1

(0 konusuna, Genel Konular cevap yazılmış)

İz sürme sanatında, büyücülerin çoğunlukla kullandığı bir yöntem vardır: kontrollü delilik. Büyücüler kontrollü deliliğin, artmış farkındalık ve algı durumunda, kendi kendileriyle ve günlük sorunların dünyasındaki herkesle ve her şeyle başa çıkmanın tek yolu olduğunu savunurlar.

Nagual Juan Matus, kontrollü deliliği, “kontrollü aldanma sanatı” ya da “eyleme tamamen kendini veriyormuş gibi görünme sanatı” olarak açıklamıştır. Bu, öyle iyi yapılacakmış ki kimse ayırdına varamazmış.

Kontrollü delilik, insanları kandırmak değildir. Kontrollü delilik, savaşçıların iz sürme sanatının yedi temel ilkesini, en küçük ve önemsiz eylemlerden ölüm kalım durumlarına kadar her yaptıklarına uygulamaları anlamına gelmektedir.

Kontrollü delilik kendini aldatma da değildir. Her şeyin ayrılmaz bir parçası olarak kalırken, her şeyden ayrı olmanın inceden inceye düşünülmüş, sanatsal bir yöntemidir.

Nagual Juan’a göre,  kontrollü delilik, çok can sıkıcı ve öğrenilmesi güç bir sanattır. Çoğu büyücünün midesi kaldırmaz bunu, sanatın kendisinde yanlış olan bir şeyden dolayı değil, uygulamasının çok fazla enerji gerektirmesinden…

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/kontrollu-delilik.jpg

2

(1 konusuna, Genel Konular cevap yazılmış)

Konu hakkında ilgili yazı: http://tr-castaneda.com/topic/35/ozetleme-uygulamasi/

3

(1 konusuna, Genel Konular cevap yazılmış)

“Rüya gören beden” nasıl rüya görücülerin hüneriyse, “özetleme” de iz sürücülerin hüneridir. Kural, iz sürme ve rüya görmeyi birer “sanat” olarak tanımlar, bu nedenle bunlar uygulamalı edimlerdir. Özetleme, kişinin kendi yaşamını en önemli ayrıntılarına değin anımsayışından oluşur. Kusursuz  bir özetleme, bir savaşçıyı, rüya gören bedenin üzerinde kontrol sahibi olmanın değiştireceği kadar en az değiştirebilir. Bu açıdan, rüya görme ve iz sürme aynı sonuca, üçüncü dikkate girişe varır.

Nagual Juan için özetlemenin anlamı, kişinin yaşamındaki her şeyin tek bir hareketle yeniden yaşanması ve yeniden düzenlenmesidir. Özetleme, kişinin yaşamının bölümlere ayrılarak sistematik biçimde irdelenmesinden oluşur; eleştiri, ya da hata bulma amaçlı bir inceleme değildir bu; kişinin yaşamını anlama ve seyrini değiştirme çabasını içerir. Uygulamacı, yaşamını özetlemenin gerektirdiği tarafsızlıkla bir kez gözden geçirdi mi, artık aynı yaşama dönmesinin hiç yolu yoktur.

İz sürücülerin yaşamlarını böylesine ayrıntılı bir biçimde özetlemek zorunda olmalarının nedenleri şunlardır:

Birinci neden, rüya görebilmek, bileşim noktasını oynatabilmek gibi edimler için gereken enerjiyi, ışıltılı küre içinde hapsolduğu bölgelerden elde edebilmektir.

İkinci neden, ölüm anında farkındalığı koruyabilmektir. Tüm yaşayan varlıkların yazgısını yöneten erk olan ve bir görücünün gözüne—bir kartal olduğu, ya da kartalla herhangi bir ilişkisi olduğundan değil sınırsız büyüklükte boyu sonsuzluğa erişen, dimdik duran simsiyah bir kartal gibi göründüğünden Kartal diye adlandırılmış olan erk tarafından, yaşayan her varlığa, eğer isterse özgürlüğe açılan bir aralık bularak oradan çıkıp gitme erki verilmiştir. Bu aralığı gören görücüler için ve onun içinden geçen varlıklar için, Kartal'ın bu armağanı farkındalık sahibi her varlığa, farkındalığı sürekli kılmak için bağışlamış olduğu apaçık ortadadır. Kartalın armağanı, onun gerçek bir farkındalık yerine, gerçeğin kusursuz bir kopyası olması koşuluyla ikame bir bilinci  farkındalığı de kabul etmek konusundaki istekliliğini de kapsar. Farkındalık, Kartal'ın gıdası olduğuna göre, Kartal'ı, gerçek farkındalığın yerine kusursuz bir özetleme de hoşnut eder.

Üçüncü neden, ölüm anında, farkındalığın korunması ile özgürlüğe geçebilmektir. Özgürlüğe geçiş, sonsuz bir yaşam demek değildir, yani sonsuzluk sözcüğünün genelde çağrıştırdığı gibi ölümsüzlük anlamına gelmez. Bu daha çok, normal olarak ölüm anında terk edilen farkındalığın savaşçılar tarafından korunabilmesi anlamını taşır. Geçiş anında, beden tamamen bilgiyle tutuşmuş durumdadır. Her bir hücre, kendisinin farkında olduğu kadar, bedenin bütünlüğünün de farkındadır.



ÖZETLEMENİN İLKELERİ:

Özetlemenin birinci aşaması, yaşamımızdaki tüm olayların, incelemeye açık bir biçimde yeniden ortaya serilmesinden oluşur.

İkinci aşamada, daha ayrıntılı bir anımsayış söz konusudur. Bu aşama, dizgesel olarak iz sürücünün özetleme sandığının içine girip oturmasından bir önceki andan itibaren başlayabilir, kuramsal olarak doğuş anına değin inebilir. Kuramsal olarak iz sürücüler yaşamlarında deneyimlemiş oldukları her duyguyu anımsamak zorundalardır ve bu süreç aldıkları ilk nefesle başlar.

İz sürmenin üç temel tekniği, sırasıyla “dolap, özetlenecek olayların listesi ve iz sürücünün nefesidir”. Derinlikli bir özetleme, insan biçiminin yitirilmesi için en uygun yöntemdir. Bu nedenle yaşamlarını özetledikten sonra örneğin “kişisel geçmişin silinmesi, kendi kendine verilen önemin yitirilmesi, rutin alışkanlıkların kırılması” gibi edimlerden yararlanmak iz sürücüler için daha kolay olur.

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/meditasyon-beyin.jpg

Özetlemede anahtar unsur, nefes almaktır. Nefesin hayat veren mahiyeti, aynı zamanda kişiye temizleme kapasitesini de kazandırır. Özetlemeyi uygulamalı bir konu durumuna getiren de, bu kapasitedir.

Özetlemeye, çene sağ omuzun üzerinde başlanır ve baş, yüz seksen derecelik bir kavis yapacak biçimde çevirirken, yavaşça nefes alınır. Nefes alma, sol omuza varıldığında sona erer. Soluk alma edimi sona erdiğinde, baş gevşek bir konuma getirilir. Daha sonra bakışları ileriye dönük olarak nefes verilir.

Daha sonra, iz sürücüler, listesinin en başında yer alan olayı ele alırlar ve bu olay içinde hissedilen duyguların tümü anımsanıncaya değin, o olayla birlikte olurlar. İz sürücüler, anımsadıkları olay her ne ise, ayırtına vardıkları duyguyu anımsadıklarında, yavaşça nefes alarak, başlarını sağ omuzlarından sol omuzlarına doğru çevirirler. Bu soluklanma edimi, enerjinin yeniden kazanılması amacını taşır. Florinda'nın savına göre, saydam beden sürekli biçimde örümcek ağına benzeyen iplikçikler üretir ve her türlü duygu tarafından sevk edilen bu iplikçikler parıltılı kütleden dışarı yansır.

Böylelikle, her etkileşim ya da duyguların devreye girdiği her durum, potansiyel olarak saydam bedenin içine akar.

İz sürücüler, sağdan sola doğru nefes alarak ve aynı anda bir duyguyu anımsayarak, nefes almanın büyüsüyle, geride bırakmış oldukları iplikçikleri toplarlar.

Sonra soldan sağa doğru soluk verilir. Böylelikle iz sürücüler anımsanan olayda; var olan diğer parıltılı bedenler tarafından bırakılan iplikçikleri dışarı fırlatırlar.


İz sürücüler yaşamlarının her anını salt anımsamanın ötesinde yeniden yaşayabilmek için hava deveranı olan bir sandık, dolap, kasa ya da topraktan yapılmış tabut kullanırlar. Kişi, bedeninde uyarılan alanları azaltabilirse, anımsama daha kolay bir biçimde gerçekleşebilir. Özetleme dolabının amacı da budur, böylelikle, nefes alıp verme yoluyla kişi, anılarının içinde giderek derinliklere ulaşabilir, ayrıca fiziksel bedeni sıkıştırdığı için enerji bedeninin fiziksel bedene yakınlaşmasını sağlar. Özetleme dolabı, dikkatin yoğunlaştırmasına yardımcı olur. Ayrıca dolap kişiliğimizin dar sınırlarının bir simgesidir. Velinimeti Florinda'ya, özetleme görevini yerine getirir getirmez, artık kendi kişiliğinin dar sınırlamalarına katlanmak zorunda olmadığını simgeleştirmek üzere dolabı kırmasını söylemiştir.

SONUÇ:

İz sürücüler, özellikle başkalarının bıraktıkları iplikçikleri dışarı atmak üzere, dünyada bırakmış oldukları iplikçikleri yeniden ele geçirebilmek için bu önedimleri uygulamadıkça, kontrollü aptallıkla baş edebilmeleri olanaksızdır, zira bu yabancı iplikçikler kişinin, kendine verdiği önem konundaki sınırsız kapasitenin de temelini oluşturur.

Kontrollü aptallık, başkalarını kandırmanın, onları cezalandırmanın veya onlar karşısında üstünlük elde etmenin bir yolu olmadığına göre, onu uygulayabilmek için kişinin kendi kendine gülebilmesi gerekir. Florinda, ayrıntılı bir özetleme ediminin sağladığı sonuçlardan birinin de, kişinin insanlarla ilişkilerin özünde yer alan kendi kendine hayranlığın bunaltıcı tekrarı karşısında gülebilme olduğunu söyler.


Savaşçılar özetleme dikkatlerini hiç karşılaşmadıkları insanların üzerine bile odaklayabilirler. Bu derin odaklamanın sonucu her zaman aynıdır: Sahneyi yeniden yaratırlar. Yığınlarla hal ve hareket, unutulmuş ve yepyeni, kendini savaşçının kullanımına sunar.

4

(0 konusuna, Genel Konular cevap yazılmış)

Her ne kadar çelişkili görünse de, gözlerin gündelik hayatla sadece yüzeysel bir ilgisi vardır. Daha derinde olansa, soyutla olan bağlantılarıdır.

Kendine acımanın olmadığı yer, acımasızlığın yanı başındadır. Acımasızlık, birleşim noktasının özel bir konumu olarak, kendini büyücülerin gözlerinde gösterir. Bu, gözlerdeki parıltılı bir tabaka gibidir. Birleşim noktası, kendine acımanın olmadığı yere hareket ettiğinde, gözler parlamaya başlar. Büyücülerin gözleri çok parlaktır. Büyücü ne kadar acımasızsa, parıltı da o kadar yoğundur.

Acımasızlık, bir büyücünün gözlerini parlatır ve bu parlaklık da niyeti çağırır. Büyücülerin gözlerinin kendi belleği olduğundan, büyücüler, birleşim noktasının herhangi bir konumunu hatıra getirme işini, o konuma özgü parıltıyı hatırlarına getirerek yaparlar.

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/gozler.jpg

Birleşim noktasının hareket etmesini niyet ederek, niyet gözlerle çağrılır.


Sıradan insanın gözleri de niyetten etkilenir. Ama onların bir savaşçıya kıyasla daha az enerjisi vardır. Büyücülerin sıradan insanlara karşı sahip oldukları tek üstünlük, enerjilerini biriktirmiş olmaları, dolayısıyla niyetle daha kesin ve açık bir bağlantılarının olmasıdır. Doğal olarak, bu da istediklerinde gözlerinin parıltısını birleşim noktasını hareket ettirmek için kullanarak, yeniden toparlama yapabilmelerine sebep olur.

Nagual Juan, iz sürme sanatı ile gözlerin ilişkisini Nagual Carlos’u yaşlı ve çarpıntısı olan bir adam olarak kandırmak için nasıl kullandığını anlatmıştır.  N. Juan’ın gözlerince denetlenen kararlılığı, kendi birleşim noktasını hareket ettirmiş. Yaşlı olmayı niyet eder etmez, gözleri, parıldamasını yitirmiş. Gözlerindeki parıldamanın kayboluşu, onları “yaşlı adam konumunu” niyet etmek için kullanmasındanmış. Birleşim noktası o konuma ulaştığında, görünüşte, davranışlarında ve duyumsamada da yaşlanabilirmiş.

Özetlemek gerekirse, büyücülerin gözlerindeki parıltıya ve bakışlarına bu kadar önem vermelerinin nedeni, gözlerin niyetle dolaysız bağlantısı yüzündendir. Niyet, mantıkla değil, gözlerle deneyimlenir.

SÖZCÜKLER…

Sözcüklerin tınısı ve anlamı iz sürücüler için son kerte önemlidir. Onlar için sözcükler, kapalı olan herhangi bir şeyi açmak için kullanılan anahtarlardır. Bu nedenle iz sürücüler amaçlarına ulaşmaya girişmeden önce onu söylemek zorundadırlar. Ama gerçek amaçlarını başlangıçta açığa vuramazlar, yani sözcükleri, amaçlarının öz anlamını gizlemek için, dikkatlice dile getirirler.

Nagual Elîas bu eylemi “niyeti uyandırmak” olarak adlandırmıştır. Örneğin, Nagual Juan henüz bir çömezken,  Nagual Julian,  tüm ev sakinlerinin önünde, “bir darbede tinin ne olduğunu ve nasıl tanımlanacağını ona kesin bir şekilde göstereceğini” belirterek niyeti uyandırmıştır. Ardından, yüzme bilmeyen Juan Matus’u kucaklayıp azgın akan nehre fırlatıvermiştir.

5

(0 konusuna, Genel Konular cevap yazılmış)

İZ SÜRME SANATI

İz sürme sanatı, bir savaşçının düşünülebilecek her durumdan en iyi neticeyi çıkarabilmesine olanak veren bir yöntemler ve tutumlar dizisi olup, belirli amaçlar için yeni ve özgün biçimlerde davranmaktır. Günlük işlerde insan davranışları tekdüzedir. Bu tekdüzelikten ayrılan herhangi bir davranış, tüm varlığımız üzerinde olağandışı bir etki yaratır. Bu olağandışı etki, büyücülerin aradığı şeydir, çünkü düzenli olarak artan bir etkiye dönüşür.

İz sürme, büyücülerin yaptıkları tüm hareketlere temel oluşturur. Nagual Matus, bazı büyücüler “iz sürme” terimine karşı çıksalar da bu adın, gizli davranışlara yol açtığı için ortaya çıktığını belirtir: “İz sürme aslında gizli hareket etme sanatı olarak da adlandırılır, ama bu terim de aynı ölçüde yersizdir. Biz kendimiz, barışçı mizacımızdan dolayı, ona “kontrollü aptallık” deriz. Biz yine de “iz sürücü” demek kolay, velinimetimizin söylediği gibi “kontrollü aptallık yaratan” demek zor olduğundan “iz sürmeyi” kullanmayı sürdürelim."

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/izsurme-sanati-kesfi-1.jpg

İZ SÜRME SANATININ KEŞFİ

İz sürme, tamamen yeni görücülere ait bir sanattır. Çünkü insanlarla uğraşmak zorunda kalanlar sadece onlar olmuşlardır. Eski büyücüler kendilerini erk duyumlarına o denli kaptırmışlardı ki insanların var olduğundan, insanlar canlarına okumaya başlayana kadar haberleri bile olmamıştı. Yeni görücülerse, Fetih sonrası dönemde onları yok etme amacını güden kıyıcıları üzerinde bir üstünlük sağlama çabası içinde her olanağı değerlendirmişlerdir.

Yeni görücüler, ilk başlarda kendilerini koruma ve gizleme amaçlı başladıkları bu davranışlar sırasında, kendilerine göre alışılmamış şekilde davrandıklarında, kozalarındaki kullanılmayan yayılımların parlamaya başladığını ve birleşim noktalarının çok hafif, uyumlu, zorlukla fark edilen bir tarzda kaydığını gözlemlemişler. Bu gözlemle gayrete gelen yeni görücüler, davranışlarına planlı kontrol uygulamaya başlamışlar ve bu uygulamaya iz sürme sanatı demişler.

Öncelikle, kozanın içindeki yayılımlar dışındaki yayılımlarla hizalandığında, farkındalık parıltısının boyutça ve yoğunlukça nasıl arttığını görmüşler. Bu gözlemi aynen iz sürmede yaptıkları gibi bir atlama tahtası olarak kullanarak, yayılımların hizalanışını ele almak için karışık teknikler geliştirmeye girişmişler. İlk başlarda bu tekniklere, hizalanmada ustalaşma diyorlarmış.

Sonradan, bunun kapsamının hizalanmadan çok daha fazla olduğunun; yayılımların hizalanmasıyla ortaya çıkan enerjiyi kapsadığının ayırtına varmışlar. Bu enerjiye İstenç demişler.

İstenç, ikinci bazı oluşturmuş. Yeni görücüler bunun, bizi davrandığımız biçimde davranmaya iten, kör, kişisel olmayan, aralıksız bir enerji patlaması olduğunu anlamış. İstenç, bizim sıradan dünya olayları algımızdan ve dolayısıyla bu algı gücüyle birleşim noktasının alışılmış konumuna yerleşmesinden sorumluymuş.

Zaman geçtikçe ve yeni görücüler uygulamalarını yerine oturttukça bu geçerli yaşam şartları altında, iz sürmenin, birleşim noktasını ancak biraz oynatabildiğini ayrımsamışlar. İz sürme ile birleşim noktasında daha büyük oynamalara yol açabilmek için, büyük kudrete ve güç sahibi konuma sahip küçük tiranlar gerekiyormuş. Yani, savaşçının ölüm kalım erkini elinde tutan ya da en basiti onu rahatsız ederek çılgına çeviren ve kabaca dört sınıfta tanımlanabilen işkenceciler… Küçük tiranlardan ilki, tiranlığını sertlik ve şiddetle işkence yaparak gösterirken; bir diğeri ortalığı karıştırıp dayanılmaz sıkıntı yaratarak; bir başkası hüzünle insanın üstünde baskı kurarak; sonuncusu da savaşçıları kızgınlıktan kudurtarak işkence yapıyorlarmış.

Bu, yeni görücülerin kendilerini sokmaları gittikçe daha zorlaşan bir durummuş; bunu doğaçlamak ve aramak görevleri, dayanılması zor bir yük haline gelmiş. Küçük tiranlar, görücüleri, iz sürme ilkelerini kullanmaya zorlarmış ve bunu yaparak görücülerin birleşim noktalarını oynatmalarına yardımcı olurlarmış.

İZ SÜRME SANATININ İLKELERİ:

İz sürme sanatının birinci ilkesi, savaşçıların savaş alanlarını seçmeleridir. Bir savaşçı çevresine ilişkin bilgisi olmaksızın asla savaşa girmez.

Gereksiz olan her şeyi atmak, iz sürme sanatının ikinci ilkesidir. Savaşçı işleri karmaşıklaştırmaz, yalın olmayı hedefler.

Olanca konsantrasyonunu savaşa girme ya da girmeme kararı üzerinde odaklar; zira her savaş, bir ölüm kalım savaşıdır. Bu, iz sürme sanatının üçüncü ilkesidir. Bir savaşçı son gösterisini yapmaya, şimdi-ve-burada, hazır ve istekli olmalıdır. Ama gelişigüzel bir biçimde değil.

Bir savaşçı gevşer ve kendini bırakır; hiçbir şeyden korkmaz. Ancak o zaman, insanoğullarına kılavuzluk eden erkler savaşçıya yolu açar ve ona yardım ederler. Bu, iz sürme sanatının dördüncü ilkesidir.

Hakkından gelinemeyecek ters bir durumla karşılaştıklarında, savaşçılar bir anlığına geri çekilir. Zihinlerini o ters duruma takmazlar. Zamanlarını başka bir şeyle meşgul olarak geçirirler. Bu da iz sürme sanatının beşinci ilkesidir.

Savaşçılar zamanı sıkıştırırlar; bu iz sürme sanatının altıncı ilkesidir. Savaşçılar başarıyı hedeflerler; bu yüzden zamanı sıkıştırırlar. Savaşçılar tek bir anlarını bile boşa harcamazlar. Bir ölüm kalım savaşında, bir saniye bir sonsuzluk, sonucu belirleyecek bir sonsuzluk demektir.

İz sürme sanatının yedinci ilkesini uygulamak için, kişinin öbür altı ilkeyi uygulaması gerekir: bir iz sürücü kendisini asla öne çıkarmaz. O, her zaman olayların arkasından bakmaktadır.

Bu ilkelerin uygulanması, üç sonuç doğurur:

Birincisi, iz sürücüler kendilerini asla önemsememeyi öğrenirler; kendilerine gülebilmeyi öğrenirler. Başkalarınca dalga geçilmekten korkmazlarsa, kendileriyle de dalga geçebilirler.

İkincisi, iz sürücülerin sonsuz sabra sahip olmayı öğrenirler. İz sürücüler asla acele etmezler, asla sinirlenmezler.

Üçüncüsü, iz sürücüler sonsuz bir doğaçlama yetisine sahip olmayı öğrenirler.

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/izsurme-sanati-kesfi-2.jpg

İZ SÜRMENİN DÖRT TEMELİ

Büyücüler, kendilerini engin olasılıklara karşı koruyabilmek için,  kusursuz bir acımasızlık, kurnazlık, sabır ve tatlılık örneği oluştururlar. Bu dört temel, ayrılmaz bir şekilde birbirlerine bağlıdır. Büyücüler bunları niyet ederek gelişti-rirler. Bu temeller, tabii ki, birleşim noktasının konumlarıdır. Bir büyücü tarafından gerçekleştirilen her eylem, bu dört ilkenin tanımlanmasıyla yönetilir. Böylece, tam olarak söylemek gerekirse, her büyücünün her eylemi, düşünce ve kavrama bakımından dikkatlice tasarlanır.

Tatlılık / Sabır / Acımasızlık / Kurnazlık

Büyücüler, iz sürmenin bu dört temelini rehber gibi kullanırlar. Bunlar zihnimizin dört ayrı boyutudur, büyücülerin birleşim noktalarını belirli konumlara getirmelerine neden olan dört ayrı yoğunluk türü.

Bununla beraber, acımasızlığı sertlik, kurnazlığı zalimlik, sabretmeyi boşvermişlik ve tatlılığı da aptallıkla karıştırmamak gerekir.


SONUÇ:

İz sürme sanatı, yüreğin bilmecesidir. Büyücülerin iki şeyin bilincine vardıklarında yaşadıkları hayret; ilki, bizim algı ve bilincimizin özelliğinden dolayı dünyanın durağan ve gerçek görünmesi; ikincisi, değişik algılama özelliklerini kullanmaya başlarsak dünyada durağan ve gerçek görünen şeylerin değişmesine olmuştur.

İz sürmenin amacı iki yanlıdır, ilki birleşim noktasını olabildiğince düzenli ve gü-venli bir şekilde oynatmak ki hiçbir şey bunu iz sürme kadar iyi yapamaz; İkincisi, ilkeleri insan kayıtlanın yadsıma ve mantığa aykırı herhangi bir şeyin yargılanması doğal tepkisi aşılabilsin diye daha derine tesir ettirmek.
“İz sürücünün yöntemi," der N. Juan, "anlayış değil, mutlak ayma sağlar”…

Nagual Juan'ın iz sürme sanatı ya da niyette ustalık hakkındaki yönergeleri, onun öğretisinin temel taşı sayılan ve aşağıdaki temel ilkelerden oluşan farkındalıkta ustalaşmayla ilgili yönergesine dayanmaktadır:

1.    Evren, ışık ipliklerine benzeyen sonsuz bir enerji alanları yığınıdır.

2.    Kartal'ın yayılımları denilen bu enerji alanları, mecazi olarak Kartal denilen, düşünülemez boyutta bir kaynaktan yayılırlar.

3.    İnsanlar da bu ipliğe benzer, hesaplanamaz sayıda enerji alanlarından oluşur. Kartal'ın bu yayılımları, örtüşmüş bir yığın görünümündeki bu ışık topu, kolları yandan sarkan, insan bedeni büyüklüğünde koca bir saydam yumurta gibi görünür.

4.    Bu parlak topun içindeki enerji alanlarından ufak bir grup, yumurtanın yüzeyinde yer alan bir yoğun parlaklık noktasıyla aydınlanır.

5.    Algı, o ufak grup içindeki enerji alanları, parlaklık noktasını bir anda çevreleyip, topun dışındaki özdeş enerji alanlarını aydınlatmak için ışıklarını ulaştırdıklarında, ortaya çıkar. Algılanabilir tek enerji alanı parlaklık noktası tarafından aydınlanmış olduğundan, o noktaya 'algının toplandığı nokta', ya da kısaca 'birleşim noktası' denir.

6.    Birleşim noktası, olağan yerinden saydam topun yüzeyi üzerinde, yüzeydeki
başka bir konuma ya da içeriye doğru hareket ettirilebilir. Birleşim noktasının parlaklığı, temas ettiği herhangi bir enerji alanını aydınlatabildiğinden, yeni bir konuma geçtiğinde, derhal yeni enerji alanlarını aydınlatır, onları algılanabilir kılar. Bu algılama, görme olarak bilinir.

7.    Birleşim noktası yer değiştirdiğinde, tamamıyla farklı bir dünyanın algılanması mümkün olur—var olan dünyamız kadar nesnel ve gerçek olan bir dünya. Büyücüler, bu öteki dünyaya enerji, erk, genel ve özel sorunlara çözümler bulmak için ya da imgelenemez olanla yüzleşmek için giderler.

8.    Niyet, algılamamıza neden olan yaygın kuvvettir. Farkındalığımızın nedeni algılamamız değildir, asıl niyetin baskısı ve işgali sonucu algılarız.

9.    Büyücünün amacı, algının insanın erişebileceği tüm olasılıklarını deneyimleyerek mutlak farkındalık durumuna ulaşmaktır. Hatta bu farkındalık durumu, ölümün alternatif bir biçimi anlamına bile gelir.


Kaynakça:
Carlos Castaneda, Kartalın Armağanı 
Carlos Castaneda, İçten Gelen Ateş
Carlos Castaneda, Zamanın Çarkı
Carlos Castaneda, Sessizliğin Erki

6

(0 konusuna, Genel Konular cevap yazılmış)

Toltekler Kimlerdi?

“Toltek” (Toltek) sözcüğünün günümüz insanı için anlamı bir kültür veya Toltek İmparatorluğu olsa da, Don Juan için Toltek  'bilgi adamı' demekti. Onlar,  akıl almaz işler yapabilen kasvetli, gayretli ve güçlü büyücülerdiler.

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/toltek.jpg

Toltekler olarak bilinen eski büyücüler, İspanyollar Meksika'ya gelmeden çok zaman önce, binlerce yıl öncesine dayanan bir bilgi zincirinin son halkasıydılar. Bahsedilen zaman, İspanyol Fethi'nden yüzyıllar, belki bin yıl evveldir. Bütün bilgi adamları geniş bir coğrafi alanda yaşıyorlardı, Meksika vadisinin kuzey ve güneyine dağılmışlardı ve sağaltım, büyü yapmak, hikâye anlatmak, dans etmek, falcılık, yiyecek ve içecek hazırlamak gibi belirli iş kollarında çalışıyorlardı. Bu iş kolları bu insanları diğer sıradan insanlardan ayıran belirli bir bilgeliği besliyordu. Toltekler, aynı zamanda, günlük hayatın kalıplarına da doktor, sanatçı, öğretmen, rahip veya tüccar olarak uyuyordu. Mesleklerini, kesin kontrol altındaki düzenli kardeşlik birliği altında uyguluyor, o kadar uzmanlaşıp etkili oluyorlardı ki Toltek coğrafi yöreleri dışındaki yerlerdeki grupları dahi yönetiyorlardı.

Tolteklerin bilgi yoluna ilk çıkışları erk bitkileri yiyerek başlamıştır. Meraktan mı, açlıktan mı yoksa yanlışlıkla mı yedikleri bilinmiyor. Yüzyıllarca erk bitkileriyle uğraştıktan sonra- en sonunda - görmeyi öğrendiklerinde bu adamlardan en girişken olanları diğer bilgi adamlarına da aynı şeyi öğretmeye başladılar. Ve bu onların sonunun başlangıcı oldu.

Tolteklerin Sonu:

Zaman geçtikçe görücülerin sayısı arttı, ama içlerini saygı ve korkuyla dolduran gördüklerine karşı takıntıları o kadar yoğunlaştı ki, bu onları bilgi adamı olmaktan çıkarttı. Görme ve tanık oldukları yabancı dünyaları kontrol etme konusunda olağanüstü ustalaşmaları da kâr etmedi. Görme onların dayanıklılığını azalttı ve gördüklerini kafalarına takmalarına yol açtı. Gizli bilgileri elde ederek insanları etkileyip, kurbanlarının farkındalıklarını seçtikleri herhangi bir şey üzerine sabitleştirerek aldatan, alışılmadık insanlar oldular. Uygulamalarından yeteri kadarı bugüne kadar gelmiştir, ama bu uygulamalar eski görücülerinin özgürlüğüne değil, felaketine neden olmuştur.

Bu kaderden kaçabilen görücüler de olmuştu, görmelerine rağmen bilgi insanı olmaktan çıkmayan büyük insanlar… Bazıları görmeyi olumlu olarak kullanmak için çabaladı ve bunu izdeşlerine öğretti. Don Juan, onların liderliğinde, kimi şehirlerin nüfusunun tamamının diğer dünyalara gittiğine ve bir daha geri gelmediklerine inanmaktadır.

Fakat sadece görebilen görücüler tamamen başarısızdı ve yaşadıkları topraklar işgal edildiğinde onlar da herkes kadar savunmasızdılar. Fatihler, Toltek dünyasını ele geçirdiler, her şeyi sahiplendiler ama hiçbir zaman görmeyi öğrenemediler. Çünkü Toltek görücülerinin yaptıkları işlemleri, Toltek iç bilgeliğine sahip olmadan taklit ettiler. Bugün dahi Meksika'nın her tarafında bu fatihlerin takipçisi, Toltek yolunu uygulayan birçok büyücü vardır ama bunlar ne yaptıklarını da neden bahsettiklerini de bilmezler, çünkü onlar görücü değiller. İspanyollar geldiğinde, eski görücüler yüzyıllar önce gitmişti, ama, yeni bi dönemde yerlerini sağlamlaştırmaya başlayan yeni bir görücü kuşağı vardı.


Yeni Görücülerin Ortaya Çıkışı:

Fetih sırasında en başta çok sayıda yeni görücü vardı. Yeni dönem tam oturmaya başlayacakken İspanyol fatihler ülkeyi silip süpürdüler. Neyse ki, yeni görücüler bu tehlikeyle başa çıkmaya tamamen hazırlardı. Onlar çoktan iz sürme sanatının fevkalade uygulayıcıları olmuşlardı.

İlk Tolteklerin dünyası parçalandıktan sonra, kurtulan görücüler geri çekilip uygulamalarını gözden geçirdiler. İlk yaptıkları şey iz sürme, rüya görme ve niyeti anahtar işlemler olarak koymak ve erk bitkilerinin kullanımının önemini azaltmaktı.

Don Juan'ın dediğine göre, boyunduruk altında geçen ve yüzyıllar alan bu süre, yeni görücülerin becerilerini mükemmelleştirebilmeleri için gerekli ideal şartları sağlamıştı. Gariptir ki, bu zamanın ağır insafsızlık ve baskısı yeni görücülerin becerilerinde yeni kurallar geliştirebilmeleri için gerekli dürtüyü vermiş. Ve yaptıklarını hiç yaymamışlar, bu durum yü-zünden de bulduklarını haritalamak konusunda yalnız kalmışlar.


Yeni Görücülerin Günümüzdeki Durumu:

Don Juan’a kalırsa, bilgi yolundaki ilk insanlar çok cesur fakat çok kusurluydular. Kendisini büyücü saymadığını, “gören bir savaşçı” olduğunu belirten Don Juan, bu farkı şöyle belirtir: “Aslında, hepimiz yeni görücüleriz. Eski görücüler, büyücüydüler.”

Eski büyücülerin tekniklerinin kendilerinin ortadan kaybolmalarıyla unutulması ihtimali hakkında ise “O teknikleri bilmememiz gibi bir şey söz konusu olamaz, ama bu onları biz de uyguluyoruz anlamına gelmez. Bizim başka görüşlerimiz var. Biz yeni bi dönemdeniz." diyerek aradaki farkı dile getirmiştir.

Günümüzde, yeni görücülerden Don Juan’ın çok iyi tanıdığını belirttiği birkaç tane vardır ve onlar her tarafa yayılmış durumdalardır. Fakat onlar bilginin yeni görücülerin tavsiye ettiği iz sürme, rüya görme, ve niyet gibi özellikleri yerine dans etmek, sağaltım, büyü yapmak, konuşmak gibi başka bazı belirgin yanlarına yoğunlaşmışlardır.

Don Juan’a yeni görücülerin kimler ve nerede oldukları sorulduğunda şöyle cevap verir: “Bütünüyle bizim gibi olanlarla bizim yolumuz kesişmez. Fetih sırasında yaşayan görücüler, İspanyollarla karşılaştıklarında yok edilmekten kurtulmayı başardılar. O görücülerden her biri bir neslin temelini attı. Ve hepsi soylarını sürdüremedi, o yüzden az sayıda izdeş topluluk var."

Günümüzde ise, Don Juan, kendi topluluğuna benzeyen izdeş toplulukların hala var olduğunu ama bunların sayısının “çok az” olduklarını belirtmektedir.


Kaynak:  Carlos Castaneda,  İçten Gelen Ateş, Söz Yayınları, Çev: E. Gül, 1.Basım, 1998

7

(0 konusuna, Genel Konular cevap yazılmış)

Birlikte rüya görme, yeni görücülerin keşfidir. Nagual Juan’a göre,  rüya gören bedenin hiç aralıksız, uzun süreler Kartal'ın yayılımlarına gözlerini dikip bakması çok kolaymış ama bunun sonunda onlar tarafından tamamen tüketilmesi de çok kolaymış. Kartal'ın yayılımlarına, rüya gören bedenleri olmadan gözlerini diken görücüler ölmüşler ve rüya gören bedenleriyle gözlerini dikenler de içten gelen bir ateşle yanıp kavrulmuşlar.

Yeni görücüler, bu sorunu “takım halinde görerek” çözmüşler. Bir görücü yayılımlara gözünü dikerken, diğerleri görmeyi bitirmeye hazır beklemişler.

Beraber rüya görmenin belirli bir yolu yoktur. Beraber rüya görürken, içerde bir şey dizginleri ele alır ve birdenbire kişi kendisini diğer rüya görücülerle aynı bakışı paylaşırken bulur. Yani, birleşim noktasının konumu, etrafındaki diğer görücülerinkine uydurulur.

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/birlikte-ruya.jpg

Kadın savaşçı La Gorda, Nagual Carlos’la “birlikte rüya görmeyi” uygularken, ona şu yönergeleri izletmiştir:

Beraber rüya görmek için, kişiler rüyalarına iki farklı yerden başlarlar.  Bu iki yer birbirinden olabildiğince uzakta olmalıdır. Rüyaya ilk giren diğerini bekler, birbirlerini buldukları an, kolları kenetlerler ve birlikte derinliklere giderler. Kadın savaşçılardan Josefina, bu eyleme 'kapmak' adını veriyordu, çünkü burada birisinin, diğerini kolundan yakalaması gerekmektedir. La Gorda, kapmayı, kendi sol önkolunu Castaneda’nın sağ önkoluna kenetleyerek yapmıştır.

8

(4 konusuna, Genel Konular cevap yazılmış)

Dördüncü Rüya Görme Kapısı:

Dördüncü rüya görme kapısında enerji bedeni ile belirli, somut yerlere yolculuk edilir. Dördüncü kapıyı kullanmanın üç yolu vardır: bir, bu dünyadaki somut yerlere yolculuk etmek; iki, bu dünyanın dışındaki somut yerlere yolculuk etmek; ve üç, yalnızca başkalarının niyetlerinde var olan yerlere yolculuk etmek. En sonuncusu, üçünün en zoru ve tehlikelisidir, ve büyük bir farkla eski büyücülerin  özel tutkusudur.

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/ruya-kapilari-41.jpg

Dördüncü Kapı Uygulamaları:

1.    Dördüncü rüya görme kapısı ile ilgili dersin iki bölümü bulunmaktadır:  Birinci bölümü, eski büyücülerin ikiz konumlar olarak adlandırdıkları şeyle ilgilidir. Bunun anlamı şudur: Rüya görmeye başlarken, rüya görücünün fiziksel bedenini tuttuğu ilk konum, rüyalarında seçtiği herhangi bir yere birleşim noktasını sabitlerken, enerji bedenini tuttuğu konumun aynısıdır. İki konum, bir birim teşkil eder ve herhangi iki konum arasındaki mükemmel ilişkiyi bulabilmek büyücülerin binlerce yılını almıştır.

2.    Bunu başarabilmek için, rüya görmeye dizleri biraz büküp sağ yana yatarak başlanır.  Disiplin, bu konumu koruyarak uykuya dalmaktır. Rüyanın içindeki uygulama, kesinlikle aynı konumda uzanıp yeniden uykuya dalındığını rüyada görmektir. Bu uygulama, ikinci uykuya dalış anında, birleşim noktası tam olarak hangi konumda ise, onu o konumda sabit tutar.

3.    Bu uygulamanın sonuçları, tam algılamadır. Uygulamanın dört çeşitlemesi vardır: bunlar sağ yana yatarak uyumak, sol yana, sırtüstü ve yüzükoyun yatarak uyumaktır. Sonra rüya görmeye geçildiğinde, ilk baştaki konum korunarak ikinci kez uykuya dalmanın rüyası görülür.

Dördüncü Rüya Görme Kapısı Nasıl Geçilir?

Rüya görmenin ikiz konumuna ikinci dikkatte niyetlenme yapılabilir, ancak bu açıkla-namaz ve kavranamazdır. İkinci dikkatte, niyetlerini yansıtarak devinmeyi bilen büyücüler, seçtikleri herhangi bir nesne, bir yapı, bir nirengi noktası ya da doğal manzaranın gerçek kopyasını üretmeyi başarmak için, rüya görürken düşüncelerini yansıtma sanatını uyguluyorlardı. Örneğin rüyada memleketinizi görüyorsanız ve rüya, sağ tarafa yattığınız konumda başladıysa, rüyanızın içinde sağ yanınıza yatıp uykuya daldığınızı gördüğünüzde, büyük kolaylıkla rüyadaki memleketinizde kalabilirsiniz.  İkinci rüya, sadece memleketinizin rüyası olmakla kalmayacak; insanın imgeleyebileceği en somut rüya da olacaktır.

Büyücüler, bunu başarmak için önce basit bir nesneye sabit bakarak başlıyorlar, onun her ayrıntısını ezberliyorlardı. Sonra gözlerini kapatarak nesneyi hayallerinde canlandırıyor ve görüntü üzerinde aslına göre düzeltmeler yapıyorlardı; ta ki onu gözleri kapalı olarak tümüyle eksiksiz biçimde görene dek. Geliştirme dizgelerinde bir sonraki şey, nesneyle rüya görmek ve rüyanın içinde kendi algılamalarının görüş açısıyla nesnenin tam bir fiziksel cisimlenmesini sağlamaktır. Bu edim, tam algılamaya ilk adımdır.

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/ruya-kapilari-42.jpg

O büyücüler, basit bir nesneden gittikçe daha karmaşık nesnelere geçmişlerdi. Nihai amaçlan; hepsinin birlikte hayallerinde tam bir dünya canlandırması, sonra o dünyayı rüyada görmeleri ve böylece var olabilecekleri tümüyle gerçek bir âlemi yeniden yaratmalarıydı. Bunu yapabilen eski büyücüler,  herkesi kolaylıkla kendi niyetlerine, kendi rüyalarına çekebiliyordu. İnsan topluluklarının hep birlikte kaybolmaları, bu şekilde rüya görerek olmuştur. Önce hayallerinde canlandırmış, sonra rüyada aynı görüntüyü tekrar yaratmışlardır.

Sonuç:

Dördüncü kapıyı geçmek ve yalnızca başkasının niyetinde var olan yerlere yolculuk etmek risklidir, çünkü böyle bir rüyadaki her öğe, eninde sonunda kişisel bir öğedir. Rüyaların tam kontrolünü elde etmek,  ancak ikiz konumlar tekniğini kullanmakla mümkündür. İkinci rüya, ikinci dikkatte niyetlenmedir ve dördüncü rüya görme kapısını geçmenin tek yoludur. Yapılabilir ama kavranamaz ve açıklanamazdır.

9

(4 konusuna, Genel Konular cevap yazılmış)

Üçüncü Rüya Görme Kapısı:

Üçüncü rüya görme kapısına, rüyanın içinde kendini uyuyan bir başka insana bakarken bulduğunda ulaşılır. Ve o insan, rüya görenin kendisidir. Bu kapının odak noktası, rüya içinde uyanıp (elbette rüya farkındalığında, yani rüya gördüğünün bilincinde olarak)  kendini uyuyor görme üzerindedir.

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/ruya-kapilari-31.jpg




Üçüncü Kapı Uygulamaları:

Üçüncü rüya görme kapısında birkaç farklı ödev vardır:
   
1.    Birinci olarak, rüyacı, gerçekten yatağında kendi uyuyan bedenini görüp gör-mediğini anlamak için geçerli bir yol gösterici saptar (örneğin yatakta yatan kendi fiziksel bedeni üzerinde, uykuya yattığı kıyafetlerinin olması gibi). Kişi, rüyasında uyandığında, kendini uyuduğu odada bulmalı, bilinçli bir şekilde kendi bedenini görmelidir. Aksi takdirde, görülen sadece sıradan bir rüyadır. Eğer bilinçli rüya ise,  o rüyayı ya ayrıntılarını inceleyerek ya da onu değiştirerek, kontrol eder. 

2.    İkinci görev, rüyada enerji bedeni hareket ettirmeyi öğrenmektir. Büyücüler, enerji bedeninin üçüncü kapıda tıpkı enerjinin yaptığı şeklide devinebildiğini söylerler: Hızlı ve doğrudan.

3.    Üçüncü görevse bu kapının gerçek görevidir: Enerji bedeniyle enerjiyi görmek. Eğer bir nesnenin enerjisini göremezlerse, sıradan bir rüyadadırlar; gerçek bir dünyada değil.

4.    Rüyada görmek için, görme niyetini yüksek sesle söylemek veya küçük parmak ile işaret etmek yeterlidir. Deneyim kazandıkça niyeti seslendirmeye gereksinim kalmayacak, sessizce niyet etmek yeterli olacaktır.  Eğer rüyada, rüyamızın içindeki öğelerin enerjisini göremezsek, gerçek bir enerji üreten şeyi,  hayali bir yansıtmadan ayırt edemeyiz. 

Üçüncü Rüya Görme Kapısı Nasıl Geçilir?

Üçüncü kapıya ulaşmak, rüyacının rüyasında uyuyan bedenini görmesiyle olur.  Üçüncü kapıyı geçmekse,  kendini uyur gördükten sonra, çevrede enerji bedeniyle hızlı ve doğrudan hareket etmektir, Bu kapıda, ayaklarımız ve bacaklarımızla yürümeyiz. Nihai görevse, enerji bedeniyle enerjiyi görebilmektir.
3. kapı,  geçilmesi en zor kapıdır. Bu kapıyı geçememenin en büyük sebebi, rüyacının yaşamının anılar, umutlar, korkular gibi ağır çeken duygularla tıka basa dolu olmasıdır. Rüya görme, kullanılabilir enerjinin en küçük kırıntısını bile gerektirdiğinden, bunu aşmak için özetleme olarak bilinen tekniği uygulamak gerekir.

Özetleme, içeride hapsolmuş enerjiyi serbest bırakır ve bu özgür kılınmış enerji olmadan, rüya görmede ilerlemek mümkün değildir. Bu aşamada, enerji bedeni devindirmek için gerekli enerji, inorganik varlıklardan değil, rüyacının kendi enerjisinden gelmelidir.

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/ruya-kapilari-32.jpg

Sonuç:

Rüya görücüler, birinci ve ikinci kapılardaki alıştırmaları gerçekleştirerek enerji bedenlerine şekil vermeye başlarlar. Üçüncü kapıya vardıklarında, enerji bedenleri dışarı çıkmaya yani eyleme geçmeye hazırdır.  Bununla beraber, üçüncü kapıda, rüya görücüler, nerdeyse dayanılmaz olan her şeyin içine atlama dürtüsünden sakınmak zorundadırlar. Üçüncü rüya görme kapısında, rüya gerçekliğiyle gündelik dünya gerçekliği bilerek birleştirilmeye başlanır. Bu bir alıştırmadır ve büyücüler bunu enerji bedenini tamamlamak olarak adlandırırlar.

10

(4 konusuna, Genel Konular cevap yazılmış)

İkinci Rüya Görme Kapısı:

Rüya farkındalığında (yani rüya gördüğünün bilincinde olarak), rüya bittiği zaman doğal olarak uyanılır; ama rüyada, bir başka rüyanın içinde uyanıldığı görülür.


http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/ruya-kapilari-21.jpg

İkinci Kapı Uygulamaları:
İkinci rüya görme kapısını geçmek için iki yol bulunur:

1.    Bunlardan biri,  bir başka rüyada uyanmaktır.  Yani rüyanın içinde rüya görüldüğünü ve bu rüyadan uyanıldığını görmektir.

2.    Öbür seçenek ise, rüyadaki ayrıntıları kullanarak başka (yeni) bir rüya başlatmaktır. Buna rüya değiştirmek de denir. Bir rüya görücü bir başka rüyanın içinde uyanmayı ya da gündelik yaşamın dünyasında uyanmadan rüyalarını değiştirmeyi öğrendiğinde ikinci kapıya ulaşır.

İkinci Rüya Görme Kapısı Nasıl Geçilir?

İkinci rüya görme kapısı, rüya gören, rüyada yabancı enerji Öncülerini ayrımsayıp, onları izlemeyi öğrendiğinde geçilir. Rüya görücüler, rüyalarında başka âlemlerden gelen öncüleri, enerji bedenleri ile ayrımsarlar. Aslında ikinci rüya görme kapısı,  organik olmayan varlıkların dünyasına açılan kapıdır ve rüya gören de o kapıyı açan anahtardır.  Fakat rüya görücülerin öncüleri aramaya düşkünlük göstermeleri arzulanan bir şey değildir.


http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/ruya-kapilari-22.jpg


Sonuç:

İkinci kapının kuralı, üç adımdan oluşan bir seri olarak tanımlanır: bir, rüyayı değiştirme eğitimini uygulayarak rüya görücüler öncüleri keşfederler; iki, öncüleri izleyerek bir başka gerçek evrene girerler; ve üç, orada eylemleri aracılığıyla, o evrenin yönetim yasalarını ve kurallarını kendi kendilerine keşfederler.

Rüya görücüler ancak bu aşamadan sonra devam etmekte özgürdürler. İkinci kapının ardındaki evren öyle güçlü ve saldırgandır ki, doğal bir siper, ya da rüya görücülerin zayıflıklarının araştırıldığı bir deneme alanı görevi yapar. Rüya görücüler, bu denemeleri atlatabilirlerse bir sonraki kapıya doğru ilerleyebilirler.

11

(4 konusuna, Genel Konular cevap yazılmış)

Birinci Rüya Görme Kapısı:

İlk kapı, derin uykuya dalmadan önce, gözlerimizi açmamıza izin vermeyen hoş bir ağırlığı andıran özel bir duygunun farkına varmakla başlar.  Karanlık ve ağırlık içinde asılı bir şekilde uykuya dalmakta olduğumuzun farkına vardığımız an, bu kapıya ulaşırız. Bunu yapmak için gerekli tek yol, uykuya daldığının farkına varmaya niyet etmektir.

Rüya görme bağlamında niyetlenmek, kişinin bir rüya görücü olduğuna ilişkin kuşku götürmez bir bedensel bilgi elde etmesi, bedeninin tüm hücreleri ile bir rüya görücü olduğunu hissetmesi demektir. Uykuya daldığının farkında olunması için, uyku ile uyanıklık arasında görülen şeylerin görüntüsünü kaybetmeden tutabilmek de yeterli olur.

Birinci Kapı Uygulamaları:

1. Bu kapıda “Rüya Kurma” öğrenilir. Rüya kurmak, bir rüyanın genel durumu üzerinde kesin ve fiili bir hâkimiyet sağlamak demektir. Yani, bir rüyanın başka bir şeye kaymasına izin vermemek,  var olan görüntüyü kontrol etmek ve istenilen süre boyunca bu görüntüyü tutmaktır.

2. Bunu yapabilmek için rüyada bilinçli olarak ellere bakılması tavsiye edilir. Ellere bakma görevi rastgele seçilmiştir ve bu uygulamanın amacı belirli bir şeyi bulmak değil, aslında rüya görme dikkatini işe koyultmak ve sadece bir hareket noktası oluşturmak içindir. 

Birinci Rüya Görme Kapısı Nasıl Geçilir?

Birinci rüya görme kapısına ya uykuya daldığımızın farkında olarak ya da son derece gerçek (rüyada olduğunun farkında olmak)  bir rüya görerek ulaşırız. Kapıya bir kez ulaşınca da, rüyalardaki herhangi bir öğenin görüntüsünü sürdürmeyi becerip bu kapıdan geçilir.

Rüya görücüler, dikkatlerini geliştirmek için rüyalarında mevcut olan her şeye kısa, dikkatli bakışlar atarlar. Bir öğeye, örneğin ellere bakıp, buradan yola çıkarak ve bu noktaya mümkün olduğunca çok kez dönerek, rüyalarının içindeki öbür öğelere bakmak üzere ilerlerler.

Başlangıçta rüyalarda çok fazla şeye bakmazlar,  dört öğe yeterli olur. Sonraları, istenilen bütün öğeleri kapsayacak biçimde alan genişletebilinir. Eğer imgeler değişmeye ve kontrol yitirilmeye başlanırsa,  başlangıç noktası öğesine geri dönülür (örneğin eller) ve tekrar en başından başlanır. Bu başarıldığında, 1. kapıdan geçilmiş olur.


Sonuç:
Rüya görücüler ilk kapıya ulaştıklarında, enerji bedenlerine de ulaşırlar. Enerji bedeni, fiziksel bedenin karşılığı olan, saf enerjiden meydana gelen hayaletimsi bir yapıdır. Görüntüsü vardır; ama kütlesi yoktur. Saf enerjiden oluştuğu için, fiziksel bedenin olanaklarının ötesinde, örneğin kendisini bir an içinde evrenin en uç noktalarına taşımak gibi edimler gerçekleştirilebilir.

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/ruya-kapilari-1.jpg

12

(4 konusuna, Genel Konular cevap yazılmış)

Rüya görme, algılanabilir olanın alanını çoğaltmak ve genişletmek için, birleşim noktasının sürekli konumunu istenildiği zaman değiştirme sanatıdır. Rüya görmenin kendine özgü durumunda, rüya görmenin yedi kapısı olarak adlandırılan ve rüya görücüler tarafından engel imiş gibi algılanan yedi girişi bulunur. Rüya görme kapılarının hepsi iki aşamalıdır: Birincisi, o kapıya ulaşmaktır; ikincisi ise onu geçmektir.

13

(0 konusuna, Genel Konular cevap yazılmış)

RÜYA GÖRME SANATI

Rüya görme sanatı, kişinin sıradan rüyalarını kullanıp, onları, rüya görme dikkati denilen özel olarak geliştirilmiş bir dikkat biçimi aracılığıyla kontrollü farkındalığa dönüştürme yetisidir.

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/ruya-gorme-sanati-kesfi-001.jpg

RÜYA GÖRME SANATININ KEŞFİ

Eski görücüler, insanların rüya esnasında, insanda algının birleştiği yer olan ve sağ kürek kemiğinden bir kol uzaklıkta yer alan birleşim noktasının gevşediğinin ve kendiliğinden hafifçe sol yana doğru kaydığını; rüya görücüleri uyurken izlediklerinde ise, bazı rüyalarda birleşim noktalarının, diğer rüyalara oranla sol yanın çok daha derinine sürüklendiğini görmüşler. Bu izlenim, rüyanın içeriğinin mi birleşim noktasını oynattığı, yoksa birleşim noktasının hareketinin mi rüyanın içeriğinin kullanılmayan yayılımlarını harekete geçirerek ürettiği sorusunu doğurmuş.

Kısa zamanda, birleşim noktasının sol yana kayışının rüyalara sebep olduğunun ayırtına varmışlar. Hareket ne denli uzağaysa, rüya o denli canlı ve garipmiş. Böylece birleşim noktasının kaymasını kontrol alana dek uğraşmışlar. Bu kontrole rüya görme demişler ya da rüya gören bedenin idare edilmesi sanatı…

Böylelikle, birleşim noktalarını sol yanın derinlerine oynatmayı amaçlayarak rüyalarına hâkim olmayı denemişler. Denemeleri sonucunda, rüyalar bilinçli ya da yarı-bilinçli olarak yönlendirildiğinde, birleşim noktasının aniden her zamanki yerine döndüğünü keşfetmişler. İstedikleri, o noktanın oynaması olduğundan, rüyalara müdahale etmenin, birleşim noktasının kayışına müdahale etmek olduğu sonucuna, kaçınılmaz bir şekilde varmışlar.

Birleşim noktasının rüyalarda oynadığı yere rüya görme konumu demişler. Eski görücüler, rüya görme konumlarını sabitlemede öylesine ustalaşmışlar ki, birleşim noktalan orada demirliyken uyanabiliyorlarmış bile… Eski görücüler bu durumda uyanmayı, rüya gören beden olarak adlandırmışlar, çünkü bunu her seferinde yeni bir rüya görme konumunda uyandıklarında geçici bir yeni beden yaratacak denli denetleyebilmişler.

Yeni görücüler, önceleri rüya görmeyi kullanma konusunda duraksamışlar. Çünkü eski görücüler tüm çabalarını, rüya gören bedenin keşfi ve istismarı üzerinde yoğunlaştırmışlar. Ve onu, uygulayıcı bir beden olarak o kadar iyi kullanmayı başarmışlar ki, kendilerini gittikçe daha garip yollarla yaratmaya başlamışlar. 

Nagual Juan, sürüyle eski büyücünün, sevdikleri bir rüya gören bedende uyandıktan sonra geri dönmediğinin, yeni görücüler arasında çok duyulmuş bilgilerden olduğunu söyler. Şu anda büyük olasılıkla, kavranamaz o dünyalarda ölmüş ya da davranış ve biçimlerini kimsenin bilemeyeceği çarpıklıkta değiştirmiş olarak, hala hayatta olabilirlermiş.

Bu nedenle yeni görücüler, rüya görmenin, savaşçıları güçlendireceği yerde zayıf, takınaklı davranışlı ve kaprisli yaptığına inanmışlar. Eski görücülerin hepsi böyleymiş. Yeni görücüler, rüya görmenin —onu kullanmaktan başka seçenekleri olmadığından— şeytansı etkisini alt etmek için, karmaşık ve zengin bir davranış düzencesi geliştirip buna savaşçının yürüdüğü yol veya savaşçının yolu demişler.

Yeni görücüler, eski görücülerin çok değer verdikleri mükemmel bir vücut suretini hiç umursamamış, hatta vücudu kopya etmekle ilgilenmemişler.  Bu ismi, rüya gören bedeni, sadece birleşim noktasının devinimiyle bu dünyanın herhangi bir yerine veya insana açık diğer yedi dünyadan birine taşıyan büyük bir enerji dalgasını, bir duyumu ifade etmek için kullanmaya devam etmişler.

RÜYA GÖRME SANATININ İLKELERİ

Özet olarak, eski büyücüler, rüya görme sanatını, insanların enerji akışında gördükleri beş koşula bağladılar:

İlk olarak, sadece birleşim noktasından doğrudan geçen enerji liflerinin uygun algılama için birleşebileceğini görmüşlerdi.
İkinci olarak, birleşim noktası başka bir konuma geçtiğinde yer değiştirmenin ölçüsü ne denli küçük olursa olsun, farklı ve alışılmadık enerji liflerinin bunun içinden geçmeye başladığını, bilinçliliği ayarladığını, ve bu alışılmadık enerji alanlarını sabit ve uygun bir algılama için zorladığını gördüler. 

Üçüncü olarak, sıradan rüyalar esnasında, birleşim noktasının kendiliğinden ışıltılı kürenin yüzeyinde ya da içindeki bir başka noktaya yer değiştirebileceğini gördüler.

Dördüncü olarak, birleşim noktasının, ışıltılı kürenin dışındaki konumlara; evrenin serbest enerji lifleri arasına doğru hareket ettirilebileceğini gördüler.

Ve beşinci olarak, uyku ve sıradan rüyalar esnasında birleşim noktasının dizgesel olarak yer değiştirmesini geliştirip gerçekleştirmenin, disiplin yoluyla mümkün olduğunu gördüler.

RÜYA GÖRME AŞAMALARI

Rüya görmenin ortaya çıkmasında ilk adım, zihinsel dinginliğin sağlanması, içsel söyleşinin sona erdirilmesi ya da kendi kendine konuşmanın “yapmaması” dır. 

Bu durum üzerinde ustalık kazanmak için, birinci dikkatte, yani uyanıkken, gözler, ufuk çizgisinin hemen üzerinde bir noktada sabit tutturup odaklanmadan bakarak millerce yol yürümek; yapraklara gözünü kırpmadan uzun süre bakmak; veya savaşçı Pablito’nun yaptığı gibi “geri geri yürümek” türünden kendi yaratıcılığımızın ürünü olan edimler,  dikkati tek bir etkinlik üzerinde yoğunlaştırabilme yeteneğini geliştirerek, rüya görme dikkatini eğitirler. 

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/ruya-gorme-sanati-kesfi-003.jpg

1. Aşama: Dingin Uyanıklık: Kişinin algıları uyku durumuna geçtiği  ama kendisinin henüz farkındalığını koruduğu aşamadır. Kişisel deneyimlere bağlı olarak, bu aşamadaki algılar değişkenlik gösterir (N.Castaneda, kişisel deneyimlerinde bu aşamaya her girişinde, tıpkı göz kapaklan sıkı sıkıya kapalı birinin güneşe baktığında gördüğü gibi, kırmızımsı bir ışık seli algıladığını söyler.

N. Castaneda’nın rüya görme eğitmeni Zuleica, bir rüya görücünün ilk aşamada bir renk noktasından yola çıkması gerektiğini belirtir.  Ona göre, yoğun ışık ya da zifiri karanlık, ilk hamlede bir rüya görücü için yararsızdır. Buna karşın, mor, açık yeşil ya da koyu sarı gibi renkler, kusursuz başlama noktalarıdır. Kendisi, turuncumsu kırmızıyı tercih ediyormuş, zira deneyimleri ona, en kusursuz rahatlama duygusunu bu rengin sağladığını göstermiş. Bir kez turuncumsu kırmızı renge girme başarılabilirse, fiziksel olayların ard arda seyrinin farkında olmak kaydıyla, ikinci dikkatin sürekli olarak toparlanabileceğini garanti etmiştir.   

2. Aşama: Dinamik Uyanıklık:  Bu aşamada, durağan bir görünüm algılanır. Kişi, üç boyutlu bir resim, donuk bir görüntü, bir manzara, bir yol, bir ev, bir kişi veya herhangi bir şey görebilir.

3. Aşama: Edilgen Tanıklık: Bu aşamada rüya görücü dünyanın durağan bir görüntüsünü algılamak yerine, bir olayı gerçekleşirken gözlemler, ona tanıklık eder.

4. Aşama: Dinamik İnisiyatif: Bu aşama, rüya görücünün, edimde bulunmaya sürüklendiği aşamadır.  Etkin olmaya, girişimlerde bulunmaya, zamanını iyi kullanmaya zorlanır.

Erkeklerde rüya görmeye girmenin en iyi yolu,  göğüs kafesinin ucunda, karnın üstündeki bölgeye yoğunlaşmaktır (solar pleksus/ güneş sinirağı). Rüyaya doğru ilerleme ve arayış için gerekli olan enerji, göbek deliğinin dört beş santim üzerinde yer alan bölgeden gelir.

Kadınlarda ise, rahim kadının merkezi olduğu için, bir kadının rüyaları da rahminden gelir.  Bir rüyaya başlamak ya da onu sona erdirmek için kadının yapması gereken tek şey, dikkatini rahmi üzerine odaklamaktır.


SONUÇ

Nagual Juan’ın dediği gibi: “her savaşçının kendine özgü bir rüya görmesi vardır”. Rüya görmenin ilkeleri değişmez ama kişiye bağlı olarak izlenen yöntemler ve deneyimler değişir. Yeni görücüler, bu nedenle, rüya görmenin, doğal ve yerleşmiş olan birleşim noktasının kayması ile oluştuğundan dolayı, bize yardım edecek kimseye gereksinim duymamamız gerektiğine; rüya görmeyi kendiliğimizden, yalnız başımıza yapabileceğimize inanmışlar ve rüya gören bedeni meydana getirmenin yönteminin, sadece günlük hayatımızda kusursuzluğu sağlamak olduğunu vurgulamışlardır.


Kaynakça:
Carlos Castaneda, Rüya Görme Sanatı
Carlos Castaneda, Kartalın Armağanı 
Carlos Castaneda, İçten Gelen Ateş
Carlos Castaneda, Erk Öyküleri

14

(0 konusuna, Genel Konular cevap yazılmış)

Böylelikle yeni görücüler, kendi içlerinde etkileşen altı öğeden oluşan bir taktik oluşturmuşlar.  Bunlardan beşine savaşçılığın özellikleri deniyormuş:

Kontrol, Disiplin, Tahammül, Zamanlama,  İstenç

Bunlar, kişisel önemini kaybetmek için savaşan savaşçının dünyasının parçaları olmuşlar. Belki de en önemlisi olan altıncı öğe ise, dış dünyaya aitmiş yani küçük tiranlar.

Taktik, yalnızca kişisel önemden kurtarmakla kalmaz, savaşçıları bilgi yolunda, önemli olan tek şeyin kusursuzluk olduğu nihai kavrayışına da hazırlarmış.

Ama genellikle sadece dört öznitelik oyuna dâhil olurmuş. Beşincisi, istenç, savaşçıların son karşılaşması için, deyim yerindeyse, idam mangasına karşı saklı tutulurmuş. Çünkü istenç başka bir katmana, bilinmeyene aitken; öteki dördü, tamamıyla küçük tiranların yerleştiği yere, bilinene aitmiş.

Fetih dönemi görücülerinin başardıkları en büyük işlerden biri üç aşamalı ilerleme adını verdikleri bir oluşum olmuştur. Küçük tiranlarla karşı karşıya kalan görücüler, insan doğasını anlamış olduklarından, kendilerine hâkim olmayı becerebildikleri takdirde sarsılmadan bilinmeyenle de yüzleşebilecekleri hatta bilinemeyenin varlığına bile dayanabilecekleri gibi su götürmez bir sonuca varmışlardır.

Böylece kontrol, disiplin, zamanlama ve tahammülü kullanarak bir taktik geliştirmişler:

İlk adım, çömez olma kararıdır. Çömezler, kendileri ve dünya hakkındaki görüşlerini değiştirdikten sonra ikinci adımı atar, kendi üzerlerinde mutlak kontrol ve disiplin sağlayarak savaşçı olurlar. Tahammül ve zamanlamanın özümsenmesinin ardından sıra üçüncü adıma, bilgi adamı olmaya gelir. Bilgi adamları, görmeyi öğrenerek dördüncü adımı attıklarında artık görücü olurlar.

N. Juan, kontrol ve disiplinin, içsel bir duruma özgü olduğunu açıklar. Bir savaşçı özüne yönelir, ne var ki bencilce olmaz, özün sürekli biçimde ve tümüyle incelenmesiyle ilgilidir: “Adamın teki seni ayaklarının altında çiğnemeye hazırlanırken tinine ince ayar çekmenin adı, kontroldür"

Tahammül, dinginlikle, acele etmeden, kaygı duymadan beklemek, olacakları yalınlık ve neşeyle ertelemektir. Tahammül, savaşçının yapmaya hakkı olduğunu bildiği bir şeye, tüm tiniyle gem vurmasıdır. Tabii bu, savaşçının gidip herhangi birisine düzen hazırlaması ya da eski hesapların peşine düşmesi anlamına gelmez. Tahammül, bağımsızdır. Savaşçı, kontrol, disiplin ve zamanlamaya ulaşmışsa, tahammül ediyor olması, kim neyi hak ediyorsa onu bulmasını sağlar.

Bir savaşçı, küçük tiranla savaşımda, küçük tiranla aynı duruma düştü mü, yenilir. Öfkeyle, kontrolsüz ve disiplinsiz, tahammülsüzce davranmak,  yenilmektir. Eğer savaşçı, küçük tiranla mücadele halindeyken yenilirlerse, ya kendisini yeniden toplarlar ya da bilginin peşinden gitmeyi bırakıp yaşamının sonuna kadar küçük tiran saflarındaki yerini alır.

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/image001.jpg

15

(0 konusuna, Genel Konular cevap yazılmış)

ESKİ GÖRÜCÜLER…

Eski görücüler… Onlar, edimleri ancak masallara ve mitlere konu olan akıl almaz şeyleri yaptılar. Rüya görme sanatının kâşifleriydiler. Rüya görme pratikleri içersinde sihirli geçişleri keşfettiler, birleşim noktasının bizim için akıl almaz binlerce konumunu keşfedip, başka gerçekliklerde yaşadılar, birçoğu yaşamakla kalmayıp, o gerçekliklere yön vermeyi başardı.

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/yenigorucu001.jpg

Ama eski büyücülerin birleşim noktalarını bu konumlarda sabitlemeleri başka sonuçlar doğurdu.  Eski büyücüler, o dünyalarda var olmak için gerekli enerjiyi inorganik varlıklardan aldılar. Bu, bir tür enerji değiş tokuşu idi. Ama bununla kalmadılar, onlarla bağımlılığa dayalı marazi bir ilişki kurdular. İnorganik dostlarının onlara deneyimlettiği mucizevi edimler nedeniyle, ilgileri sadece kendilerine, ikinci dikkatteki başarılarına odaklandı. Bu nedenle gelişmiş olan ikinci dikkat becerilerine karşın, hırstan, kibirden ve insanoğluna kayıtsızlıktan yana nasiplerini fazlasıyla almışlardı: “Eski büyücülerin sorunu şuydu; harika şeyler öğrendiler, ama bunu saflığı bozulmamış alt benliklerinin temeli üzerinde yaptılar. Organik olmayan varlıklar onların dostları oldular ve dikkatle planlanmış örnekler yoluyla eski büyücülere harikalar öğrettiler. Dostları edimleri gerçekleştirdiler ve eski büyücülere bu edimleri kopya etmeleri için adım adım rehberlik edildi; ancak eski büyücüler bunları kendi temel doğalarındaki hiçbir şeyi değiştirmeksizin yaptı".*

Başarılarıyla benlikleri daha da güçlendi ve bu gerçeklikte güç sahibi olmak, insanlar üzerinde tahakküm kurmak, kimi zaman korku salmak üzere, insanoğlu ile hatta kendi aralarında anlamsız savaşlara giriştiler. Kibirleri gözlerini o kadar kör etmişti ki, sıradan insanlar tarafından öldürülebileceklerini dahi fark etmediler: “O büyücüler, aşırı bencilce merakları tarafından yönlendirilerek; bütün gayretlerini, kendilerini, zihinsel denge ve kendine hâkimiyetten gittikçe daha fazla uzaklaştıran uygulamaları mükemmelleştirmeye harcamışlar ve sonunda inançları ve uygulamalarının karmaşık eğitimi, kendilerini destekleyemeyecek kadar ağırlaşınca, yok olmuşlardı”.*

Eski büyücüler, en büyük hedeflerine, bilinçliliklerinin sürekliliğini de esnetebilmeye inorganik dostları sayesinde ulaşmışlar, böylece günümüze dek “canlı” ve “bilinçli” kalmışlardır. Don Juan, eski büyücülerin bilinçliliklerini hala korumayı başardıklarını, bizim anladığımızdan farklı olsa da hala “yaşadıklarını” belirtiyor: “Benim eski büyücülerin et-kinliklerine duyduğum nefret çok kişisel. Bir nagual olarak, onların yaptıklarından iğreniyorum. Onlar organik olmayan varlıkların dünyasında ödlekçe sığınak aradılar. Bizi parça parça etmeye hazır yırtıcı bir evrende, bizim için tek sığınağın o alem olduğunu öne sürüyorlardı. O dünya bize barınak sağlar ve bilinçliliğimizi neredeyse sonsuzluk boyunca sürdürür”.*

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/yenigorucu003.jpg

Don Juan,  eski görücülerin bu sebepten ötürü bilinçliliklerini sürdürebilecekleri dünyalarda hapsolduklarını ve özgürlük şansını yitirdiklerini söyler:  “Bunlar benim için fazla garip. Ben özgürlük istiyorum. Bilinçliliğimi koruma, ama aynı zamanda enginde kaybolma özgürlüğü. Kişisel görüşüme göre, o eski büyücüler kendi düzenleri ile mıhlanmış, abartılı, saplantılı, kaprisli adamlardı”.*

Elbette Don Juan, eski görücülerin başarılarını reddetmiyor ama bu karşı duruşun sebebini şöyle açıklıyor: “Eski görücülerin yaptıklarının elbette değeri var. Sevmediğimiz, o geçmişin tarzı. Kişisel olarak ben zihnin karanlık ve sapkın oluşundan tiksinirim. Ben düşüncenin enginliğinden hoşlanırım”.*

Eski büyücüler, şu an ortalarda görünmüyor olabilirler ama onların bilinmeyene ulaşmadaki yolları, bilinç düzlemimize atalarımızdan gelen mitlerle, kolektif bilinçdışımıza da rüyalarımız ve sezgilerimiz yoluyla günümüze dek taşındı.

İkinci kitabından sonra Castaneda’nın, Don Juan’ın önerisine uyarak, uygulamalarını “Şamanizm” sınıfından bilinçli olarak çıkartmasının sebebi budur. Castaneda öğretilerinin şamanizmle, antik ya da tek tanrılı dinlerin öğretileriyle ilgisi yoktur ve bu öğretilerle bağlantılı her edim, uygulamacısını, eski büyücülerin ruh hallerine açılan hattın sadece güçlenmesi sonucunu doğurur.

Sorun, bu uygulamaların pragmatist bakış açısıyla “işe yararlığı” değil, uygulamacısını taşıyacağı nihai yer sorunudur. 

ESKİ VE YENİ GÖRÜCÜ FARKI, SOMUTA KARŞI SOYUTUN SEÇİLMESİDİR…

Don Juan, eski görücülerin sahip olduğu somutluğu şöyle tanımlıyor: “Büyücülüğün uygulamaya dönük yanı, zihnin uygulamalar ve tekniklere saplantı derecesinde kilitlenmesi, insanlar üzerinde bırakılan yersiz etki.” *

Eski büyücülerin somuta dönük bu tür uygulamaları, onlara insanlar üzerinde tahakküm kurma gücünü de vermişti. Eski görücülerin deneyimlerini günümüzde bile cazip kılan aslında bu yeti sayılabilir: “Bizden daha fazla erkesi olan birinin bize her şeyi yaptırması mümkündür… Eski büyücüler o kadar kusursuz değildiler ve başkaları üzerinde yönetim kurma konusundaki biteviye çabaları yüzünden, öğretmenden öğrenciye aktarılan bir karanlık ve dehşet durumu yarattılar”. *


Eski büyücülerin somutluğuna karşın, yeni görücülerin soyuta olan tutkuları şöyle açıklanabilir: “Antik çağın eski görücülerinin ilgilendikleri, enerjinin pragmatik (faydacı) kullanımı üzerineydi. Onların bu gücün doğasını keşfetmeye yönelik saplantıları, bu gücü ellerinde tutmaya ve kontrol etmeye yönelik çabalarını somutlaştırmalarıyla kendini belli etti. Yeni görücüler ise bu gücün faydacı ya da somut olarak kullanılmasının mümkün olmadığını keşfettiler. Onlar, yapılabilecek tek akla uygun şeyi seçtiler: “görme”de, bu bilgiden gelen esenlik ve zarafet dışında başka amaçlar gütmeksizin, sadece bu gücün bilincinde olmayı...” **

Don Juan, yeni görücülerin izinden gittiği soyutluğu şöyle tanımlıyor: “Özgürlük arayışı, insanoğlunun elinden geldiğince her şeyi saplantısızca algılama özgürlüğüdür… Somut kazanımlarla ilgisi yok onların (yeni görücülerin). Geçmişteki büyücülerinkine benzer toplumsal işlevleri de yok”.* Özetle, Eski ve yeni görücüler arasındaki asıl fark, somuta karşın soyutun seçilmesidir.


YENİ GÖRÜCÜLER…

Yeni görücüler, eski görücülerin başına gelenlerden ders aldılar ve eski büyücülerden miras aldıkları rüya görme sanatını uygulamakla birlikte, yeni bir sanatın kâşifleri oldular: İz sürme sanatının…

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/yenigorucu004.jpg


Eski görücülerin en büyük hatası, inorganik dostlarının etkisiyle ikinci dikkatte büyük başarılar elde etmelerine rağmen, kendi doğalarında var olan hiçbir şeyi değiştirmemeleriydi. Yeni görücülerse, ikinci dikkate hazırlıksız atılmak yerine, önce Tonallarını düzenlemeyi, yani bu gerçeklikte kusursuz savaşçılar olmayı seçtiler. Özgürlüğe giden tek yolun, ne yoldaşlarına ne de başka dünyalardaki varlıklara bağlı olmamaktan, kusursuzluktan ve sarsılmaz bir niyetten geçtiğini anladılar. Bu nedenle, eski büyücülerin bilinmeyeni şu ya da bu şekilde kendi çıkarları için kullanmalarına karşın, onlar bilinmeyene sadece tanıklık etmeyi seçtiler.

Bu seçimin niteliği, yeni görücülerin ikinci dikkat deneyimlerini de yakından etkilemektedir. Onlar, eski büyücülerin ulaştığı dünyalara gitmiyorlar, bu nedenle deneyimleri aynı değil… Don Juan,  yeni görücülerin rüya görme deneyimlerinde keşfettikleri dünyaların farkından şöyle bahseder:

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/yenigorucu006.jpg

“Yeni görücülerin dolambaçlı yolu seçtikleri yer burasıdır... Benim sözünü ettiğim dünyalar; aynı içinde yaşadığımız dünya gibi, sonsuz âlemleriyle tüm dünyalar… O dünyalara girmek, yalnız günümüz büyücülerinin yaptığı türden bir rüya görme. Eski büyücüler ondan uzak durdular, çünkü duygusal bağlanmada çok fazla kopmuşluk istiyor ve kendini önemsemekten tamamen kurtulmayı gerektiriyordu. Ödemeye güçlerinin yetmediği bir bedeldi bu. Günümüzde rüya görme uygulaması yapan büyücüler için rüya görmek, imgelemin ötesinde dünyalar algılamak için özgürlüktür."

İşte bir görücünün bilinmeyen karşısındaki duruşu bir görücünün eski ya da yeni görücü mü olarak konumlanacağı konusunda yapacağı bir seçim anıdır. Bilinmeyene atılan her görücünün, daha ilk ikinci dikkat deneyiminde kendisine, Don Juan’ın, Castaneda’ya sorduğu soruyu sorması gerekir: “Çok yakında aslında eski büyücüler gibi misin, yoksa yeni büyücüler gibi mi, anlayacağız," Bu seçim bir kez yapılır. Geri dönüşü yoktur.

http://www.sessizbilgi.com/dosya/files/yenigorucu008.jpg

BİTİRİRKEN…

Eski ve yeni görücü ayrımı, bir zaman meselesi değil, tavır meselesidir.
Yeni görücülerin ışığı, bilinmeyene tanıklıkta yolumuzu mutlaka aydınlatacaktır.
Tereddüt yok!


* Carlos Castaneda, Rüya Görme Sanatı. İngilizceden çevrilmiştir.
** Carlos Castaneda,  Sihirli Geçişler. İngilizceden çevrilmiştir.