksel etkinlik olarak kast ediliyorsan, evet, yaptığımız buydu. Hareketler aynı zamanda, farkındalığımızın, ışıklı bir küre, özel bir yapıştırıcı ile birbirine yapışık tutulan bir enerji alanı kümesi olduğumuz fikrine odaklanmasına etki eder.
“Tensegrity Tolteklerin t'ai chi'si? Yaquilerin yoga'sı mıdır?” diye sordum.

“Tensegrity'yi yoga veya t'ai chi ile kıyaslamak mümkün değil. Farklı bir kökeni ve farklı bir amacı var. Şaman kökenli ve şaman amaçlıdır. Varlık olmamızla ilgili nedenle ilişkilidir. Varlık olma nedenimiz ise, sonsuzlukla yüzleşmektir.”

“Öldüğümüz anda hepimiz sonsuzlukla yüzleşeceğiz,” dedi. “Neden en zayıf olduğumuz anda, bozulduğumuz anda yüzleşeceğiz? Neden en güçlü olduğumuz anda yüzleşmiyoruz? Neden şimdi değil? Pragmatik olarak yüzleşmek gerekiyor. İdeal oluşlara izin verilmiyor.”

“İsa tüm bunların neresinde? Buda bunun neresine uygun düşüyor?”

“Onlar hepsi ideal oluşlar,” diye Castaneda cevapladı. “Gerçek olmak için çok büyük, çok devasa. Onlar tanrısal. Biri Budizm'in Prensi, diğeri Tanrının Oğlu... İdeal oluşlar pragmatik hareketler için kullanılamaz.”

“Algılamanızı, yorumlama sistemini kırması için serbest bırakmalısınız – ağaç bir ağaçtır ve tamamen enerjidir – bu bir pragmatik harekettir. Şamanın uğraştığı şeyler fazlasıyla uygulanabilirdir. Normal tarihi gerçekliğin karakteristiklerini kıran Sihirli geçişler, yalnızca bunun bir yönüdür.

Castaneda din konusunda çok olumsuzdu. Fakat bu, sizin bildiğiniz sert bir eleştiri tarzında değildi: “Bırakın İsa çarmıhta kalsın. O, orada çok mutlu! Don Juan şöyle söylerdi, 'Onu rahatsız etme, bırak öyle kalsın. “Neden orada çarmıha gerildin?” diye sorma ona. Keçileri kaçırıp sana açıklamalar yapmaya çalışacak.' Yani ben böyle yaptım. O bana merhaba ve hoşça kal dedi.”

Garson gelip siparişlerimizi aldı. New Age disiplinlerine en iyi uyacak seçenekler olarak, bonfile, pirzola, ve file mignon arasında tartışma olduğu gözüküyordu.

“Büyücüler der ki, marul da yesen, biftek de, duyarlı bir varlıksın,” diyerek chacmool Kylie Lundahl açıklama yaptı. Chacmool, harfi harfine, Meksika piramitlerinde devasa büyüklükteki arkaya yatmış şekilde bulunan muhafız tasvirlerine verilen isimdir. Castaneda seminerinde yaptığı kapanış konuşmasından sonra onları rahatlatmak için yanına almıştı. Hiç kimse savaşçının yolunun kolay olduğunu söyleyemez.

Castaneda çavdarda eritilmiş peynir ile beykın ve kızarmış patates sipariş etti.

“Tortillayı sarmalanmış bir gizem, bir muamma,” olarak tanımlamış don Juan, ve Castaneda'da bunu sürdürmüştür. Tracy Kramer ve Cleargreen Inc., seminerleri organize eden temsilcisi, Santa Monika'da bulunuyordu. Castaneda'nın burada ne kadar zaman harcadığı belirsizdi. Eğer seminer sözü tam anlamı ile kabul edilseydi, bir yerlere varlık vergisi ödenecekti.

“Ben burada yaşamıyorum,” dedi Castaneda. “Ben hiç burada değilim. Ben her zaman bir şaşırtmaca kullanırım. Ben Meksika'dayım. Hepimiz, zamanımızı burada olmak ile, tanımlanamayan bir şey tarafından çekilerek, başka diyarlarda ziyaretçi olmak arasında bölüyoruz. Fakat sen bununla ilgili olarak konuşmaya başladın, ve böylece tam bir sersem gibi ses vermeye başladın.

“Bir keresinde bir röportajdaydım. Yazarın ilk söylediği şey, “Bana senin bir kargaya dönüştüğünü söylediler. Bu doğru mu? Hahahaha!” dedi. Özneler arasılık kavramını anlatmaya çalıştım. “Pfhhhh! Bana evet veya hayır de,” dedi. Bende “Hayır” dedim.

“Neden fotoğrafının çekilmesini ve sesinin kaydedilmesine izin vermiyorsun?” diye sordum.

“Kayıt edilmen, zamana sabitlenme yoludur,” diye Castaneda cevapladı. “Hareketsiz dünya, hareketsiz resim, bunlar büyücünün anti-tezidir … belki Castanedanın bir çizimini görmüşündür [Psychology Today Aralık 1977 sayısı, Richard Oden tarafından çizilmiş]. Çekilmiş bir fotoğraf yoktu, bu sebeple o bunu çizdi. Bu 30 sene önceydi. Ve hiç de güzel değildi. Yeniden çizmeye karar verdi. Başarısızlığa uğramıştı.”

Fotoğraflar halen bütünün kendisi değildir. “Tanrının dünyası değişmezdir,” dedi, “Bu bir yaşayan evrendir. Akışta olan yaşamda olandır. Değişmeyen bir dünya, ölü bir dünya tanımıyla ilişkili olabilir. Değişime zorlanan bir evrende, yazılmış bir dünya nasıl değişime zorlanmayacaktır? Bu, hayvan postu dolduran birinin dünyasıdır.”

Castaneda'nın erimiş peynirli sandviçi geldiğinde, çavdar, çavdar ekmeği ile karıştırılmıştı. “Nedir bu? Çikolata ekmeği mi?” diye sordu, geri göndermeden önce. Benim zihnim dünyaların ötesindeydi, belki de Oaxaca'da bir banktaydı.

“Kartalın Armağanı, kitabına göre, don Juan Matus ölmemişti, o 'içten yanmıştı'. Sen ölecek misin ya da yanacak mısın?”

“Ben bir geri zekalı olduğumdan, eminim ki öleceğim,” diye cevapladı Castaneda. “Keşke onun yaptığını yapabilecek bütünlüğe sahip olabilseydim... Yapamayacağım korkusu var bende. Keşke yapabilseydim. Kafamı – her iki kafamı – bununla yoruyorum.”

En az on yıl öncesinde Castaneda'yı “Yeni Asrın babası” olarak betimleyen bir makaleden bahsettim.

“O 'dede' idi!” diye itiraz etti. “Lütfen beni amca, veya kuzen diye betimleyin, dede değil! Charlie amca yapacak. Bir şeyin dedesi olmayı, çok boktan buluyorum. Ben yaş ile savaşıyorum, bunaklık ve yaşlılıkla, senin inanamayacağın kadar. Don Juan ile karşılaştığımda bunaktım, 35 sene savaşmam gerekti...”

“Genç ve dinç olmak bir şey değil,” dedi Castaneda. “Yaşlı ve dinç olmak, işte bu büyücülüktür!”

Acımasızca devam etmek için, belirsizlik bir yaşam tarzı ise, Castaneda her ikisidir. Ve yaşı, bir adamın hissini anlaması için, iyi olan bir yerdedir.

Günümüz Yazarlarına göre, Castaneda'nın doğum tarihi ve yeri 25 Aralık 1931, Sao Paulo Brezilya'dır; göçmenlik kayıtları ise 25 Aralık fakat 1925 ve Cajamarca Peru olarak gözükmektedir; başka kaynaklar ise 1930'ların sonu gibi. New York Times makalesinde ise 1981 yılında onun 66 yaşında olduğunu yazmaktadır.

Böylece o, 60 ile 80 arasında bir yerdedir, büyük ihtimalle 64 veya 70. Benzer bir şekilde güvenilir kaynaklar UCLA antropoloji doktorasını 1970 ve 1973 yıllarında aldığını söylemektedir. Başka bir sözle, bu kaygan organik bir varlıktır.

İnorganik varlıkları sordum.

“Bilince sahipler, fakat bir canlı varlığınki gibi değil,” diye Castaneda cevapladı. “Farkındalık neden ayrıcalıklı canlı varlıkların sahipliğinde olmaktadır?”

Rüya Görme Sanatı, Castaneda'nın anlattığı bir olay ile bitiyor, 70'lerin ortasında o ve Carol Tiggs Meksiko City şehrindeki bir otel odasında “rüya” görüyorlardı, ve Tiggs bu rüyalarda kayboldu. (Carol, “uçucuların” yiyemediği bir bilinç durumu olan “ikinci dikkatte” bir seyahatte idi.) Castaneda'ya göre Carol,10 yıl sonra Santa Monica'da bir kitapçıda konuşmasını yaparken geri geldi.

Yeniden oluşturulmuş olan Tiggs,Tensegrity'nin “Sihirli geçişlerini" derleme dürtüsünü sağladı. Castanedaya göre, don Juan dört çömeze farklı çizgileri sürekli değişen büyülü geçişleri öğretti. Diğer ikisi, Florinda Donner-Grau ve Taisha Abelar'dı, her birinin çömezliği Castaneda'dan farklı işaretlenmiş, fakat onun tarafından onaylanmış yetenekler içeriyordu.

Geçen 10 yılda grup, “geçişleri sabitledi,” insanlar tarafından kullanılabilmesi için yeterli bir kapsam üzerine fikir birliğine ulaştı. Eğer Tensegrity hareketleri (isim iskelet etkinliği ile ilgili mimari bir terimden türetilmiş, “gerilim” ve “bütünlüğün” mutlulukla birleşimidir.) sıkça sevimsiz ve sert karakterli görülse de, bir etkinin ortaya konması için tasarlanmıştır.

“Bir keresinde, başka bir gezegenden gelen yaratıkların ortaya çıktığı, güzel bir bilim-kurgu filmi seyretmiştim,” dedi Castaneda, “algıda çoook yavaş bir değişim oluyordu, benim dediğim onun gibi değil. Bunun gibidir, 'Yürü kim tutar seni!' Sıradan algının karakteristiklerini iptal edersin. Soyguncu bir haydut gibi girersin içine. Neredeyse anında, soyguncu haydut geri gelir. Sadece bir anda. Fakat anlar uzadıkça uzar.”

Chacmool'lar belki de silindiler ama savaşçı muhafızların yeni Tensegrity formasyonları halen yaşıyor. Bu muhafızlar, Don Juan'nın tüm dört çömezi  - ve mavi izci adında bir inorganik varlık - tarafından verilen seminerlere öncülük etmesi için eğitildiler.

Don Juan, gerçekliğin tek versiyonu olarak bildiğimiz dünyanın, kafamıza sokulmuş “anlaşma” ve “tanım” olduğu önermesini yapmıştır.

“Eğer zihin ile ararsan, açıkça devamlı tekrarlanan bir durum dışında, seni hiçbir yere götürmeyecektir. Bilimde, devamlı tekrarlanan sorular kendilerini ispatlıyor. Bu bizim bilimin sanatıdır … 'Tüm bunlar değişkendir, başka bir şey değil.' Biz sahte kontrol şampiyonlarıyız -sorunu yönetilebilir bilim seviyesine alçaltıyoruz. Ne fantezi!”

“Bir gün UCLA'daki kafeteryaya giderken, artık insanları görmüyordum, enerjileri görüyordum, ışıklı küreleri. Büyüleyici idi. Bundan önce benden başka hiç bir şey mevcut değildi. Birlikte çalıştığım bir psikolog ile konuşmaya gittim. Bir yatıştırıcı yazıp, 'Carlos, çok fazla çalışıyorsun. İki gün tatil yap' diye önerdi. Onunla diyalog kurmak imkansızdı.”

Castaneda'nın kendi araştırmaları onu akademik antropolojiden, pratik yorumlamaya yöneltti, yorumlama sanatına; Ocak ayında bir makale yayımladı, Savaşçının yolu: Uygulamalı Yorumlama Günlüğü. Göz altındaki başlıklar “Etnik Yorumlama” ve “Fenomenolojik Antropoloji” içeriyordu ve devasa büyüklükteki gelişmekte olan bir işti.

“Büyücüler gördüğü zaman, yorumlama bizim için en son meseledir,” dedi Castaneda. Görme, geri kalanlarımız için, anlaşılan yalnızca optik hissi kapsıyor, o da yalnızca en düşük düzeyde.

“Şimdi bana baktığında, ne görüyorsun?` diye sordum.

“Özel bir duruma girmem lazım görme için,” dedi. “Benim için görme çok zor. Çok kasvetli, çok ciddi olmam gerekiyor. Kaygısız olursam, sana baktığımda hiçbir şey görmüyorum. 'Dünyayı görmek için denizci oldum, ve ne gördüm? Denizi gördüm.' Ondan sonra döndüm ve onu gördüm, o zaman ne gördüm? ”

“Bilmek istediğimden fazlasını biliyorum, Bu cehennem gibi, gerçek bir cehennem. Çok şey görüyorsan, çekilmez oluyorsun.”

Castaneda bir capuçino ısmarladı, sonra özenle köpürmüş sütü kaşıkla ayıkladı.

Castaneda'ya göre, çoğu büyücünün enerjisini muhafaza etmesi için bekar kalması gerekiyor. Her şey tasarlandıkları şartlara bağlı.

“Çoğumuz BS dediklerimizdeniz, bıkkın bir sikişin üretimi,” diye açıkladı. “Ben nasıl tasarlandım? Büyük bir seksüel tahrikin ortasında mı? Yoksa o bir saçmalık, aptalca, anlamsız bir şey miydi? Benimki salaklıktı. İlgili iki kişi ne yaptıklarını bilmiyorlardı. Ben bir kapının arkasında tasarlandım, bundan dolayı çok sinirli bir şekilde bakarak çıktım dışarıya. Ve bu benim yolumdur, basitçe, benim için olmayan enerjiden faydalanmak öldürücüdür.

“Ya evli insanlar?”

“Bu soru çokça geldi. Enerji ile ilgili bir sorudur,” dedi. “Eğer gerçek bir heyecan durumunda tasarlanmadıysan, o zaman hayır. Bir seviyede, kişilerin evli olmasının bir önemi yok. Tesegrity'ye başlamakla, gerçekten gerçekten ne olacağını bilemeyiz.”

“Ne olacağını bilemiyor musunuz? Bu bir sorumsuzluktur.”

“Nasıl bilebilirsin ki?” diye sordu. “Bu bizim söz dizimsel sistemimizin bir çıkarımıdır. Söz dizimi kurallarımızın bir başlangıca, gelişmeye, ve bir sona ihtiyacı var. Ben vardım, Ben varım, Ben var olacağım. Biz buna yakalandık. Eğer yeterli enerjin varsa neyi başarabileceğini nasıl bilebiliriz?”

“Sana bir dizi fikir veriyorum, eğer taşaklıysan onları ciddiye alman gerekiyor. Belki bunların aptalca olduğunu söyleyebilirsin, ne boktan şeyler bunlar? Bir küçük çocuğun kurbanı [sızlanması] gibi, 'Fakat bana ne olacak?' hiçbir zaman bulamayacaklar.

“Diğer üç çömez -o osuruklar- taşaklıydı; bunlar, görebileceğin en büyük taşakları olan kocaman kadınlardı . Taisha Abelar'ı durdurmaya çalış bakalım ne olacak. Florinda'yı durdurmayı dene bakalım.

Dördüncü çömez kendi kendine cik cik öten biri değildi.

“Don Juan üç tip olarak sınıflandırıyordu insanları,” dedi. “Biri osuruktandır, benim gibi, kötü kokulu osuruk - çok iddialı, 'Siktir ulan, bunu yapmanın yolu bu olduğundan emin misin?' demeye hazır, ve don Juan büyük bir sabırla beni ikna etti ki, evet, o emindi. Kendimde bu sabır yok. Eğer biri bana emin olup olmadığımı sorarsa, ayvayı yerim, çünkü emin değilim!”

Diğeri, boktandır – en tatlı, harika varlıklar. Senin için ölürler, veya öyle derler, yapmazlar ama bunu söylerler, ki bu çok güzeldir – osuruktan iyidir ama bundan sonra sen onu için ölürsün.”

“Üçüncü tip, kusmuk. Ne osuruk, ne bok, yalnızca kusmuk – verecek hiç bir şeyi olmayan bir tip, ama dünyaları vaat eder, ve seni yalvartır ...”

“Bereket versin ki ben osuruktum. Ve don Juan bu osuruğa karşı taşaklı birisiydi."

© Psycology Today
Yayın Tarihi : Mart / Nisan 1996

7

Cvp: Carlos Castaneda ve İzdeşlerin Röportajları

Bilinmeyene Yolculuk : Carlos Castaneda ile bir röportaj
Uno Mismo Dergisi, Arjantin ve Şili, 7 Şubat 1997
Daniel Trujillo Rivas

Soru : Bay Castaneda, yıllarca kesin bir kimliksizlikle saklandınız. Bu şartları değiştirmek için sizin ve üç arkadaşınızın, nagual Juan Matus'tan edindiğiniz öğretiyi halk karşısında konuşmasına sebep olan nedir?

CC : Bizi don Juan Matus'un fikirlerini yaymaya zorlayan şey, öğrettiklerini aydınlığa çıkarma ihtiyacıydı. Bizim için, bu daha fazla ertelenemeyecek bir görevdi. Onun diğer üç öğrencisi ve ben, don Juan Matus'un bize tanıştırdığı dünyanın, tüm insan varlıklarının algısı dahilinde olduğu fikrine vardık. Hangi yolun uygun olacağını aramızda tartıştık. Don Juan'nın yolu bizim kimliğimizi saklamayı mı öneriyordu? Bu kabul edilemez bir seçenekti. Diğer geçerli yol ise don Juan'nın fikirlerini yaymaktı: son derece tehlikeli ve zahmetli bir seçimdi, fakat bu, don Juan'nın tüm öğretilerine kattığına inandığımız kıymettin tek seçimiydi.

Soru : Bizlerin otuz yıldır doğrulamakta olduğu savaşçının öngörülemez eylemleri ile ilgili söylediklerinize göre, halka açık olan şu andaki gidişinizin bir yerde sona ereceğini beklemeli miyiz? Nereye kadar?

CC : Bizim için, zamana ait kriterler koymak mümkün değil. Biz don Juan'nın koyduğu temel önermelere göre yaşıyor ve asla onlardan sapmıyoruz. Don Juan Matus bize, kendi söylediklerine göre yaşayan birinin tüyler ürpertici örneğini göstermişti. Ve ben de bunun tüyler ürpertici bir örnek olduğunu söylerim, çünkü bu özenmek için en zor şeydir; yekpare olmak ve aynı zamanda herhangi bir şeyle yüz-yüze gelebilecek kadar esnek olmak. Bu don Juan'nın hayatını yaşadığı yoldur.
Bu temeller çerçevesinde, bir kimsenin olabileceği tek şey kusursuz uzlaştırıcı olmaktır. Kişi, bu kozmik satranç maçındaki oyuncu değildir, basitçe satranç tahtasındaki bir piyondur. Her şeye karar veren şey, büyücülerin niyet veya "Tin" dedikleri kişisel olmayan bir bilinçli enerjidir.

Soru : Kanıtlayabildiğim kadarıyla, ortodoks antropoloji, ve aynı zamanda Kolomb-Öncesi Amerikan mirası iddiasını savunanlar, çalışmalarınızın güvenilirliğini baltalıyorlar. Çalışmalarınızın yalnızca sizin edebi yeteneğinizin sonucu olduğu inancı bugün de devam etmektedir. Aynı zamanda, sizi çifte standart uygulamakla suçlayan başkaları da var, çünkü onlara göre, sizin yaşam şekliniz ve faaliyetleriniz çoğunlukla bir şamandan beklenenin aksidir. Bu şüpheleri nasıl açıklarsınız?

CC : Batılı insanın algılama sistemi bizi ön yargılı fikirlere inanmaya itiyor. Tüm yargılarımızı her zaman önsel (bir denemeye girişmeden us yolu ile ileri sürülen yargı) bir şeye dayandırıyoruz. Örnek olarak, 'ortodoks' fikrinin ne olduğu. Ortodoks antropoloji nedir? Üniversite amfilerinde öğretileni midir? Şamanın davranış tarzı nedir? Başına tüyler takıp ruhlar için dans etmesi mi?
Otuz yıldır, insanlar Carlos Castaneda'yı yazınsal bir karakter yaratmakla suçluyor, çünkü basitçe benim anlattıklarım önsel antropoloji ile aynı fikirde değil – ders sınıflarında belirlenen veya antropoloji çalışmaları alanında çalışılan fikirler değil. Ancak, don Juan'nın bana öğrettikleri, bütünsel eylemler olarak isimlendirilen duruma uygun geliyor, bu şartlar altında, ön yargıda bulunmak çok az veya neredeyse asla ortaya çıkamaz.
Şamanizm konusunda kararlar vermeye kendimi yeterli görmedim, çünkü bunu yapabilmek için şaman dünyasının aktif bir üyesi olmak gerekir. Bir sosyal bilimci, mesela sosyolog diyelim, batı dünyası ile ilgili bir konuda sosyolojik bir karara varması çok kolaydır, çünkü kendisi bir sosyolog olarak batı dünyasının etkin bir üyesidir. Fakat şimdi, son iki yılını diğer kültürleri incelemekle geçiren bir antropolog, onlar için güvenilir bir karara nasıl varabilir? Bir kültürel dünyanın üyeliğini kazanmak yaşam boyu süren bir çabaya gerek duyar. Benim, kadim Meksika şamanlarının dünyasında otuz yıldan fazla çalışmalarım var, buna rağmen samimiyetle diyebilirim ki, bu dünya ile ilgili karar verecek hatta bir şey önerecek kadar bile bu üyeliği kazandığıma inanmıyorum.
Bunu farklı disiplinlerden gelen kişilerle tartıştım ve ortaya koyduğum temelleri hepsinin anladığını ve kabul ettiklerini gördüm. Fakat, daha sonra geriye dönüyorlar ve kabul ettikleri her şeyi unutup, sonuçlarda saçma bir hata yapmış olabilecekleri ihtimalini dahi taşımaksızın, ortodoks akademik prensipleri desteklemeye devam ediyorlar. Öyle görünüyor ki, algılama sistemimiz anlaşılmazdır.

Soru : Neden fotoğrafınızın çekilmesine, sesinizin kaydedilmesine ve hayat hikayenizin bilinmesine izin vermiyorsunuz? Bu durum spiritüel çalışmalarınızı etkiler mi, eğer etkilerse nasıl? Doğruları arayan samimi araştırmacılara, duyurduğunuz yolu takip etmenin gerçekten mümkün olduğunu kanıtlaması açısından,  sizin gerçekte kimler olduğunuzun bilinmesinin, yararlı bir bilgi olacağını düşünmüyor musunuz?

CC : Resim çektirme ve kişisel bilgiler konusunda, ben ve diğer üç çömez don Juan'nın talimatlarını uyguluyor. Don Juan gibi bir şaman için, kişisel bilgileri vermekten kaçınma düşüncesi çok basittir. “Kişisel tarihi” terk etmek bir zorunluluktur. “Ben” den ayrılmak son derece can sıkıcı ve zor bir şeydir. Don Juan gibi şamanların istediği, “ben” in hesaba katılmadığı bir akışkanlık durumunda olmaktır.
Don Juan, fotoğrafların ve kişisel bilgilerin bulunmamasının, bilinçaltı yolu ile etki alanına mutlak bir şekilde herhangi birinin girmesini etkilediğini düşünür. Daima fotoğraf, ses kayıtları ve kişisel bilgileri kullanmaya alıştık, tüm bunlar kişisel önem düşüncesinden fışkırmaktadır. Don Juan, bir şaman hakkında bir şey bilmemenin daha iyi olduğunu söylerdi; bu durumda olunca, bir kişi ile karşılaşmak yerine, sürdürülebilir bir fikirle karşılaşırız. Bu her günkü dünyada olanların tersidir, günlük dünyada psikolojik problemleri olup, fikirleri olmayan kişilerle karşılaşırız, tüm bu insanlar “ben, ben, ben” ile ağzına kadar doludur.

Soru : Bilginin yayılması için, yazınsal işinizin bir bölümünü oluşturan tanıtım ve ticari altyapıyı, takipçilerinizin nasıl yorumlaması gerekir? Cleargreen (Laugan Productions ve Toltek Artists) gibi diğer şirketlerle ilişkiniz gerçekte nasıldır? Ticari bağlamda soruyorum.

CC : İşimin bu evresinde don Juan Matus'un fikirlerini yaymam için beni temsil edecek birilerine ihtiyacım var. Cleargreen bizim işimizle büyük benzerliği olan bir şirket, aynı zamanda Laugan Productions and Toltek Artists de öyle. Don Juan'nın öğretilerini modern dünyaya yayma fikri benim ulaşamayacağım ticari ve sanatsal medyayı kullanmayı içermektedir. Don Juan'nın fikirlerine benzerlikleri olan şirketler olarak, Cleargreen, Laugan Productions ve Toltek Artists, benim yaymak istediklerimi yaymayı sağlama kapasiteleri olan şirketlerdir.
Her zaman, kişisel olmayan şirketlerde, onlara verilen ve kendi ideolojilerine uyarlanan her şeye hakim olma ve dönüştürme eğilimi vardır. Eğer, Cleargreen, Laugan Productions ve Toltek Artists'in samimi ilgisi olmasaydı, don Juan'nın söyledikleri şimdiden başka bir şeye dönüştürülmüş olacaktı.
Soru : Şöhret elde etmek için, şu veya bu şekilde size bağlanan büyük sayıda insan var. Kendi kişisel teorisini üretmektense sizin öğretinizi yorumlayan ve yeniden düzenleyen Victor Sanchez'in çalışmaları hakkında düşünceniz nedir? Ayrıca Ken Eagle Father'in, don Juan tarafından çömezi olarak seçildiğine ve yalnız onun için don Juan'nın geri geldiğine dair iddialarına ne diyorsunuz?

CC : Benim ve garanti ederim ki don Juan'nın da hiç tanımadığı veya hiç karşılaşmadığı birçok kişi kendini, benim veya don Juan'nın talebesi olarak tanıtmaktadır. Don Juan Matus özellikle kendi şaman silsilesinin devamı için ilgilendi. Bugün onun yalnız dört çömezi kaldı. Onunla birlikte giden başkaları da vardı. Don Juan, bilgilerini öğretmeyle ilgilenmedi; onu, silsilenin devamı için çömezlerine öğretti. Çömezlerin de Don Juan'nın silsilesini devam ettirmedikleri gerçeğini göz önüne alırsak, onun dört çömezi fikirleri yaymak için baskı hissetmektedir.
Kendi bilgi yöntemini öğreten bir öğretmenin görüşü bizim bilişim sistemimizin bir parçasıdır, ama bu kadim Meksika şamanlarının bilişsel sisteminin bir parçası değildir. Onlar için öğretmek saçma bir edimdir. Bilgileri silsilenin devamı için aktarmak başka bir konudur.
Birçok kişinin benim veya don Juan'nın adını kullanarak emek harcamadan kendilerine çıkar elde etmeleri basit bir harekettir.

Soru : “Spiritüalite” kelimesinin anlamını göz önünde bulundurursak, insan varlıklarının kendi türlerinin potansiyelini kontrol etme kapasitesine yönelik bilinç durumudur ve birşeyler, psişik, ahlaki ve entelektüel bir eğitim yoluyla, basit hayvansal koşulları aşmamızı sağlıyor. Bu iddiayı kabul ediyor musunuz? Bu bağlam don Juan'nın dünyasıyla nasıl bütünleştirilebilir?

CC : Don Juan Matus için ve ayrıca uygulamacı, aşırı dengeli şaman için, “Spiritüalite” boş bir idealdir, yazınsal kavramları ve şiirsel ifadeleri kapsadığından çok güzel olduğuna inandığımız, temeli olmayan fakat asla bunun ilerisine geçemeyen bir savdır.
Aslında şamanlar don Juan gibi pratik insanlardır. Onlar için yalnızca yağmacı bir evren vardır ki, bu evrende ölümün meydan okuması ve yaşamın ürünü, farkındalık ve zekadır. Don Juan kendisini, bir şamanın yaptığı gibi, sonsuzda bir gezgin olarak göz önünde bulundurur ve bunun için sınırsız pragmatizme, sonsuz dikkate ve “çelik gibi cesarete” ihtiyaç vardır. Tüm bunların görünümünde, don Juan “Spiritüalitenin” her günki dünyada başarılması mümkün olmayan basit bir açıklama, ve gerçek bir davranış tarzı olmadığına, inanıyordu.

Soru : İfade ettiğinize göre, Taisha Abelar, Florinda Donner-Grau ve sizin kitap yazma sebebiniz, don Juan'nın talimatlarının sonucuydu. Bu eylemin hedefi nedir?

CC : Bu hedef don Juan tarafından verildi. Onun öne sürdüğüne göre, kişi bir yazar olmasa bile bunu yapabilir ve yazma işi edebi eserden şamanik eyleme dönüşür. Konuya ve kitabın gelişimine karar veren şey, yazarın zihni değildir, ama daha çok bir kuvvettir ve şamanların "niyet" dediği bu kuvvet, evrenin temeli olarak göz önüne alınır. Her ne olursa olsun, şamanın üretimine karar veren niyettir.
Don Juan'a göre, bir şamanizm uygulayıcısının kendisini uygun bilgilerle dolduracak görevleri ve yükümlülükleri vardı. Samanların işi, kendilerini herşey hakkında bilgilendirmektir ve bunlar aynı zamanda kendi ilgi alanları hakkında olabilir. Şamanik eylem, bilgi alınacak ve yol gösterecek tüm ilgilere yönelmektir. Don Juan şöyle söylerdi "fikirleri düzenleyen kişinin bilgi kaynağı şaman değil, niyettir. Şaman basitçe, kusursuz bir kanaldır." Don Juan için yazma işi, bir görev değil, şamanitsik bir meydan okumadır.

Soru : Yazımsal çalışmalarınız yakın olarak doğulu felsefi öğretilerle ilişkilendirilir ama onlar Meksika yerlileri hakkında genel olarak bilinenlerle çelişmektedir. Bu ikisi arasındaki benzerlikler ve farklar nedir?

CC : Hiçbir fikrim yok. Bunlardan birisi bana öğretilmedi. Benim işim, don Juan'nın bana tanıttığı bilişsel dünyanın fenomenolojik bildirisini yapmaktır. Fenomenolojinin bakış açısından felsefi bir metod olarak, incelenen fenomenle ilişkilendirilmiş iddalarda bulunmak imkânsızdır. Don Juan'nın dünyası uçsuz bucaksız, gizemli ve önceden bilinen alıştırmalar için konforlu değildir; çoğu kişi bunu tanımlayabilir ve bu yalnızca gereksiz bir çabadır.

Soru : Don Juan'nın öğretilerinin, gizemli literatürün bir parçası olduğunu varsayarsak, bu kategorideki diğer öğretiler olan Masonik felsefe, Rosicrucianism, Hermeticism ve diğer bilişler, mesela Tarot, Astroloji, Cabala hakkındaki görüşün nedir? Bunlarla hiç bağlantın oldu mu, yada bu tür düşünürlerle bağlantı kurdun mu?

CC : Tekrar söyleyeyim, hiç bir fikrim yok. Don Juan bize, bilinmeyende yolculuk yapma problemini tanıttı, ve bu bizim tüm çabamızı almaktadır.

Soru : Çalışmalarınızdaki bazı kavramlar olan, birleşim noktası, enerjik lifçikler, inorganik varlıkların dünyası, iz sürmek ve rüya görmek gibi, batı kültüründe karşılıkları var mı? Örnek olarak, birçok kişi insanın parlak bir yumurta görünümünün bir aura ifadesi olduğunu söylüyor.

CC : bildiğim kadarı ile, don Juan'nın öğrettiklerinin hiçbirinin batıda bir karşılığı yok. Bir zamanlar, don Juan halen buradayken, bütün bir yılımı guruların, öğretmenlerin ve bilge insanların yaptıkları işlerin ayrıntılarını arayarak geçirdim. Don Juan'nın söylediği ve yaptığı bir şeyin benzerinin bu dünyada olup olmadığını bilmek istiyordum. Kaynaklarım oldukça kısıtlıydı, ve yalnızca milyonlarca takipçileri olan belirli ustalara ulaşabildim, sonuçta herhangi bir benzerlik bulamadım.

Soru : Kitaplarınızı okuyan okuyucular, Carlos Castaneda'lar arasında farklar buluyor. İlk olarak bulduğumuz, don Juan ve Genaro gibi yaşlı kızılderililerin etkisi altında şaşkına dönmüş beceriksiz bir batılı akademisyen (genel olarak Don Juan'nın Öğretileri, Bir Başka Gerçeklik, Ixtlan Yolculuğu, Erk Öyküleri ve İkinci Erk Çemberi kitaplarında). Daha sonra, şamanizimle ilişkilendirilmiş bir çömez bulduk (Kartalın Armağanı, İçten Gelen Ateş, Sessizliğin Erki, Rüya Görme Sanatı kitaplarında). Bu durumu kabul edecek olursan, birinden diğerine geçiş nasıl ve ne zaman gerçekleşti?

CC : Kendimi bir şaman olarak yada öğretmen veya şamanizmin avantajlı bir öğrencisi olarak düşünmüyorum, ne de bir antropolojist yada batı dünyasının sosyal bilim insanı. Sunmuş olduğum bilgileri, Batı dünyasının bilişsel koşulları altında anlamak imkansızdır. Don Juan'ın bana öğrettiklerini, sebep ve etki terimleri olarak asla açıklayamadım. Onun ne söyleyeceğini veya neler olacağını önceden bilmenin hiçbir yolu yoktur. Bu koşullar altında, bir durumdan diğerine geçiş sübjektiftir ve ayrıntılı, planlanmış birşey değildir, yada bilgelik ürünüde değildir.

Soru : Yazınsal çalışmalarınızda gerçekten inanılmaz olaylar bulunur. Takipçiniz olmayan biri, söylediğiniz tüm bu “başka gerçeklikleri” nasıl doğrulayabilir?

CC : Bu, kişinin yalnızca zihnini değil, tüm bedenini alarak kolaylıkla doğrulanabilir. Don Juan'nın dünyasına, bir amatörün hızlı ve çabuk bilgeliği araması gibi, zihinle giremez yada bir şey kesinlikle doğrulanamaz. Yaptığımız tek şey, çevremizi saran dünyayı daha kapsamlı manada algılamaya müsaade eden yükseltilmiş farkındalık duruma gelmektir. Başka bir değişle, don Juan'nın Şamanizmi, tarihsel karakteristikleri ve günlük algılamayı kırarak bilinmeyeni algılamaktır. Bunun için kendisine sonsuzun gezgini adını takmıştır. Sonsuzluğun, günlük algılamanın ötesine uzandığını iddia etmektedir. Bu karakteristikleri kırmak, yaşamının hedefidir. O, olağan dışı bir şaman olduğundan, tüm dördümüze de bu isteği aşıladı. Bizi zihni aşmaya ve tarihsel karakteristiklerin sınırlarını kırma görüşünü somutlaştırmaya zorladı.

Soru : İnsan varlıklarının temel özelliği, enerji algılayıcısı olmaktır dediniz. Bu doğrultuda birleşim noktasının hareket etmesini zorunluluk olarak referans gösteriyorsunuz. 21. yüzyıl insanı için bu nasıl kullanışlı olabilir? Bu amaca erişmek, kişinin spiritüel gelişimine nasıl yardım eder?

CC : Don Juan gibi şamanlar, tüm insan varlıklarının enerjiyi evrende akış halinde görme kapasitesi olduğunu belirtir. Onlar, insanın enerji küresinin içinde bir birleşim noktası olduğuna inanır. Başka bir deyişle, şamanlar insanı bir enerji olarak algıladıklarında, parlak bir küre görürler. Bu parlak kürede, omuz hizasında ve bir kol boyu geride daha parlak bir nokta görürler. Şamanlar algılamanın bu noktada gerçekleştiğini belirlemiştir; evrende akış halinde olan enerji bu noktada duyusal veriye dönüşür ve bu duyusal veri daha sonra yorumlanır, sonuç olarak günlük yaşam dünyası olarak bize verilir. Şamanlar, yorumlama sistemimizin bizlere öğretildiğini belirlemiştir ve bu yüzden bizlere algılama öğretilir.
Enerjiyi akış halinde algılamanın pragmatik değeri, 21. yüzyıl ve 1. yüzyıl insanı için aynıdır. Bu durum ona kendi limitlerini arttırma ve eylem alanını genişletme imkanı verir. Don Juan şöyle söylemişti "düzenin harikalarını ve evrenin kaosunu direkt olarak görmek sıradışı olurdu."

Soru : Şimdi fiziksel bir çalışma olan Tensegrity'i sunuyorsunuz. Tam olarak ne olduğunu açıklayabilir misiniz? Amacı nedir? Bunu uygulayan bir kişi spiritüel açıdan kazancı ne olacaktır?

CC : Don Juan Matus'un bize öğrettiğine göre, kadim Meksika'da yaşayan şamanlar, sihirli geçişler olarak adlandırdıkları bir dizi hareketler keşfetmişti ve uygulandığında bedene fiziksel ve ruhsal açıdan güçler sağlıyordu.
Don Juan bize demişti ki, bu büyülü geçişler sayesinde, şamanlar tarifsiz bir algılama başarısına ulaşmaya izin veren yükseltilmiş bir farkındalık düzeyine ulaştı.
Nesiller boyunca, büyülü geçişler yalnızca şaman çömezlerine öğretildi. Bu hareketler büyük bir gizlilikle ve karmaşık ritüellerle sarmalandı. Don Juan bunları bu şekilde öğrendi ve dört çömezine bu yolla öğretti.
Bizim amacımız, sihirli geçişler öğretisini isteyen herhangi birinin öğreneceği şekle getirmektir. Bunlara Tensegrity adını verdik, ve don Juan'ın dört çömezi için özel olan bu hareketleri, herkese uygun olan genel hareketlere dönüştürdük.
Tek başına veya toplu olarak, Tensegrity'i uygulamak, sağlığa iyi gelir, canlılık verir ve genel olarak kendini iyi hissetme duygusu yaratır. Don Juan'ın dediğine göre, sihirli geçişleri uygulamak, yükseltilmiş farkındalık ve algılama karakteristiklerini genişletmek için gerekli olan enerjiyi biriktiriyor.

Soru : Sizin üç çömezden başka, seminerlerinize katılanlar başka insanlarla da karşılaştılar, Chamcool'lar, Enerji Takipçileri, Elementler, Mavi İzciler … Bunlar kimdir? Sizin tarafınızdan yönlendirilen yeni nesil görücüler midir? Eğer öyle ise, nasıl biri bu çömez grubunun parçası olabilir?

CC : Bu kişilerden her biri don Juan tarafından tanımlanmış varlıklardır ve silsilenin yöneticisi olarak don Juan bunları beklememizi istedi. Bu görünün bir parçası olarak her birinin geleceğini önceden bize haber verdi. Dört öğrencisinin enerji konumları nedeniyle, don Juan'nın silsilesinin devam edemeyeceği andan itibaren, görevleri, silsileyi sürdürmek yerine eğer mümkünse altın bir taç ile sonlandırmak olarak değişti.
Biz bu talimatları değiştirecek durumda değiliz. Biz don Juan'nın görüleri için ne çömez ne de aktif üye aramıyoruz. Tek yapabileceğimiz şey, niyetin tasarısına razı olmaktır.
Sihirli geçişlerin, bu kadar özenle ve bu kadar çok silsile tarafından korunması, şimdi anlaşıldı ki gerçekten de, birinin dolaylı bir yoldan yapabileceğinin kanıtıdır, Tensegrity çalışmaları ve savaşçının yolu önermelerini takip etmek bu yeni görünün bir parçasıdır.

Soru : Sıklıkla kendime sorduğum bir soru da: savaşçının yolu, diğer disiplinlerde olduğu gibi, çiftler için spiritüel bir çalışma mıdır?

CC : Savaşçının yolu her şeyi ve herkesi kapsar. Tüm bir aile kusursuz savaşçılar olabilir. İşin zorluğu, bireysel ilişkilerin duygusal yatırım temelli oluşunun korkunç gerçeğine yatmaktadır, ve uygulayıcı gerçekte bu uygulamaları öğrendiği anda ilişki çöker. Günlük dünyada, duygusal yatırımlar genellikle sorgulanmaz, ve tüm yaşamımızı karşılık bulmayı bekleyerek geçiririz. Don Juan benim tutucu bir yatırımcı olduğumu ve benim yaşama ve hissetme yolumun basitçe; “Ben yalnızca diğerlerinin bana verdiği kadarını veririm.” olarak tanımlanacağını söyledi.

Soru : Birisinin, sizin kitaplarınızda yaydığınız bilgilerle, olası bir spiritüel gelişme için, çalışmayı arzu etmesi nasıl bir istektir. Don Juan öğretilerini kendi kendilerine uygulamayı isteyenlere ne tavsiye edersiniz?

CC : Bireysel olarak başarmak için birinin niyeti kusursuz bir niyetse ona sınır koymak mümkün değildir. Don Juan'nın öğretisi spiritüel değil. Bunu tekrarlıyorum çünkü bu soru devamlı olarak gelmektedir. Spiritüalizm fikri savaşçının demir disiplini ile bağdaşmaz. Don Juan gibi bir şaman için en önemli şey uygulama fikridir. Onunla karşılaştığımda, kendimin pratik bir insan olduğumu zannediyordum, tarafsızlık ve uygulamacılık ile dolu bir sosyal bilimci. O, bu iddiamı yıktı ve bir Batılı olarak ne uygulamacı ne de spiritüel biri olmadığımı görmemi sağladı. Anladım ki, “Spiritüel” kelimesini yalnızca günlük yaşamdaki çıkarcı karşıtı olarak tekrarlıyorum. Günlük yaşamdaki ticarilikten uzaklaşmak istiyordum ve bunu yapmak için olan heves “spiritüalizm” dediğim şeydi. Karar anına gelip: spiritüalite derken neyi göz önüne aldığımı tanımladığımda, don Juan'nın haklı olduğunu gördüm. Ne konuda konuştuğumu bilmiyordum.
Söylediğim küstahça gelebilir, ama bunu söylemenin başka yolu yok. Don Juan gibi bir şamanın istediği şey farkındalığı yükseltmektir, bu, tüm insani algılama ihtimalleri ile algılamayı başarmaktır; bu muazzam bir görevi ve bükülmeyen bir amacı içeriyor ki batı dünyasının spiritüalizmi bunun yerine geçemez.

Soru : Güney Amerika insanları, özellikle Şililler hakkında açıklamak istediğiniz birşey var mı? Ayrıca sorularımız için eklemek istediğiniz şeyler var mı?

CC : Ekleyecek birşeyim yok. Tüm insan varlıkları aynı seviyededir. Çömezliğimin başlarında Don Juan, nasıl bir sıradan insan olduğumu görmem için çalıştı. Güney Amerikalı olarak, sosyal reform fikirleri gibi entelkektüel işlere bulaşmıştım. Bir gün don Juan'a sordum, Sonora'nın Yaqui Kızılderililerinin korkunç durumu karşısında nasıl tepkisiz kalabiliyorsun?
Bildiğime göre Yaqui popülasyonunun çoğu tüberkülozdan yakınıyordu ve bu durum ekonomik koşullar yüzünden böyleydi, tedavi olamıyorlardı.
"Evet" dedi don Juan, "bu çok üzücü, ama senin durumunda ayrıca çok üzücü ve eğer sen kendinin Yaqui Kızılderililerinden daha iyi koşullarda olduğuna inanırsan, hata yaparsın. Genel olarak insanlığın durumu korkunç bir kaostur. Hiç kimse bir diğerinden daha iyi durumda değildir. Bizler ölümlü varlıklarız ve bunun anlayamazssak, bizler için hiçbir çare yoktur."
Bu durum, amanların pragmatizminin başka noktasıdır: ölecek olan varlıklar olduğumuzun farkında olmak. Onların söylediğine göre, bunun farkına vardığımız zaman, herşey mümkündür.

© Kindred Spirit Magazine
© Uno Mismo Magazine

8

Cvp: Carlos Castaneda ve İzdeşlerin Röportajları

Concha Labarta'nın Florinda Donner-Grau, Taisha Abelar & Carol Tiggs ile yaptığı röportaj
(İspanyolca'dan çevrilmiştir, 1 Nisan 1997’de Mas Alla'da yayınlanmıştır.)
Tüm yanıtlar Carol Tiggs, Taisha Abelar ve Florinda Donner-Grau tarafından verilmiştir.

Soru : Carlos Castaneda'nın yanı sıra sizler de don Juan Matus'un ve onun büyücü topluluğunun öğrencileriydiniz. Ne var ki siz yıllarca kendinizi sakladınız, ancak son zamanlarda don Juan'la yaşadığınız çömezliğiniz hakkında konuşmaya karar verdiniz. Bu uzun suskunluk nedendi? Bu değişimin sebebi nedir?

Cevap : Her şeyden önce şunu açıklığa kavuşturmak isteriz ki Carlos Castaneda'nın don Juan Matus diye adlandırdığı kişiyi her birimiz farklı bir isimle tanıdık: Melchior Yaoquizque, John Michael Abelar and Mariano Aureliano. Karışıklık yaratmamak için biz ona eski nagual diyoruz; ihtiyarlık anlamında değil de bizden yaşça büyüklük anlamında baba ya da pir, böylelikle onu yeni nagualdan, Carlos Castaneda'dan ayırmış oluyoruz.
Eski nagualla çömezliğimiz konusunu irdelemek onun bizim için tasarladığı görevin bir parçası değildi. Kendimizi tümüyle saklamamızın nedeni budur.
Carol Tiggs'in 1985 yılında dönüşü hedeflerimize ve gayelerimize tam bir değişim getirdi. Carol geleneksel olarak, çağdaş insan için uzay ve zaman olarak çevrilebilecek, ancak eski Meksika'nın şamanları için farkındalık anlamına gelen bir şeyde bize rehberlik etmekle yükümlüydü. Bu şamanlar farkındalığın karanlık denizi diye adlandırdıkları bir şeyde yolculuk yapmayı tasarlamışlardı.
Geleneksel olarak, Carol Tiggs'in rolü bu geçişi yapmamızda bize rehberlik etmekti. Dönmesiyle birlikte, hemen bizim bu dar görüşlü özel yolculuk hedefimizi çok daha kapsamlı bir şeye dönüştürdü. Kendimizi saklamaya son verip, Eski Meksika'nın şamanlarının sihirli geçişlerini öğretmeye karar vermemizin nedeni budur.

Soru : Don Juan'dan aldığınız eğitim, Carlos Castaneda' nınkine benziyor muydu? Eğer benzemiyorsa, farklılıklar nelerdi? Her biriniz don Juan'ı ve onun kadınlardan ve erkeklerden oluşan topluluğunu nasıl tanımlıyorsunuz?

Cevap : Bize verilen eğitimin Carlos Castaneda'ya verilenle hiçbir benzerliği yoktu, şu basit nedenle ki bizler kadınız. Bizim erkeklerin sahip olmadığı organlarımız var: yum urtalıklar ve dölyatağı, dehşetli önemli organlar. Eski nagualın bize verdiği eğitim sırf eylemden oluşuyordu. Nagualın kadın ve erkeklerden oluşan topluluğunu tanım lamaya gelince, yaşantımızın bu anında söyleyebileceğimiz tek şey onların istisnai varlıklar olduğudur. Şu anda onlar hakkında günlük dünyanın insanları gibi konuşmak boş olur.
Eski nagual dahil on altı kişiydiler, onlar hakkında en azından şunu söyleyebiliriz: hepsi de mükemmel bir canlılık ve gençlik hali içindelerdi. Hepsi yaşlıydı, ama aynı zam anda değillerdi de, hayranlık ya da merak yüzünden, eski naguala bu olağanüstü dinçliklerinin nedeninin ne olduğunu sorduğumuz zaman, bize onları yolun her adımında canlandıran şeyin sonsuzlukla aralarındaki bağ olduğunu söylemişti.

Soru : Pek çok çağdaş psikolojik ve sosyolojik eğilimler erkekle dişiler arasındaki uzaklığa bir son vermeyi savunurken, sizin kitaplarınızda kadınla erkek arasında bilgiyi almaları açısından dikkate değer farklılıklar olduğunu okuduk. Bu konuyu açıklayabilir misiniz? Sizin ve kadın büyücüler olarak deneyimlerinizin Carlos Castaneda'nınkilerden farkı neydi?

Cevap : Eski nagualın kuşağındaki kadın ve erkek büyücüler arasındaki fark dünyadaki en basit şey. Dünyadaki bütün öbür kadınlar gibi, bizim de bir rahmimiz var. Erkeklerden farklı organlarımız var: yumurtalıklar ve dölyatağı, ki büyücülere göre bu organlar kadınların alışılmadık farkındalık alanlarına girmelerini kolaylaştırıyor. Büyücülere göre evrende muazzam bir erk var: kararsız olan, fakat değişmeyen, sürekli, daimi bir erk. Onlar bu erki farkındalık ya da farkındalığın karanlık denizi diye adlandırıyorlar. Büyücüler bütün canlı varlıkların bu erke bağlı olduklarını öne sürüyorlar. Bu birleşme noktasına, birleşim noktası diyorlar. Büyücüler kadınların, bedenlerinin içinde rahmin olması nedeniyle, bu birleşim noktasını yeni bir pozisyona yerleştirme yeteneğine sahip olduklarını iddia ederler.
Şunu da vurgulamak isteriz ki büyücüler her insanın birleşim noktasının aynı yerde bulunduğuna inanırlar: kürek kemiğinin bir metre kadar gerisinde. Büyücüler insanları enerji olarak gördüklerinde, bu noktayı ışıltılı bir top şeklinde bir enerji alanları kümesi olarak algılarlar.
Büyücüler, erkek cinsel organları bedenin dışında olduğu için erkeklerin bu yeteneğe sahip olmadıklarını söylerler. Bu yüzden, büyücülerin enerji durumundaki bu farklılıkları silmeye ya da örtbas etmeye çalışmaları saçma olurdu. Kadın ve erkek büyücülerin sosyal düzendeki davranışlarına baktığımızda da durum hemen hemen aynıdır. Enerji bağlamındaki farklılık kadın ve erkek uygulayıcıların farklı şekilde davranmasına neden olur. Büyücülerin durumunda bu farklılıklar birbirini tamamlayıcıdırlar. Kadın büyücülerin birleşim noktasının yerini değiştirme yetenekleri, erkek büyücülerin daha fazla dayanıklılık ve daha sarsılmaz amaç karakterini taşıyan eylemleri için bir temel oluşturur.

Soru : Kitaplarınızda Florinda Donner-Grau ve Taisha Abelar'ın şamanizm dünyasında iki farklı kategoriyi temsil ettiğini okuduk. Biriniz rüya görücü, ötekiniz ise iz sürücüsünüz. Bunlar cezbedici ve alışılmadık terimler, fakat çoğu insan bunları fark gözetmeden kullanıyor ve kendi açılarından yorumluyor. Böylesi sınıflandırmaların asıl önemi nerede yatmaktadır? İş eyleme geldiğinde, Florinda Donner-Grau'nun bir rüya görücü olmasının, ve Taisha Abelar'ın bir iz sürücü olmasının göstergeleri nelerdir?

Cevap : Yine, önceki sorunuzdaki gibi, aramızdaki fark çok basit, çünkü bu her birimizin enerjisi tarafından belirleniyor.
Florinda Donner-Grau bir rüya görücü, çünkü birleşim noktasının yerini değiştirmek konusunda olağanüstü bir yeteneği var. Büyücülere göre, farkındalığın karanlık deniziyle bağlantı noktamız olan birleşim noktası yer değiştirdiği zaman, yeni bir enerji alanları kümesi, bildiğimiz kümeye benzeyen, fakat her günkü dünya olmayan başka bir dünyayı algılamamızı sağlayacak kadar farklı bir küme bir araya gelir.
Bir iz sürücü olarak Taisha Abelar'ın hüneri de, birleşim noktasını, yeri değiştiği zaman yeni noktada sabitleme yeteneğidir. Birleşim noktasını sabitleme yeteneği olmazsa bu başka dünyanın algılanması gelip geçici olur; bazı sanrılandırıcı maddelerin etkisine benzer bu: bir yığın ipsiz sapsız imge. Büyücüler sanrılandırıcı maddelerin etkisinin birleşim noktasının yerini değiştirmek olduğuna inanırlar, ancak bu değişim çok karman çorman ve geçicidir.

Soru : Son kitaplarınızda, Rüyacı ve Büyü Geçişleri'nde, kabul edilmesi zor kişisel deneyimlerinizden söz ediyorsunuz. Başka dünyalara girmek, bilinmeyende yolculuk etmek, inorganik varlıklarla temasa geçmek, bütün bunlar akla meydan okuyan deneyimler. Bu bizi ya böylesi hikâyelere hiç inanmamaya ya da sizleri iyi ve kötünün ötesinde varlıklar, hastalığın, yaşlılığın ya da ölümün dokunmadığı varlıklar olarak düşünmeye teşvik ediyor. Kadın bir büyücü için günlük gerçeklik nedir? Ve kronolojik zamanda yaşamak sihirli zamanda yaşamaya nasıl uyuyor?

Cevap : Sorunuz, Bayan Labarta, çok soyut ve zorlamalı bir soru. Açık sözlülüğümüzü bağışlayın lütfen. Bizler entelektüel varlıklar değiliz, zihnin gerçekte hiçbir anlamı olmayan sözcüklerle uğraştığı alıştırmalarda yer alamayız. Hiçbirimiz, hiçbir koşul altında, iyinin ve kötünün, hastalığın ya da yaşlılığın ötesinde değiliz.
Bizler eski nagual tarafından insanların iki katogoride olduklarına ikna edildik. Büyük çoğunluğumuz, büyücülerin (alçaltıcı anlam da olduğunu söylemeden geçmeyeyim ) “ölümsüzler” diye adlandırdığı varlıklarız. Öbür kategori ise ölecek olan varlıkların kategorisidir.
Eski nagual bizlere, ölümsüz varlıklar gibi, ölümü asla bir referans noktası olarak almadığımızı, ve bu yüzden de kendimizi, tüm yaşantımızı sözcüklerle, tanımlamalarla, polemiklerle, anlaşmalar ve anlaşmazlıklarla uğraşarak geçirmek gibi akıl almaz bir lükse kaptırdığımızı anlattı.
Öbür kategori ise ölecek olan varlıkların, hiçbir zaman ve hiçbir koşul altında, kendilerini entelektüel savlarda bulunma lüksüne kaptırmayan varlıkların, büyücülerin kategorisiydi. Şayet bizler bir şey isek, o da hiçbir önemi olmayan varlıklar olduğumuzdur. Ve eğer bir şeye sahipsek, o da ölecek olan varlıklar olduğumuza, ve bir gün sonsuzlukla, karşılaşmak zorunda kalacağımıza ilişkin inancımızdır. Bizim hazırlığımız dünyadaki en basit şeydir: günde yirmidört saat sonsuzlukla bu karşılaşmaya hazırlıyoruz kendimizi.
Eski nagual içimizdeki şu lanet ölümsüzlük fikrini ve yaşama karşı kayıtsızlığımızı silmeyi başardı; bizi, ölecek olan varlıklar olarak, yaşamdaki seçeneklerimizi genişletebileceğimize inandırdı. Büyücüler insanların, kendilerini sıradan insanlara dönüştüren ideolojilerden bir kez kurtarınca, artık, muhteşem eylemlerde bulunabilecek ve başarılar kazanabilecek sihirli varlıklara dönüştüklerini öne sürerler.
Gerçekte bizim anlattıklarımız, hepimize, özellikle kadınlara açık olan algı hünerlerine, kendimize ilişkin düşüncelere dalma huyumuz yüzünden es geçtiğimiz hünerlere dair hayret verici tanımlamalardır. Büyücüler, insanlar için var olan tek şeyin BEN, BEN ve sadece BEN olduğunu ileri sürerler. Bu koşullar altında, mümkün olabilecek tek şey, beni ilgilendiren şeydir. Bu doğrultuda kişisel “ben”i ilgilendiren her şey sadece öfkeye ve gücenmeye yol açabilir.

Soru : Bir öğretmenin fiziksel varlığı zorunlu olmayabilir, fakat her halükarda büyük yardımı var. Don Juan ve topluluğunda, size şamanizmin dünyasında rehberlik edecek eğitim aldınız. Bu dünyanın, kişisel bir öğretmenleri olmasa da, herkese açık olduğunu düşünüyor musunuz?

Cevap : Bir anlamda, bir öğretmenin olduğunda ısrar etmek bir hata. Eski nagualın fikrine göre, kendisi bize Ben'in hâkimiyetini kırmamız için yardım ediyordu. Yaptığı şakalar ve o korkunç mizah anlayışıyla, kendimize gülmemizi sağlamayı başardı. Bu anlamda, değişimin, bizimkine benzer bir değişimin, mesela Tensegrity* uygulayarak, özel ya da kişisel bir öğretmene ihtiyaç olmaksızın, herkes için mümkün olduğuna inanıyoruz.
Eski nagual bilgisini öğretmekle ilgilenmiyordu. Asla bir öğretmen ya da guru değildi. Bunlardan biri olmak umurunda bile değildi. Eski nagual kuşağını devam ettirmekle ilgileniyordu. Eğer bize kişisel olarak rehberlik ettiyse, bu onun kuşağını sürdürmemize izin verecek tüm büyücülük öncüllerini bize aşılamak içindi. Bir gün bunu yapma sırasının bize geleceğini umuyordu.
Bizim irademiz ya da onun iradesi dışındaki şartlar, don Juan'ın kuşağının devam etmesini engelleyecek şekilde bir araya geldi. Geleneksel olarak bir büyücülük kuşağının devam etmesi işlevini yerine getiremediğimiz gerçeği karşısında bu bilgiyi açığa vurmak istedik. Tensegrity uygulayanlar herhangi bir şamanistik kuşağı devam ettirmek durumunda olmadıkları için bizim başardıklarımızı başarma olasılıkları var, fakat farklı bir yolla.

Soru : Don Juan Matus'un öğretilerinin en çarpıcı noktalarından biri de alternatif bir ölüm şekli olasılığıdır. Sizin bize söylediğinize göre, don Juan ve grubu bu alternatif ölüme ulaştılar. Onların böyle ortadan kaybolmaları hakkındaki yorumunuz nedir, ne zaman kendilerini farkındalığa dönüştürdüler?

Cevap : Bu çok. basit bir soru gibi görünüyor, ama yanıtlaması oldukça zor. Bizler eski nagualın öğretilerini uyguluyoruz. Bize öyle geliyor ki bu sorunuzla siz ısrarla psikolojik bir doğrulama, çağdaş bilimin açıklamalarına eşit bir açıklama talep ediyorsunuz bizden.
Maalesef size olduğumuzdan farklı bir açıklama yapamayız. Eski nagual ve topluluğu, eğer gerekli disiplinimiz olursa hepimiz için mümkün olan, alternatif bir ölümle öldüler.
Size bütün söyleyebileceğimiz, eski nagual ve grubunun, yaşamı profesyonelce yaşadıklarıdır, şu anlam da ki bütün eylemlerinden, en önemsiz olanlarından bile, sorumluydular, çünkü yaptıkları her şeyin son derece farkındalardı. Bu durumda, alternatif bir ölümle ölmek hiç de abes bir olasılık değil.

Soru : Kendinizi bu son atlayışı karşılamaya hazır hissediyor musunuz? Kişisel olmayan, soğuk ve yırtıcı olarak tanımladığınız bu evrenden ne bekliyorsunuz?

Cevap : Bizim beklediğimiz sonsuz bir uçuş ve bir an için de olsa, beş milyar yıl için de olsa, sonsuzluğa tanık olma olasılığı.

Soru : Carlos Castaneda'nın edebi çalışmalarını okuyan kimi okuyucular onu kitaplarında daha geniş bir tinsel varoluşta bulunmadığı için, hiçbir zaman 'sevgi' gibi sözcükler kullanmadığı sebebiyle kınadılar. Bir savaşçının dünyası gerçekten bu denli soğuk mu? İnsani duygular hissetmiyor musunuz? Yoksa bu duygulara farklı bir anlam mı veriyorsunuz?

Cevap : Evet, bunlara farklı bir anlam veriyoruz ve 'sevgi' ya da 'tinsellik' gibi sözcükler kullanmıyoruz, çünkü eski nagual bizi bunların boş kavramlar olduğuna ikna etti. Sevgi ya da tinselliğin değil, bu iki sözcüğün kullanımının. Onun irdeleme noktası şuydu: eğer gerçekten kendimizi devasa çelişkiler ve sonsuz bencillik içinde yaşama lüksüne sahip olabilen ölümsüz varlıklar olarak düşünürsek, eğer bizim için önemli olan tek şey hemen o anda tatmin olmaksa, sevgiyi ya da tinselliği nasıl hakiki bir şey yapabiliriz ki? Eski nagual için bu kavramlar başarısızdı, cansızdı, hiç kimsenin arka çıkmaya hazırlanmadığı sözcüklerdi. Bu çelişkilerle karşı karşıya kaldığımız her seferinde, bunu insan olarak zayıf olduğumuzu söyleyerek çözdüğümüzü söylerdi.
Eski nagual, genel bir kural olarak, biz insanlara sevmenin hiç öğretilmemiş olduğunu söylerdi. Bize öğretilen sadece özellikle Ben'le ilgili tatmin edici duygular hissetmekti. O sonsuzluğun ulu ve acımasız olduğunu söylerdi ve orada, bize ne kadar hoş görünürse görünsün, temelsiz kavramlar için yer yoktu.

Soru : Öyle görünüyor ki algı yetilerinizi genişletmenin anahtarı sahip olduğumuz enerji miktarında yatıyor ve çağdaş insanın enerjik durumu çok yetersiz. Enerji depolamanın esas öncülü nedir? Bir aileye bakmak, her gün işe gitmek ve toplumsal dünyaya katılmak zorunda olan birisi için mümkün mü bu? Bir de, kitaplarınızdaki en münakaşaya açık noktalardan biri olan, bir enerji toplama yolu olarak bekârlık hakkında ne diyeceksiniz?

Cevap : Eski nagual çoğumuz için bekârlığın tavsiye edildiğini söylemişti. Ahlaki nedenlerden değil, yeterli enerjimiz olmadığı için. Eski nagual nasıl evlilik sıkıntılarının ortasında gebe kalındığını gösterdi bize. Pragmatik bir büyücü olarak o gebeliğin nihai önemi olan bir şey olduğunu iddia ediyordu. Eğer anne gebelik anında orgazm olmamışsa, bunun sonucu onun deyimiyle 'sıkkın bir gebelik'ti. Bu koşullar altında hiç enerji olmazdı. Eski nagual bekârlığı bu koşullar altında gebe kalınmış olanlar için tavsiye ediyordu.
Enerji depolama yolu olarak tavsiye ettiği başka bir şey de kaosa yol açan davranış modellerinin sona erdirilmesiydi. Mesela zihnin sürekli romantik kur yapmayla meşgul olması, günlük yaşamda özün ortaya konulması ve savunulması, aşırı rutinler ve hepsinden önemlisi, müthiş bir ısrarla özün kaygıları üstünde durmak gibi.
Eğer bu noktalarda başarı kazanılırsa, her birimiz zamanı, uzayı ve toplumsal düzeni daha zekice kullanmak için gerekli enerjiye sahip olabiliriz.

Soru : Büyük önemi olduğunu düşündüğünüz Tensegrity'nin sihirli geçişleri don Juan Matus'un dünyasıyla ilgilenen insanlar için yaptığınız en son yardım. Tensegrity bunu uygulayanlara ne getirebilir? Başka bir fiziksel disiplinle eşleşebilir mi bu, yoksa kendine has özellikleri mi var?

Cevap : Tensegrity'nin bunu uygulayanlara getirdiği enerjidir. Tensegrity ile başka bir fiziksel egzersiz sistemi arasındaki fark, Tensegrity'nin niyetinin eski Meksika şamanları tarafından yüklenmiş bir şey olmasıdır. Bu niyet ölecek olan varlığın azat edilmesidir.

© Mas Alla

9

Cvp: Carlos Castaneda ve İzdeşlerin Röportajları

Büyücülüğün Kıyısından ve Rüyalar : Carlos Castaneda ile bir karşılaşma,

Michael Brenan,
Yayın Tarihi: Eylül 1997
The Sun'da yayınlanmıştır.


Rüya görme benim için olağanüstü bir konuydu. On üç yaşındayken, sıklıkla bilinçli rüyalar ve beden dışı deneyimlerim vardı. Tipik olarak, uyumadan hemen önce, bedenim tamamen gevşemiş olduğunda, herhangi bir uyarı olmadan kayda değer bir tetiklilik durumuna geçiyordum. Halen uyanık olmama rağmen, fiziksel bedenimi uyuşmuş ve ağırlaşmış hissediyordum. Bir şekilde o zaman bedenimi terk etmenin mümkün olduğunu biliyordum.

Sonraki üç yılın neredeyse her gecesinde, yalnızca rüya aleminin nefes kesen bir berraklık ve güzelliğinde uyanmayı göze alarak uykuya gidiyordum. Tam olarak farkındaydım, ve karşılaştığım her şey hakkında muazzam bir ilgim vardı. Bu tuhaf çevreleri hislerimle sonsuzca deneyimliyor, ve yeteneğimle manevralar yapıyordum. Fakat asla girdiğim bu dünyaların gerçek mi yoksa sadece projeksiyon mu olduklarına karar veremiyordum.

On altı yaşımda, Stephen La Berge tarafından yönetilen öncü bir araştırmaya katıldım. La Berge, laboratuvar ekipmanları ve ayarlanmış sinyaller kullanarak, insanın fiziksel uykuda dahi farkındalık durumunda olabilme yeteneğinin olduğunu ispatlamıştır. Bu duruma “lusid rüya” adını vermiştir. Bu bilimsel onaylama bile, benim şüphelerimi gideremedi, çünkü aynı anda nasıl hem fiziksel bedenimin hem de “diğer” bedenimin farkında olabileceğimi açıklamıyordu. Sonunda, sorularımın şu an için cevapsız kalacağına karar verdim, zaten cevapların da pek bir önemi yoktu. Bu iç dünyalarda karşılaştığım keyif, özgürlük ve neşe hisleri deneyimlerimin gerçek değeriydiler.

Daha sonra, bu yüksek farkındalık durumu benim her günlük yaşamıma da taşınmaya başladı, ve zenginlik ile büyüyü kafama soktu. Yaşam uyanık bir rüya olmaya başladı. Bu duygusallık geliştikçe, bana öğretilmiş olan her şeyle bir çatışma haline geldi. Beni yetiştiren rahipler, mucizeler çağının iki bin yıl önce bittiğine inandıkları gözüküyordu. Bilim her şeyin temel mekanik kanunları ile açıklanabileceğine indirgenmişti. Çağdaş toplum, emin ve kansız bir doğum, okul, iş ve ölüm tavsiye ediyor, ve yavan bir tüketim kültürünü araya serpiştiriyordu.

On yedi yaşına geldiğimde, tuhaflığın bende olduğunu düşünmeye başladım. Delikanlı güvensizlikleri ile kuşatıldım, fakat bunun üstünde, benim dünyayı algılamam akranlarımla uymuyordu. Endişelerimi dile getirme özlemi bu güzelliğin ruhunu kapladı. Korkaklık algısını telafi etmek için, çapkın bir gidişata başladım, kötü arkadaşlarla faaliyete geçtim ve içimdeki karışıklığı eyleme geçirdim. Bunu yapmakla, benim için kutsal olan her şeye ihanet ettim, ve büyük bir ıstırap yaşadım. Sonraki on beş yılda, büyük bağımlılık krizlerine katlandım, evsiz barksız, ve hapis ile akıl hastanesine tıkılmalar yaşadım. Rüyalarım beni terk etti, ve uyanık bir karabasana dönüştü. Yavaş bir intihar yaşıyordum, bu yedi sene önce New York'taki kiralık bir evde iki bağımlı ile bir iğneyi paylaştığımda sonuca ulaşan bir süreçti.

O zamandan beri, her iki junkie arkadaşım AIDS ten ölmüşlerdi. Şimdi, kendi ölümünün doruğunda otururken, içimde bir boşluk buldum. Garip bir biçimde bu boşluk içinde mutlak bir coşku ve nefis bir ümit hissi taşıyordu. Kaybedecek hiçbir şeyim yoktu. Yanı başımdaki ölüm, kaybettiklerimi telefi edebilecek zayıf bir değişiklik şansı getirdi. Uyanık rüyalardaki dünyalarda deneyimlediğim büyük güzellik ve gizem.

Carlos Castaneda'nın arkadaşları tarafından Oakland'da bir seminere katılmam ve bir gazeteci olarak bir yazı yazmak için davet almam tam bu esnada oldu. Bu seminerin amacı, Castaneda'nın bir Yaqui kızılderili kahini olan don Juan Matus'tan öğrendiği söylenen büyülü bir düzeni öğretmekti. Castaneda'ya göre, kadim Meksika'da kahinler rüya görme esnasında yüksek bir farkındalık durumu deneyimliyordu. Bu durumu, adına “büyülü geçişler” denen belirli bir dizi hareketlerle uyanık olduklarında tekrarlamayı öğrenmişlerdi.

Gizliliğin koruması ile, bu düzen don Juan Matus'un sonuncusu olduğu, yirmi sekiz büyücü sülalesi boyunca uygulanmıştır. Şimdi Castaneda ve topluluğundan birkaçı, Castaneda'nın “tensegrity” olarak adlandırdığı ve mimari bir terim olarak karşıt güçlerin dengesi anlamına gelen, kadim büyücülerin bu sanatının modern vekilleri olmaya karar verdiler.

Castaneda'yı eleştirenler tarafından öne sürülen bir diğer açıklama ise, bu düzeni ve don Juan Matus efsanesinin kendisinin yaratmış olduğudur. Onlara göre, Castaneda'nın efsanesi fetih öncesi Toltek dünyasından değil, fakat 1961 yazında, o zaman otuz yedi yaşında olan UCLA antropoloji öğrencisi, kavurucu Meksika güneşi altında, doktora çalışmaları için, Sonora çölüne gitmeye cüret etmiş ve muhtemelen bu çekici büyücü hikayelerini orada uydurmuştur.

Saygın akademik, bilimsel, ve yazınsal kaynakların Castaneda için büyük övgülerine rağmen, kuşkucular onun kitaplarındaki kronolojik uyuşmazlıklardan, don Juan'ı halk önüne getirmeyi kabul etmemesinden ve yazarın erişilmezlik durumundan halen şüpheleniyorlar. Sonunda, gözüküyor ki, don Juan Matus parlak bir hayalet gibi vizyonlarımıza uğraması nasip oldu, ve büyücülüğün halen var olduğu ihtimali ile kalp atışlarımız hızlandı.

Altı yıl önce, iki kadının – Florinda Donner-Grau ve Taisha Aabelar – ortaya çıkması anlaşılmazlığa yeni bir boyut ekledi. Don Juan ile olan kendi ilişkilerini anlattıkları, çok mükemmel, hayal gibi kitaplar yazdılar. Donner-Grau ve Abelar kendilerini Castaneda'nın grubundan olduklarını açıkladılar. Üçüncü bir grup arkadaşı, Carol Tiggs, Castaneda'nın son kitabı, Rüya Görme Sanatı'nda, Meksikada'ki bir otel odasında “birlikte rüyaya girdikleri” kişi diye bahsedildi. Tiggs, bu dünyadan yok oldu, ve “niyetin” kanatlarına taşındı. “Sonsuzluğun Fırtınası” on yıl sonra onu bu boyuta geri getirdi, Castaneda onu Santa Monica Phoenix Kitap Evinde amaçsızca dolaşırken şaşkınlıkla fark etti. Olanak dışı dönüşü “evrenin bünyesinde yırtılan bir delik” oluşturmuştu.

Castaneda, Donner-Grau ve Abelar bu olayın imasından şaşırmışlardı. Sonunda, Tiggs gezgin arkadaşlarını bu işte radikal bir yaklaşımı benimsemeleri için inandırdı: ilk kez don Juan'nın öğretisini halka açık olarak sunacaklar, katılımcılara da efsanevi kahinin fantastik pratiklerini ayrıntılı inceleme imkanı vereceklerdi.

Diyorlar ki, bu benzeri görülmemiş karara ulaştılar, çünkü silsilenin sonuydular ve yakında “içindeki ateşi yakacaklar ve taklayı kavranılamaza atlayarak tamamlayacaklar.” Dahası, öğretmenlerine ve velinimetlerine bir şükran borcu olarak, öğretiyi halka açacaklar, ve böylece onların kadim öğretisi yaşamaya devam edecek.

Birçok okuyucu gibi, ben de Castaneda'nın kitaplarından büyük ölçüde etkilendim ve esinlendim, özellikle (açık nedenlerden dolayı) rüyaların büyülü olanakları hakkında yazdıklarından. Aynı zamanda, tüm olay hakkında gazeteci kuşkuculuğunu da sürdürdüm. Fakat şimdi, don Juan efsanesinde şekillenmiş yaratıklar farkındalığımda hışırdayarak rüzgardaki yapraklar gibi sisin içinden ortaya çıktılar. Sorularlar, kuşkular, sezgiler ile ilgili haberlerini dinlemeye gidiyorum, ve modern toplumun ruhsuz rüyalarının aksini ispatlamak için özlem duyuyorum.

“Enerji Takipçisi” olarak adlandırılan altı kadın eğitmen, Oakland Toplantı Salonundaki üç adet platformun üstünde ikişerli olarak duruyorlar. Bol kesimli rahat pantolon ile gömlekli, ve kısa saçları ile Savaşçı gibi giyinmiş, hepsi de cazip bir güçte ve atletik yapıda görünüyorlardı. Yaşları onbir ile otuz altı arasında değişiyordu, ve Avrupa ile Amerika'dan gelmişlerdi. Davranışları aynı zamanda arkadaşça ve pratikti. Burada, onlar öğretmeye, onları çevreleyen üç yüz küsur kişi ise öğrenmeye gelmişlerdi.

İki gün süre ile enerji takipçileri, Castaneda'nın yazmış olduğu “büyü geçişleri” ile ilgili özenle hazırlanmış bir dizi hareketi örneklerle gösterdi. Hareketlerin edimlerini hatırlatan isimleri vardı: Enerji Kütlesini Çatlatmak, Enerji Kaynağına Gitmek, Enerji Çamurundan Atlamak. Yıllarca Hatha Yoga uygulamalarım vardı, ve bu iki çalışmada bazı benzerliklerin olduğunu onaylayabilirim. Birçok hareketlerin aynı zamanda aikido ve karate'yi hatırlatan savaşçı bir havası var. Fakat tensegrity dizilerinde hiçbir bilinen kaynakla özleştirilemeyen alışılmadık hareketler de var.

Katılımcılar çok çeşitli mesleklerden – fizikçi, öğretmen, mühendis, sanatçı, emekli, biyolog – ve milliyetlerden – İspanyol, İtalyan, Alman, Rus, Amerikalı, Fransız - gelmekteydiler. Hareketlerin etkinliklerine tanıklık edecek pek çok kişi ile görüştüm, ve duyduklarım şüphelerimi alt etmeye başladı.

Bir adam, geçliğinde altı yıl karate yapmış olan biri, tensegrity hareketlerini eşsiz olarak güçlü bulduğunu söyledi. “Tensegrity'de açıkça gördüğüm,” dedi bana, “ve düşündüğüm bu hareketlerin bir kişi tarafından tamamının yapılamayacağıdır. Çok fazla hareket var, çok gelişmiş ve düzenliler, ve sonuçları çok güçlü.”

Los Angeles'te yaşayan Meksika'da doğumlu Tarahumara Kızılderilisi Mario, o ve bir grup Meksika'lı ve Kızılderili arkadaşı uzun zamandır Castaneda'nın kitaplarından derlenmiş bilgiler ile uygulamalar yaptıklarını söyledi. Şimdi, bu daha geleneksel öğretme sunumunda, çabalarını artırmıştı. Mario, yaşadığı bazı rüya görme maceralarını anlattığında, benim çocukluğumdaki bilinçli rüyalarımla olan belirgin benzerlikten çarpıldım.

“Geçenlerde, uyanıkken kendimi bir rüyada buldum,” dedi Mario. “Neresi olduğundan emin olmadığım tepedeki bir ağacın altındaydım. Kardeşim Joss, ki o Oaxaca'da yaşıyor, benimle birlikteydi. Katıldığım seminerden ne öğrendiğimi sordu. Ona anlattım, ve kişisel yaşamlarımızla ilgili birtakım bilgileri birbirimize anlattık. Bu rüya esnasında tam anlamı ile bilinçliydim, fakat uyandığım zaman, birşey unutmuştum: Joss rüyanın sonuna doğru bana birşey söyledi ama hatırlayamadım.”

“Bir hafta sonra, beni Meksika'dan çağırdı. Ben konuşmaya başlamadan, o gördüğüm rüyayı anlatmaya başladı: aynı tepe, aynı ağaç, ve aynı konuşma. Bir ürperti, ve bir korku hissettim. Sonra, rüyanın sonunda söylediğini hatırlayıp hatırlamadığımı sordu, başka bir şey söylemesine fırsat kalmadan, kulaklarımda yüksek sesli çınlamalar başladı ve unuttuğum sahne kendiliğinden bir anda zihnimde tekrarlandı. Onu bu yola soktuğumdan bana teşekkür etmişti.”

Hafta sonundaki bu seminerde Castaneda'nın her üç arkadaşından epeyi şeyler dinledik. İlk önce, Florinde Donner-Grau konuştu, ve bir kedi gibi dinleyicilere bakıp güldü. Kısa kesilmiş sarışın saçları ve zarif elmacık kemiği ile tam anlamı ile Alman bir görüntüsü vardı, ve kusursuz bir telaffuz ile konuştu, sanki her kelimesi lezzetli bir lokma gibiydi.

“Don Juan Matus dört çömezi için dört ayrı yüz'le ortaya çıkıyordu. Carlos Castaneda için azılı ve dehşetli bir varlıktı ve korkunç önemli, nadide biriydi. Taisha Abelar için, gizemli fakat son derece bilinen bir şahsiyet gibiydi. Benim için ise, dünyama beklenmedik ve davetsiz bir giriş yapan, ve birden huzursuz ve sakinleştirici biriydi. Carol Tiggs için ise, nazik, muazzam etkileme yeteneği olan babacan bir şahsiyetti.”

Büyücüler dünyasında, kadınlar evrenin dişil doğası ile yakınlıkları sayesinde yetenekli varlıklar olduğunu söylüyordu. Rahimlerini kullanarak, evrensel enerjiye ulaşabiliyor ve hayret verici dönüştürmeleri başarabiliyorlar. Fakat aynı zamanda kadınlar, onların sosyalleşmeleri esnasında pek çok sersemletici etki ile savaşmak durumundalar. Kısaca, doğdukları andan itibaren sürtük olmaları için eğitilmekte, ve yalnızca boyun eğmez çabaları ile bu kaderden kaçabilirler.

“Don Juan soğuk kanlı bir sesle, yaşamımın devamında aptal bir sürtük olmayı isteyip istemediğimi sordu ...” dedi Donner-Grau, “Ben çok mutaassıp bir İspanyol-Alman aileden geliyorum. Kimse, özellikle bir erkek benim bulunduğum ortamda bu kelimeyi kullanmamıştı. Dehşete kapıldım ve kendimi aşağılanmış hissettim.”

Bu hadiseyi nakletmesi onu hoşnut ediyorsa da, bu noktada aşağılanmayı aştığını düşünüyorum.

Bence, ölüm için konuştuğunda, konuşmasını tanımladığı andı.

“Ölüm sizin gerçek dostunuz, ve en güvenilir danışmanınızdır. Yaşamınızın gidişatından şüpheniz varsa, uygun yön için yalnızca ölüme danışmanız gerekir. Ölün size hiçbir zaman yalan söylemez.”

“Ölüm en gerçek arkadaşın, ve en güvenilir danışmanındır. Yaşamının gidişatından şüphelerin varsa, doğru gidişi bulabilmen için yalnızca ölüme danışman gerekir. Ölüm hiçbir zaman sana yalan söylemez.”

Taisha Abelar zarif ve halen enerjiktir. Şivesini belirleyemiyorum, fakat tüm konuşması ve görüntüsü altmışlardaki Katharine Hepburn'ü akla getiriyor. Onun rüya deneyimleri ile benimkilerin arasındaki farklılıklar ilgimi çekti.

“Tuhaf bir şehrin göbeğindeki,” dedi Abelar, “bir binanın çatısındaydım. Aniden, yukarıdan korkunç bir şamata duydum, ve gökyüzünden siyah bir şeyin bana doğru alçaldığını gördüm. Hemen yer değiştirdim, ve gördük ki bu siyah şey bir helikopter idi ve korkunç gürültü pervanesinin havada dönerken yarattığı sesti. Eğer bir dakika daha bu çatıda dursaydım, kıyma olacaktım.”

Başta bununla kafam karıştı, çünkü ben bilinçli rüyalarımda ortamı olağanüstü yollarla değiştirebiliyordum. Neden Abelar'ın helikopteri oradan uzaklaştıramadığını, veya alevler içinde bırakmadığını merak ettim. Sonra kafama dank etti: o, fiziksel bedenini bu dünyalara nakletmekten bahsediyordu.

Daha sonraki saatlerde, onun çılgın veya başarılı bir yalancı olduğunu düşünmeme sebep olacak çılgın hikayeler anlattı. Fakat tavrındaki her şey ağırbaşlılığı ve samimiyeti akla getiriyordu, ve ben üçüncü bir alternatifi, neredeyse kabul edilemez birini, onaylamaya zorlandım: o, doğrulukla deneyimlerini anlatıyordu.

Onun bölümünde, Carol Tiggs, her noktası Abelar'inki gibi dünya dışı ve acayip olan rüya serüvenlerini anlattı, fakat rüyalarının çoğu Carlos Castaneda ile birlikte idi. Castaneda gibi Tiggs de kendisini, “öğretmen” veya “lider” anlamındaki bir Toltek terimi olan nagual olarak tanımladı. Bir nagual kadın ile bir nagual erkeği bağlayan yakınlık ve birlikte rüya görmeleri Castaneda'nın birçok kitabında açıklanmıştı. Bu ne romantik ne de cinsel bir bağlamdaydı, fakat çok daha derindi.

Konuşmasının sonu doğru, Tiggs, katılımcıların Castaneda'nın sağlığı (hasta olduğuna dair) ile ilgili bir soruyu cevapladı, ve aralarındaki şiddetli sevgiyi sezdim. Halen büyüyordu. Derin bir nefes alarak ve yavaşça bırakarak, ve sanki ağlıyormuşçasına gülümsedi ve dedi ki, “Kardeşimiz Carlos bize katılamadı çünkü bir enfeksiyonla savaşıyor. Hastalığının ne olduğunu bilmiyoruz. Bir büyücüye geleneksel tıp yararlı olmaz, ruha ve kendi becerilerine inanması gerekir. Büyücü bedeninin artık çalışamayacağı noktaya varmadan önce, eğer yapabilirse, bu dünyayı tam olarak ve bütünüyle terk etmek amacıyla, tüm varlığının farkındalığını canlandırmayı seçecek. Ve kardeşimiz Carlos, bu son eyleme bizi de katacağına söz verdi. Fakat gidişinin zamanı şimdi olup olmadığını bilmiyoruz.”

Biraz durakladı, ve tekrar konuşmaya başladığında, sesi şaşılacak derecede sakindi. “Burada birlikteyiz, zamanın dışındaki bir baloncukta kadim Toltek'lerin rüyasını yaşıyoruz. Sizin de çabalarınızla, bilinmeyende yayılmaya ve canlanmaya bize yardım ettiniz. Size teşekkür ediyoruz,” ve kollarını katılımcılara doğru açarak yavaşça bitirdi, “ve sizi rüyada kucaklıyoruz.”

Pazar akşamı arabamla Portland'a geri dönerken, kendimdeki değişikliklere baktım ve hayatımın yarısında bana bela olan hoşnutsuzluk ve boşluk yerine on kat artmış yoğunluk buldum. Büyük gizemlerin, sonsuz yazıların, sonsuz kuşkuların dışında kaldım.

Hepsinin üstüne bir de bedenimde sorunlar patlak verdi: sol testisim normal boyunun iki katı kadar şişti, ve suçiçeği başımın tepsinden ayaklarımın tabanına kadar acı içinde bıraktı. Geleneksel Çin tıbbını uygulayan ve bilgisi tarihi bir ailesinden gelen bir doktora gittim. Nabzımı ölçtü ve dilimi kontrol etti, sonra oturup başını sallayarak devamlı olarak Çince bir şeyler mırıldanmaya başladı. Kullanmam için, bitkilerden bir karışım hazırladı, ve benim için yaşamlarını sona erdiren bitkilere şükretmemi söyledi.

Birkaç hafta geçti ve sağlığıma tekrar kavuştum, fakat Carlos Castaneda üzerindeki kuşkularım, ki aslında hiç unutmamıştım, daha da ısrarcı olmaya başladı. Tensegrity uygulayıcılarının anlattıkları ile, ihtiyaçlarımıza en uygun şekilde efsaneleri yorumlama yeteneğimiz arasında bocaladım.

Her şey don Juan ve onun Toltek seleflerinin güvenirlik noktasına geldi. Acaba, don Juan Matus Carlos Castaneda tarafında uydurulmuş bir efsane miydi, yoksa eti kemiği olan efsanevi büyücü müydü? Bu sorunun cevabını bana verecek yalnızca bir kişinin olduğunun farkındaydım.
Sonra imkansız olan gerçekleşti: sessiz dileğim onaylandı, ve Carlos Castaneda ile karşılaşma ve röportaj için beklenmeyen bir davet aldım.

Eksikliklerim göz önüne alındığında – düşkünlük dolu bir hayatım vardı, büyük romanlar yazmamıştım, zorla bir lise bitirmiştim, ve bilim veya antropoloji konusunda bir şey bilmiyordum – müthiş gözüm korkmuş olmalıydı. Fakat bunun yerine, daveti aldığım andan itibaren, derin ve rahatlatıcı bir kesinlik hissi deneyimledim. Eğer Castaneda sadece bir yaratıcı düzenbazsa, hayallerimden başka kaybedecek bir şeyim yoktu.

Ama eğer o gerçek bir Toltek kahinlerinin varisi ise, o zaman kazancım hesaplanamaz bir hediye olacaktı – hayatımın geri kalanında büyüye kavuşma ihtimali.

Bunun gerçekleşmesini beklerken üstüme hoş bir huzur ve beraberinde ürkek bir sezinleme hissi – benim için daha önemli olan – ile karşı konulamaz bir rahatlama ve öz güven geldi. Her şey tam bir döngüyle geldi. Bilinmeyeni karşılamaktan başka yapacak bir şey kalmamıştı.

Hazırladığım dört sayfalık sorularımı canlandırırken, üç kişinin Santa Monica lokantasından bana doğru yollarını değiştirdiği gözüme ilişti. Önde röportajı ayarlayan kadın vardı. Beni seminerdeki enerji takipçisi ile, ve sonra da arkasındaki kısa boylu adamla – Carlos Castaneda'ya – tanıştırdı. Son birkaç günlük rahatlama devam etti, ve Castanada'yı, rahatlamış bir saygı, sevgi, ve mesleki bir kuşkuculuk karışımı ile selamladım.

Castaneda cana yakın ve gösterişsizdi, yerlerimize otururken kibar bir şekilde buruşuk beyaz gömleğinin kollarını kıvırdı. Notlarıma bakarken gizli bakışlarla onu inceledim. Araştırmalarımla onun Peru'lu ve en az yetmiş bir yaşında olduğunu biliyordum. Ancak yalnızca altmışların başında olduğu gibi gözüküyordu. Boyu 1,60 civarında, bakır tenli, dağınık siyah beyaz saçlı, ve cin gibi bir görüntüsü vardı. Yüzü etkileyici ve rengi soluktu, klasik İspanyol armonisinin köşeleri ve izleri olduğu anlaşılıyordu. Gözleri keskin ve berraktı, ifadesi dönüşümlü olarak, düşünceli, dikkatli, dostça ve şakacıydı. Bana bir şişe su ikram etti, bu küçük jest onun cömertliğini gösterdi. Sanki arkadaşlar arasındaymışım gibi bir hisse kapıldım.

Sonraki üç saatte uzun listemden aralıklarla sorular yönelttim, fakat çoğu zaman dikkatimi söylediklerine ve notlar almaya verdim.

“Bu öğreti bir iç olaydır,” dedi bir noktada Castaneda. “Teknikler var, fakat kararlılıkla, ve içten gelen hisle takviye edilmeleri gerekir. Bu karalılığa ulaşman ve kendini hissetme noktasına ulaşmaya ihtiyacın var. Benim için bu, günlük bir yenilenme meselesi gibidir.”

Öğreti ile ilgili konuşunca, beni daha önce söylediği bir şeyi sormaya yöneltti: sigara içmeyi terk etmenin devrimci bir eylem olduğu.

“Sen sigara içmiyorsun, değil mi?” diye sordu, açık bir ilgi ile.

"Bu özel durumun onuruna,” diye cevapladım, “sigaralarımı evde bıraktım.”

İtirafımdan, ve sorunlarımın bayağılığından istifini bozmadığı göründü.

“Sigara içmeye sekiz yaşında başladım,” dedi. “Diğer Arjantinli gençler gibi olmak istiyordum. Onları görmüş olmalısın; dünyanın en harika geçleriydiler.” Saçma ve hoş mimiklerle en harika gençleri oynadı, sol gözünü şaşılaştırdı ve başını yana yatırarak havaya görünmez bir duman bulutu üfledi. “Bir gün, don Juan sigara içmeyi bırakmamı söyledi. Cevap olarak, sigarayı sevdiğimi ve hazır olduğum bir gün bırakacağımı söyledim. Sonra, bırakmaya çalıştım ve başaramadım; ne ilk nede sonraki denemede. Daha sonraki yıllarda bile, bazen kendimi artık orada olmayan sigara için ceplerimi yoklarken buluyorum. Bu alışkanlık zordur ama bırakmak da imkansız değil,” diye bitirdi. “Sadece … atlaman gerekir.”

Aradaki kelime şivesi nedeniyle anlaşılmadı. O kelime ile ilgilenmedim ve hastanede ölmekte olan bir kadın arkadaşını anlatmasını dinlemeye başladım. (Bu esnada kendi hastalığımdan hiç bahsetmedim, görünüşümde de hiçbir ipucu yoktu zaten.)

“Bu kadını samimi olarak seviyordum,” dedi. “Çok iyi bir arkadaştı. Don Juan'a onun için ne yapabileceğimi sordum. Bana bir taktik önerdi ve ben de ona gösterdim. Niyet ederek, ve ne kadar süre devam edecekse, eliyle devamlı olarak hastalığını uzağa itmesi gerektiğini söyledim ona. Elini kaldıramayacak kadar güçsüz olduğunu söyledi. 'O zaman ayağını kullan!' diyerek ağlıyordum. 'Kalbini kullan; zihnini kullan! Onu dışına atmak için niyet et!' Fakat bunu yapacak erki yoktu artık.”

Benim bir şey söylememe fırsat bırakmadan, “berbat viral enfeksiyon” olarak tanımladığı, kendi hastalığı ile ilgili konuşmaya başladı. Aynı anda ben de kendi hayatımı düşünürken, ve dikkatle ona bakarken bir an için not almayı bıraktım. Sakin bir şekilde bir süre ölümcül enfeksiyonu, ve öğretisinin onu, bir doktor tarafından önerilen geleneksel tedaviyi nasıl redetmeye mecbur ettiğini anlattı. Sonuçta – belli ki bu hayatı tehdit eden durum kendiliğinden düzeldi – karşımda oturduğu gerçeğinden açıkça belli olduğu gibi, bu bir enerji sarmalı idi.

“Carl Sagan'nın eski eşinin bir kitabını okumuştum,” diye devam etti. “Bedenin viral doğasının bir teorisini anlatıyordu. Teorisi, bizim fiziksel olarak birer virüs torbası olduğumuzdu. Yağmacı bir evrende yaşıyoruz, ve virüslerden daha yırtıcı bir şey yok.

Neredeyse ilgisiz olarak, “Biz ölümlü varlıklarız,” diye ekledi, ve bu benim için çok fazlaydı. Ben buraya gazetecilik bahanesi ile gelmiştim, ama aslında, bu dünyayı terk etmeden önce samimi olarak şifa arıyordum. Az zamanım kalmıştı, ve kendimi durduramadan kabaca onun konuşmasını kestim.

“Kişisel bir sorum var,” diye başladım.

“Lütfen, buyurun,” dedi kibarca, eliyle işaret ederek. “İstediğin herhangi bir şeyi sor.”

“Evet,” dedim, “Melodramlardan nefret ederim. Yalnızca bir sağlık sorunumun olduğunu söylemek istiyorum. Onunla epeyi bir zaman kaybım oldu, fakat sağduyu ...” Çıkarcı veya muhtaç görünmekten çekinerek, uzaklara daldım.

“Belki biraz daha zaman var,” diye mırıldandım. “biraz daha nefes alırım, ve -”

Elimle masadaki bir tozu süpürüyormuş gibi yapıp: püff, gösteriş, gitti.

Yaptıklarım profesyonelliğe çok aykırı göründü bana; hala, çocukça düşünüyordum, bizim bu çağda halen dünyayı bir büyücü olarak deneyimleyebileceğimizi açıkça iddia eden kitaplarıyla o başlattı bunu. Bana kutsal olan her şeye, ilk olarak sırtımı döndüğümde taşıdığım acı kadar, öfke ve özlem duygularını hissediyorum.

Dalgın bakışımı hala serinkanlı tutarken, Castaneda bir diğer ayrıntılı öyküye başladı, bu onun alkolik bir arkadaşı hakkındaydı. Güneşe bakar gibi kıstığı göz kapaklarının altından bana baktı. Etkileri hipnotize edici veya baskın olmamasına rağmen, gözleri cam gibi, keskin ve parlaktı. Daha doğrusu, açıkça bir meydan okuma görünüyordu.

“Yani,” diye bitirdi, bir profesörün bilgeliğini toparladığı gibi, “Benim gitmem lazım. Atlamam lazım -.”

Tekrar, son kelimesini anlayamadım, endişem o kadar görünür olmalıydı ki, yavaşça tekrarladı, “Oyuğa atlardım.”

Gözlerini bana dikti ve pikabın görünmeyen iğnesini kaldırır gibi dondu kaldı.

“Geleneği değiştirirdim,” dedi. “Hareket ederdim.”

Gençliğimdeki yazılar hep aynı metaforla doluydu. O zamanlarda, pikap iğnesinin plakta izlediği tek kanal oyuk, benim için zihnimin bağımlı doğasını simgeliyordu. Oyuğu değiştirmek, sıradan hayatın dolu olduğu güzellik ve mucizeleri deneyimleme yeteneğimi talan eden o alışkanlıkları değiştirmek anlamına geliyordu. Değiştirmeye çalıştığım üç alışkanlık; burnumu karıştırmak, ergenlik ruh hali, ve hepsinden en zoru olan da, basitçe unutmak varken, eski olayları zihnimde sonsuz kez tekrarlama kapasitesi idi.

Şimdi, otuz altı yaşımda, fark ettim ki yalnızca ergenlik huylarım olgunlaşmıştı. Halen burnumu karıştırıyor, ve halen geçmiş eylemlerimde haklı çıkmaya, savunmaya ve mazeret bulmaya sonsuz kabiliyetim var. Son yedi yılda, bu tatsız alışkanlıklara ayrıca bir de ölüme bağımlılığı ekledim. O iğneyi paylaştığım andan itibaren biliyordum ki, benim bir parçam ölümle bir anlaşma yapmıştı. Aralıklarla aynı parçam, AIDS'i günahlarımın bir cezası, veya belki de daha açık bir ifade ile spiritüel kısırlığım olarak görüyor.

Hala, her şeye rağmen, içimdeki esnek bir şey ölmeyi reddetti. Bu bozulmamış şeye “ruh” demeyi tercih ediyorum, ve bu aynı ruh Castaneda'nın değişim reçetesi için şu an beni harekete geçiriyor. Ölüm geçici yaşamlarımızın acımasız gerçeğidir. Belki de bunak bir ihtiyar maskara olarak ölürüm; belki de bu gün güneş batmadan ölürüm. Fakat ölücem – bu çok kesindir. Aynı esnada, denetimimde kalan yaşamımdaki yırtıktır, gelişimin haykırışı ile gidişimin eksikliği arasında kalan üstünde yürümeyi seçtiğim izdir. Bu en katıksız, iz bırakmayan bir izdir, taze yağan karın örttüğü bir yol gibi.

Böylesine bakir yollarda yürümek gençlik hayallerimin en uzun sürenidir. Castaneda, doğrudan bu hatırayla konuşarak, bunu kalbimde tekrar uyandırdı. Yaşamımda ulaştığım bu bilinen korkulacak karamsar tükenişi, bu becerikliliği, gerçek bir büyücü davranışı olarak tanımlayabilirim yalnızca.

Ah, fakat hangi don Juan Matus, kemiklerini mezardan çıkarmaya geldiğim efsanevi Yaqui kahini mi? Bilgelik, çılgınlık, ve gerçeğin aldatıcı hikayelerini dokuyan düzenbaz öğretmen, o, şimdi benim tam önümde mi? Ben bilmiyorum, ve söyleyemem.

Üç saat geçmişti, ve Castaneda kibarca solgun pamuklu gömleğinin kıvırdığı kollarını açarak kibarca toplantının sonuna ulaştığımızın sinyalini verdi. Halen en zorlayıcı gazetecilik sorusu için zaman vardı, fakat içimdeki bir şey bundan vazgeçti.

O anda, umulmadık bir şekilde, Castaneda'nın sevimli aksanı bir kez daha sessizliği bozdu. Uzaktan gözünü dikmişti, ve yavaşça konuşuyordu, kelimeleri bir insanı çözülmez bir sır ile yüz yüze getiriyor gibiydi. Tekrardan, bir kandırma delili bulabilmek için onu inceledim ve boş ellerle ayrıldım.

“Eğer don Juan'a son bir soru sorabilseydim,” diye başladı yavaşça, “Beni nasıl bu kadar değiştirdiğini? Nasıl da ruhuma öyle bir dokundu ki kalbimin her atışı bu yolun hissi ile doldu? Diye sorardım.”

“Kalbimin her atışı,” diye tekrarladı yavaşça, ve kısa bir an için kelimeleri havada bir sis gibi asılı kaldı. Sonra fısıltılı cümlesi zaman tarafından dokunuldu, ve bizi çevreleyen gizin içinde kayboldu.

© The Sun
Yayın Tarihi: Eylül 1997